
Türkiye: ÖHD avukatları ve TUAD üyeleri meşru mesleki ve insan hakları faaliyetleri nedeniyle uzun hapis cezalarına çarptırıldı
Bizler, aşağıda imzası bulunan uluslararası hukuk ve insan hakları örgütleri olarak, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi 10 avukatın ve Tutuklu Aileleri ile Dayanışma Derneği’nin (TUAD) 20 yöneticisi ve çalışanının 28 Ocak 2026 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suçlu bulunarak hapis cezalarına mahkum edilmesini güçlü bir dille kınıyoruz. Yaklaşık on yıllık bir dava sürecinin ardından verilen haksız hapis cezaları, Türkiye’de hukuk mesleğinin ve insan haklarını savunmanın kriminalize edilmesine ilişkin daha geniş çaplı örüntünün kaygı verici son örneğidir. Suçlu bulunan ve hakkında hapis cezaları verilen kişiler, temyiz başvuruları sonuçlanan dek tutuksuz yargılanmaktadır.
Meşru mesleki ve insan hakları çalışmalarının kriminalize edilmesi
Dava, ÖHD avukatları ve TUAD üyeleri hakkında 2011-2014 yılları arasında ayrı cezaevlerinde tutulan mahpusların birbirleriyle ve dışarısıyla iletişimini kolaylaştırdıkları gerekçesiyle 2016 yılında açılan bir soruşturmadan kaynaklanmaktadır. Davada yargılananların tümü, yalnızca meşru mesleki ve savunuculuk faaliyetleri nedeniyle “terör örgütüne üye olmak”, bazıları ise münferit olarak veya ilaveten “terör örgütü propagandası yapmak” ile suçlandı.
2016 yılında gerçekleştirilen gözaltılar sırasında, ÖHD üyesi dokuz avukat gözaltına alındı. Önce tamamı serbest bırakıldı, ancak savcılığın itirazı üzerine üçü tutuklandı. Av. Hüseyin Boğatekin 15 gün, Av. Ayşe Acinikli ve Av. Ramazan Demir ise altı ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı.
Dava dosyası ve duruşma tutanağı kapsamında, savcılığın dayandığı delillerin tamamen meşru faaliyetlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Bunlara, ÖHD avukatları tarafından gerçekleştirilen cezaevi ziyaretleri ve dava izlemeleri, müvekkillerinin avukatlığını yapmaları, basın açıklamaları ve meslektaşları ve müvekkilleri ile görüşmelerinin yanı sıra TUAD’ın cezaevi koşullarını belgeleme, hak ihlallerine ilişkin basın açıklamaları yapma ve 2012 yılındaki açlık grevleri sırasında mahpusların sağlık durumunu takip etme çalışmaları da dahildir. Bu çalışmaların hiçbiri, şiddete tahrik, cebir veya hukuka aykırı bir fiil içermemektedir.
Adil yargılama hakkı ihlallerinin damga vurduğu bir dava
Yaklaşık on yıllık dava süreci boyunca mahkeme, sonradan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ kısaltması, Türkiye yetkilileri tarafından, hükümetin paralel devlet kurmakla ve Temmuz 2016’daki darbe girişimini planlamakla suçladığı Gülen Cemaati’ne atfen kullanılmaktadır) üyeliği nedeniyle ihraç edilen ve/veya yargılanarak ceza alan savcılar tarafından toplanan ve aynı durumdaki hakimlerce kabul edilen materyaller de dahil olmak üzere, savunmanın hukuka aykırı olarak elde edilen delilleri dosya dışı bırakma taleplerini defalarca reddetti.
Savcılık, hukuka aykırı izleme ve dinleme faaliyetiyle elde edilen delilleri dayanak gösterdi. Telefon dinleme ve teknik takip emirlerinin süresi defalarca uzatıldı, bunlar bir yılı aşkın süre uygulandı ve TUAD ofislerine, bu tür tedbirlerin istisnai niteliği ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirlenen güvenceler, sınırlamalar ve koşullar dikkate alınmadan dinleme cihazları yerleştirildi. Avukatların yalnızca mesleki sorumlulukları kapsamında gerçekleştirdiği faaliyetler nedeniyle yargılanmakta olduğu ve iç hukuk uyarınca bu tür soruşturma ve kovuşturmaların Adalet Bakanlığı’nın önceden iznini gerektirdiği yönündeki savunmalar yeterli gerekçelendirme olmadan reddedildi.
Verilen hapis cezaları
Tüm bu eksikliklere ve yargılama sürecinde raporlanan diğer ihlallere rağmen, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Ocak 2026 tarihinde ÖHD üyesi 10 avukatı ve TUAD üyesi 20 kişiyi suçlu bularak, 10 aydan 12 yıl altı aya kadar değişen hapis cezalarına mahkum etti. Mahkumiyetler ağırlıklı olarak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314/2. maddesi uyarınca “terör örgütüne üye olmak” suçundan ve bazı kişiler hakkında ayrıca Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2. maddesi uyarınca “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından verildi. Bu maddeler Türkiye’de meşru mesleki faaliyetleri, ifade ve örgütlenme özgürlüğü haklarını kriminalize etmek için rutin olarak kötüye kullanılmaktadır. Avukatlara verilen cezalar aşağıdaki gibidir:
Davadaki diğer mahkumiyet kararları TUAD üyeleri hakkındadır ve benzer şekilde yalnızca cezaevi koşullarını belgelemek, insan hakları ihlalleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve mahpusların sağlığının ve insan onurunun korunmasını savunmak gibi meşru insan hakları ve dayanışma faaliyetleriyle ilgilidir.
İnsan haklarına yönelik bir saldırı
Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınması, tutuklanması, yargılanması ve mahkum edilmesi, onların savunmasını üstlendikleri kişilerin haklarını ihlal etmekte ve insan hakları davalarını üstlenmek ve yetki suistimallerine karşı çıkmak isteyen avukatlar üzerinde caydırıcı bir etki yaratarak, daha geniş anlamda insan haklarını olumsuz etkilemektedir. İnsan hakları alanında çalışan, özellikle de yargının siyasallaştığı ve avukatlık mesleğinin devamlı saldırı altında olduğu bir ortamda Kürtlerin ve azınlıkların haklarını ilgilendiren davalara müdahil olan ÖHD üyelerinin hedef alınması bilhassa kaygı vericidir. Bu cezalar, Türkiye’de avukatları sindirmeye, bağımsız avukatlığı ortadan kaldırmaya ve insan hakları takibini bastırmaya yönelik daha kapsamlı bir strateji bağlamında anlaşılmalıdır.
Avukatlık mesleğiyle ve insan haklarıyla ilgili uluslararası standartlara aykırılık
ÖHD avukatlarının bu davalarda yargılanması ve cezalandırılması, Türkiye’nin avukatlık mesleğini düzenleyen uluslararası insan hakları hukuku ve standartları kapsamındaki yükümlülüklerine aykırılık konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır. BM Avukatların Rolüne Dair Temel İlkeler de dahil uluslararası standartlar, avukatların müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilmemesini ve mesleki faaliyetlerine uygun olarak gerçekleştirdikleri çalışmalardan ötürü yargılama veya yaptırımla karşılaşmamasını gerektirmektedir (16. ve 18. İlkeler). Bu standartlar aynı zamanda, avukatların ve onların meslek örgütlerinin, adaletin tesisi ve insan hakları gibi konulardaki kamusal tartışmalara misilleme kaygısı taşımadan katılma haklarını doğrulamaktadır (23. İlke). Bu güvenceler, avukatların bağımsızlığını ve sindirme, müdahale veya haksız yaptırımlara maruz bırakılmamalarını güvence altına alan Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2000(21) Sayılı Tavsiye Kararı’nda da yer almaktadır. Meşru mesleki faaliyetlerin ve ifade ve örgütlenme özgürlüğü haklarının kullanılması niteliğindeki çalışmaların açıkça kriminalize edilmesi, hukuka aykırı olarak elde edilen delillere dayanıldığı yönündeki bilgiler ile birlikte göz önüne alındığında, bu dava aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6., 10. ve 11. maddeleri ile Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14., 19. ve 22. maddeleri kapsamında da sorunlar doğurmaktadır.
Çağrılar
İmzacı örgütler olarak:
Joint statement - for publication on 17 February 2026
Türkiye: Lengthy prison sentences imposed on ÖHD lawyers and TUAD members for lawful professional and human rights work
The undersigned international legal and human rights organisations strongly condemn the conviction and sentencing of ten lawyers who are members of the Association of Lawyers for Freedom (Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, ÖHD) and of 20 executives and staff of the Prisoners’ Families Solidarity Association (Tutuklu Aileleri ile Dayanışma Derneği, TUAD) by the Istanbul 14th Heavy Penal Court on 28 January 2026. The unjust sentences, imposed after nearly ten years of proceedings, are the latest alarming example of a broader pattern of criminalising the legal profession and human rights defence in Türkiye. Those convicted and sentenced are at liberty pending appeals of their convictions.
Criminalisation of lawful professional and human rights activities
The case originates from a criminal investigation launched in 2016 against ÖHD lawyers and TUAD members, based on allegations that they had facilitated communication between prisoners held in separate prisons and the outside world between 2011 and 2014. All defendants in the case were charged with “membership of an armed organisation” and, in some cases, with “making propaganda for an armed organisation”, solely on account of their lawful professional and advocacy activities.
During the arrests carried out in 2016, nine ÖHD lawyers were taken into police custody. Although all were initially released, three were remanded in prison upon the prosecutor’s objection. Hüseyin Boğatekin was released after 15 days, while Ayşe Acinikli and Ramazan Demir were held in pre-trial detention for six months.
The evidence relied upon by the prosecution appears, on the basis of the case file and trial record, to consist entirely of lawful activities. These included prison visits, trial monitoring, legal representation of clients, public statements, and communications with colleagues and clients carried out by ÖHD lawyers, as well as TUAD’s work documenting prison conditions, issuing public statements on rights violations, and monitoring the health of prisoners during the 2012 hunger strikes. None of these activities involved incitement to violence, coercion, or any form of unlawful conduct.
A trial marked by fair trial violations
Throughout the nearly ten-year trial, the court consistently rejected defence requests to exclude evidence obtained unlawfully, including material collected by prosecutors and authorised by judges who were later dismissed and/or prosecuted and convicted of membership of “Fethullahist Terrorist Organisation” (FETÖ, the term used by the Turkish authorities to designate the Gülen Movement, which the government accuses of creating a parallel state and orchestrating the coup attempt of July 2016).
The prosecution relied upon evidence obtained through unlawful surveillance measures. Wiretapping and technical surveillance orders were extended repeatedly; carried out for over a year; and listening devices were installed inside TUAD premises, without proper regard to the exceptional nature of such measures and the safeguards, limitations and conditions laid down in the Turkish Code of Criminal Procedure. Defence arguments that lawyers were being prosecuted simply for acts carried out in the course of their professional duties - and that, under domestic law, such investigations and prosecutions require Ministry of Justice’s prior authorisation - were dismissed without adequate reasoning.
Sentences imposed
Despite these shortcomings, and other violations reported in the proceedings, the Istanbul 14th Heavy Penal Court convicted 10 ÖHD lawyers and 20 TUAD members on 28 January 2026, imposing sentences ranging from 10 months to 12 years 6 months of imprisonment. The convictions were based primarily on charges of “membership of an armed organisation” under Article 314(2) of the Turkish Penal Code (TPC) and, in some cases, “making propaganda for an armed organisation” under Article 7(2) of the Anti-Terrorism Law - provisions that are routinely misused in Türkiye to criminalise lawful professional activity, expression, and association. The sentences imposed on the lawyers are as follows:
The remaining convictions in the case concern TUAD members and similarly relate solely to lawful human rights and solidarity activities, including documenting prison conditions, publicly reporting on human rights violations, and advocating for the protection of prisoners’ health and dignity.
An assault on human rights
The arrest, detention, prosecution and conviction of lawyers for carrying out their professional activities violates the rights of the individuals concerned and impacts human rights more broadly, creating a chilling effect for lawyers wanting to take on human rights cases and challenge abuses of power. The targeting of members of ÖHD working in the field of human rights – particularly those involved in cases concerning pro-Kurdish and minority rights in an environment marked by the politicisation of the judiciary and sustained attacks on the legal profession – is particularly alarming. These convictions must be understood in the context of a broader strategy to intimidate lawyers, dismantle independent legal advocacy, and suppress human rights monitoring in Türkiye.
Incompatibility with international standards on the legal profession and human rights
The prosecution and conviction of ÖHD lawyers in these proceedings raise serious concerns of incompatibility with Türkiye’s obligations under international human rights law and standards governing the legal profession. International instruments, including the United Nations Basic Principles on the Role of Lawyers, require that lawyers must not be identified with their clients or their clients’ causes and must not face prosecution or sanctions for actions taken in accordance with their professional duties (Principles 16 and 18). They further affirm the right of lawyers and their professional associations to engage in public discussion on matters concerning the administration of justice and human rights without fear of retaliation (Principle 23). These guarantees are reflected in the Council of Europe Convention for the Protection of the Profession of Lawyer and the Committee of Ministers’ Recommendation (2000)21 and, which underscore the independence of lawyers and their freedom from intimidation, interference, or improper sanctions. The proceedings also raise issues under Articles 6, 10 and 11 of the European Convention on Human Rights and Articles 14, 19 and 22 of the International Covenant on Civil and Political Rights, in light of the apparent criminalisation of lawful professional activity, expression, and association, as well as the reported reliance on unlawfully obtained evidence.
Call for action
The undersigned organisations:
Signatories (in alphabetical order):
Amnesty International
Barreau de Paris – Paris Bar Association
Behatokia – Basque Country Human Rights Observatory
Center for Research and Analysis for Democracy – CRED, Italy
Council of Bars and Law Societies of Europe (Conseil des Barreaux Européens, CCBE)
The Defense Commission of the Barcelona Bar Association
Défense Sans Frontière-Avocats Solidaires (DSF-AS)
Democratic Jurists Italy
Demokratische Jurist*innen Schweiz (Switzerland)
European Association of Lawyers for Democracy and World Human Rights (ELDH)
European Democratic Lawyers (AED)
Foundation Day of the Endangered Lawyer
Haldane Society of Socialist Lawyers, United Kingdom
Human Rights Association (İnsan Hakları Derneği)
International Association of Democratic Lawyers (IADL)
International Association of Russian Advocates
International Bar Association’s Human Rights Institute (IBAHRI)
International Federation for Human Rights (FIDH), in the framework of the Observatory for the Protection of Human Rights Defenders
International Observatory for Lawyers at Risk (OIAD)
The Law Society of England and Wales (LSEW)
Lawyers for Lawyers
Lawyers for the Rule of Law
Lawyers’ Rights Watch Canada (LRWC)
Legal Centre Lesvos, Greece
Legal Team Italia
MAF-DAD (Association for Democracy and International Law e.V)
National Union of Peoples’ Lawyers (NUPL)
New York City Bar Association
Progressive Lawyers’ Association (Çağdaş Hukukçular Derneği, ÇHD)
Republikanischer Anwältinnen- und Anwälteverein (RAV e.V., Germany)
Socialist Lawyers’ Association of Ireland
Turkey Human Rights Litigation Support Project (TLSP)
Vereinigung Demokratischer Jurist:innen e.V. (VDJ)
World Organisation Against Torture (OMCT), in the framework of the Observatory for the Protection of Human Rights Defenders
İmzacılar (Alfabetik sıra ile):
Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü)
Barreau de Paris – Paris Bar Association
Behatokia – Basque Country Human Rights Observatory
Center for Research and Analysis for Democracy – CRED, Italy
Council of Bars and Law Societies of Europe (Conseil des Barreaux Européens, CCBE)
The Defense Commission of the Barcelona Bar Association
Défense Sans Frontière-Avocats Solidaires (DSF-AS)
Democratic Jurists Italy
Demokratische Jurist*innen Schweiz (Switzerland)
European Association of Lawyers for Democracy and World Human Rights (ELDH)
European Democratic Lawyers (AED)
Foundation Day of the Endangered Lawyer
Haldane Society of Socialist Lawyers, United Kingdom
Human Rights Association (İnsan Hakları Derneği)
International Association of Democratic Lawyers (IADL)
International Association of Russian Advocates
International Bar Association’s Human Rights Institute (IBAHRI)
International Federation for Human Rights (FIDH), in the framework of the Observatory for the Protection of Human Rights Defenders
International Observatory for Lawyers at Risk (OIAD)
The Law Society of England and Wales (LSEW)
Lawyers for Lawyers
Lawyers for the Rule of Law
Lawyers’ Rights Watch Canada (LRWC)
Legal Centre Lesvos, Greece
Legal Team Italia
MAF-DAD (Association for Democracy and International Law e.V)
National Union of Peoples’ Lawyers (NUPL)
New York City Bar Association
Progressive Lawyers’ Association (Çağdaş Hukukçular Derneği, ÇHD)
Republikanischer Anwältinnen- und Anwälteverein (RAV e.V., Germany)
Socialist Lawyers’ Association of Ireland
Turkey Human Rights Litigation Support Project (Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi)
Vereinigung Demokratischer Jurist:innen e.V. (VDJ)
World Organisation Against Torture (OMCT), in the framework of the Observatory for the Protection of Human Rights Defenders