Duyurular
Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesi Bitişiğinde Faaliyet Gösteren Beton Santrali İzin ve Denetimleri Hakkında Açıklamamız, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesi Bitişiğinde Faaliyet Gösteren Beton Santrali İzin ve Denetimleri Hakkında Açıklamamız
22.02.2026

Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesi Bitişiğinde Faaliyet Gösteren Beton Santrali İzin ve Denetimleri Hakkında Açıklamamız

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği olarak, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesi bitişiğinde faaliyet gösteren beton santralinin yol açtığı toz yayılımı, hava kirliliği ve gürültü emisyonlarının hapishanede bulunan mahpusların yaşam ve sağlık hakları bakımından ciddi ve süreklilik arz eden riskler doğurduğuna ilişkin başvurumuz üzerine ilgili idari makamlarca çeşitli değerlendirmeler yapılmış ve tarafımıza yazılı yanıtlar iletilmiştir. Başvurumuz, yalnızca çevresel bir rahatsızlık iddiasına değil; kapalı bir kurumda tutulan ve yaşam koşullarını belirleme imkânı bulunmayan bireylerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ile temel haklarının korunmasına ilişkin devletin ağırlaştırılmış pozitif yükümlülüklerine dayanmaktadır.

Derneğimiz tarafından 28.11.2025 tarihinde gerçekleştirilen başvurular sonrasında süreç ilgili idari merciler nezdinde ele alınmıştır. Bolu İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü, söz konusu tesisin Bolu Belediyesi sorumluluk alanında bulunduğunu belirtmiş; şikâyet konularının görevli ve yetkili kurumlar tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından yapılan denetimde tesisin mevcut çevre izin belgelerine sahip olduğu, geçmiş kapasite raporlarına göre üretim miktarında değişiklik bulunmadığı ve belirli teknik önlemlerin uygulandığı bildirilmiştir. Bununla birlikte yeniden hava emisyon ölçümleri yapılması ve akustik rapor hazırlanması talep edilmiş; söz konusu raporların belirli bir süre içerisinde İl Müdürlüğüne sunulması istenmiştir. İl Sağlık Müdürlüğü ise yerinde inceleme yapıldığını, ancak ölçüm ve denetim yetkisinin esas olarak çevre ve belediye birimlerine ait olduğunu bildirmiştir. İl İnsan Hakları Kurulu da belediye tarafından teknik inceleme yapılmasına ve sonucun Kurula sunulmasına karar vermiştir.

Her ne kadar ilgili idarelerce çeşitli yazışmalar ve denetim işlemleri yürütülmüş olsa da, mevcut durumun yalnızca idari izin belgeleri ve teknik raporlarla sınırlı biçimde değerlendirilmesi yeterli değildir. Konunun özünde, hapishanede bulunan mahpusların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkı ve bu hakla doğrudan bağlantılı olan sağlık hakkı yer almaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça güvence altına almakta; çevrenin korunması ve çevre sağlığının geliştirilmesini devletin ve vatandaşların ortak ödevi olarak tanımlamaktadır. Bu anayasal düzenleme, devletin yalnızca pasif bir izleyici konumunda kalamayacağını, özellikle kamu gücünün tam denetimi altında bulunan hapishanelerde çevresel risklerin ortadan kaldırılması yönünde aktif ve önleyici yükümlülükler üstlendiğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 17. maddesi uyarınca herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi de devletlere, yetki alanları içerisindeki bireylerin yaşamını koruma yönünde hem negatif hem de pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Bu yükümlülükler yalnızca kasten öldürmeme veya doğrudan müdahaleden kaçınma şeklinde değil; aynı zamanda öngörülebilir ve önlenebilir çevresel ve sağlık risklerine karşı etkili önlemler alma, denetim mekanizmalarını işletme ve gerekli hâllerde faaliyeti sınırlama veya durdurma yükümlülüğünü de içermektedir. Özellikle özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin, çevresel tehlikelere karşı kendi önlemlerini alma imkânından yoksun olduğu dikkate alındığında, Anayasa’nın 56. maddesi ile AİHS’nin 2. maddesinin birlikte değerlendirilmesi, devletin sorumluluğunu daha da ağırlaştırmaktadır.

Hapishaneler bakımından bu yükümlülük daha da yoğunlaşmaktadır. Zira mahpuslar, özgürlüklerinden yoksun bırakılmış olmaları nedeniyle barındırıldıkları fiziksel koşulları seçme ya da değiştirme imkânına sahip değildir. Devlet, mahpusların tüm yaşam koşullarını belirleyen ve denetleyen konumdadır. Bu nedenle, cezaevi yerleşkesine bitişik bir sanayi tesisinin faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel etkilerin doğrudan mahpusları etkilemesi halinde, ortaya çıkabilecek risklerden devletin sorumluluğu daha da belirgin hâle gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında da, devlet gözetimi altındaki bireylerin yaşam ve sağlıklarının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerin özel bir hassasiyetle yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Bilimsel literatür, beton santralleri gibi endüstriyel tesislerden kaynaklanan ince partikül madde, silika tozu ve diğer kirleticilerin uzun vadede solunum yolu hastalıkları, astım, kronik akciğer hastalığı, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve çeşitli sistemik sağlık sorunları ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Gürültü kirliliğinin ise yalnızca işitme kaybı değil; stres artışı, uyku bozuklukları, hipertansiyon ve psikolojik sorunlar üzerinde de etkili olduğu bilinmektedir. Hapishanelerde bulunan mahpusların kapalı ve sınırlı bir alanda yaşamlarını sürdürdükleri dikkate alındığında, bu tür çevresel etkilerin maruziyet düzeyi ve süresi artmakta; dolayısıyla sağlık üzerindeki potansiyel etkiler daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu bağlamda, tesisin geçmiş tarihli izin belgelerine sahip olması veya belirli teknik önlemleri uyguladığının belirtilmesi, tek başına yaşam hakkı bakımından yeterli bir güvence sağlamaz. İzin belgelerinin varlığı, fiili durumun insan sağlığı üzerinde olumsuz etki yaratmadığını otomatik olarak göstermez. Esas olan, güncel ve bağımsız ölçümlerle riskin somut olarak ortaya konulması; bu ölçümlerin şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşılması ve elde edilen veriler doğrultusunda etkili önleyici tedbirlerin gecikmeksizin alınmasıdır. Özellikle hapishaneye bu denli yakın bir konumda bulunan bir tesis söz konusu olduğunda, ihtiyat ilkesi gereği daha sıkı bir denetim ve daha hassas bir değerlendirme yapılması zorunludur.

Yaşam hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü, yalnızca zararın gerçekleşmesinden sonra tazmin edici mekanizmaları işletmekten ibaret değildir. Aksine, ciddi ve öngörülebilir bir risk söz konusu olduğunda, bu riskin gerçekleşmesini engelleyecek önleyici ve koruyucu tedbirleri alma yükümlülüğünü içerir. Eğer mevcut faaliyetler mahpusların sağlığını uzun vadede tehdit edebilecek nitelikteyse, idarenin yalnızca rapor beklemekle yetinmesi değil; gerekli görülmesi halinde faaliyetlerin sınırlandırılması, çalışma saatlerinin düzenlenmesi, ek filtre ve kapatma sistemlerinin zorunlu kılınması veya daha ileri tedbirlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, öngörülebilir bir risk karşısında pasif kalınması, yaşam hakkının ihlali sonucunu doğurabilecek bir idari ihmale işaret edebilir.

Hapishanede bulunan mahpusların sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamalarını sağlamak, devletin temel yükümlülüklerinden biridir. Mahpusların özgürlüklerinden yoksun bırakılmış olmaları, diğer temel haklarının askıya alındığı anlamına gelmez. Aksine, devletin gözetim ve denetimi altındaki bireylerin haklarının korunması, demokratik hukuk devletinin en önemli göstergelerinden biridir.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği olarak, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan mahpusların yaşam ve sağlık hakkı ile tesisin bulunduğu yerin etki alanında çevre ve insan sağlığının korunması açısından sürecin etkin, şeffaf ve çevresel haklar ile insan haklarını gözeten bir biçimde yürütülmesini talep ediyor; ilgili tüm idari makamları anayasal ve uluslararası yükümlülüklerini eksiksiz biçimde yerine getirmeye davet ediyoruz.

Sürecin takipçisi olmaya ve gerekli hukuki girişimlerde bulunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.

Sürece dair bilgilendirme notumuza buradan ulaşabilirsinizhttps://drive.google.com/file/d/1SqLdIE22UNuT5cQkyakiTjO8xicQ33rR/view?usp=drive_link

 

ÖZGÜRLÜK İÇİN HUKUKÇULAR DERNEĞİ EKOLOJİ KOMİSYONU