Duyurular
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabulünün 72. yılı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabulünün 72. yılı
19.03.2021

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabulünün 72. yılı

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin kabulünün 72. yılında barış, özgürlük, eşitlik, adalet istiyoruz!

Bugün, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişinin 72. yıldönümü. İkinci Dünya Savaşının hemen ertesinde ve iki büyük savaşın yol açtığı ağır insani yıkımın üzerine, ortak bir değerler istemi oluşturmak amacıyla 1945 yılında, Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan 3 yıl sonra İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabulü ve insan haklarının evrenselliği fikri insanlık için büyük bir kazanımdır. Ancak günümüzde hem Birleşmiş Milletler hem de devletler açısından insan hakları kazanımların gerilediği, insan öğesinin değil, maddi değerlerin ve eşitsizliklerin öne çıkarıldığı bir döneme girilmiştir.

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi Türkiye’de yaşanan insan hakları krizini derinleştirmiştir. Pandemi koşullarında dahi ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren siyasal iktidar, zaten 2015 Nisan-Haziran döneminde çözüm sürecini sonlandırarak Türkiye’yi geri dönülmez bir karanlığın içine sürüklemişti. Katliamlar, suikastlar, askeri operasyonlar, Kürt kentlerine yöneltilen abluka ve sıkıyönetim uygulamaları bunun en açık örnekleri olmuştu. 20 Temmuz 2015’te Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde, sınırın öte yanındaki Kürt yerleşim merkezi Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada intihar saldırısı düzenlendi. IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısı sonucu 33 kişi yaşamını yitirdi, 100’den fazla kişi yaralandı. Saldırıya ilişkin ilk iddianame 18 ay sonra hazırlandı.

16 Ağustos 2015 ile 18 Mart 2016 tarihleri arasında başta Diyarbakır, Şırnak ve Mardin olmak üzere Hakkâri, Muş, Elazığ ve Batman’daki toplam en az 22 ilçede, resmi olarak tespit edilebilen en az 63 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı uygulandı. Bu tarihler arasında 72’si çocuk en az 310 sivil sadece resmi sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş zaman dilimleri içerisinde yaşamını yitirdi. 8 Eylül 2015’te ülke genelinde HDP binalarına saldırılar gerçekleşti. 10 Ekim’de Ankara’daki barış mitingine IŞİD saldırısı gerçekleşti. İki canlı bombanın saldırısında 102 kişi yaşamını yitirdi. Bu katliam Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayıtlara geçti. 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur’da Dört Ayaklı Minare’nin önünde yaptığı açıklamada “insanlığın bu ortak mekânında çatışma, operasyon istemiyoruz.” diyen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. Cinayetten 5 yıl sonra ilk duruşması yapıldı.

Mayıs 2016’da, yani DEP’li milletvekillerinin tutuklanmalarının üzerinden 22 yıl geçtikten sonra, geçici düzenlemeyle milletvekili dokunulmazlıklarını ortadan kaldıran değişiklik AKP, MHP ve CHP oyları ile Meclis’ten geçti. HDP vekillerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, vekiller hakkında hazırlanmış olan fezlekeler ilgili yargı birimlerine gönderildi ve yargılama süreçleri başladı. 4 Kasım 2016 gecesi ise HDP’li vekillerin evleri basıldı, vekiller gözaltına alındı ve daha sonra tutuklandı.

15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından 21 Temmuz'da ilan edilen ve yedi defa uzatılan olağanüstü hal (OHAL) iki yıl sürdü. OHAL boyunca, toplam 36 KHK yayınlandı. Bu KHK'ların bazılarında on binlerce kişi işten çıkarılırken bazılarında ise evlilik programları yasaklandı, kış lastiğine dair düzenlemeler yapıldı. 2016 yılında AYM, KHK'ları inceleme yetkisi olmadığını açıkladı.130 binden fazla kişi, çıkarılan KHK'larla kamudaki görevlerinden ihraç edildi. KHK'larla çok sayıda kurum ve kuruluş da kapatıldı. Basın yayın alanında "terör örgütleriyle ilişkileri olduğu" iddiasıyla çok sayıda gazete, TV, ajans ve radyo kapatıldı. OHAL döneminde 1.767 dernek, vakıf, sendika ve federasyon KHK'larla kapatıldı. 23 Temmuz 2016'da çıkarılan bir KHK ile gözaltı süresi 30 gün olarak belirlendi. Temmuz 2016 sonrasında, darbe girişimiyle bağlantılı davalar nedeniyle on binlerce kişi tutuklandı, daha fazlası da gözaltına alındı. Fakat bu süreçte tutuklanan yalnızca darbe girişimine karışanlar veya Gülen yapılanmasına bağlı olmakla suçlananlar olmadı. Aynı zamanda gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçiler gibi toplumun farklı kesimlerinden isimler tutuklanmaya başlandı.

Hapishanelerdeki gazeteci sayısında da Türkiye dünyada bir numaraya yükseldi. Ocak 2018'deki İçişleri Bakanlığı verilerine göre HDP'li 102 belediyeden 94'üne kayyum atandı. Uluslararası Af Örgütü, 2016'da yaptığı açıklamada Türkiye'de 15 Temmuz'daki darbe girişimi sonrası gözaltına alınanların bazılarının dövülüp işkenceye maruz kaldığı yolunda güvenilir kanıtlar olduğunu bildirdi.

Siyasal iktidar her zaman kadınları ve kadın kazanımlarını hedef aldı. 2008 yılında ‘En az üç çocuk’ diye başlayan süreç, 2012’de ‘Her kürtaj bir Uludere’dir’ söylemiyle taçlandırıldı. İş 2014 yılında, kadın ‘erkek- eşitliği fıtrata aykırı’ demeye kadar vardı. Neoliberal istihdam ve emek politikaları da iktidarın kadın ve aile konusundaki siyasal hedefini büyütmesine maddi bir temel sağladı. Yetmedi, İstanbul Sözleşmesi ile toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı koruma mekanizmalarını düzenleyen ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayan yasal düzenlemeler hedef alındı.

Kolluk kuvvetlerinin işkence ve infazlarına ilişkin cezasızlık politikası uygulandı. Basın verilerine göre polis son 12 yılda 91’i çocuk olmak üzere 395 kişiyi dur ihtarına uymadığı iddiasıyla öldürdü. Son üç yılda ise faili polis olan 116 cinayet işlendi.

Ve Nisan 2011’den beri Suriye’de yaşanan savaştan kaçarak yaşamak için Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteciler; sınır hatlarında vuruldu, işkence gördü, ucuz iş gücü olarak çalıştırıldı, inşaatlarda yaşamlarını yitirdi ve Avrupa Birliği ile Türkiye arasında bir koz olarak görülerek sınır hatlarında çaresizliğe terk edildi.

Türkiye hapishanelerinde kötü muamele ve tecrit uygulamaları arttı. İmralı Hapishanesi’nde 2011 yılından itibaren özel olarak tecrit ve izolasyon politikası uygulandı. Aşırı kalabalık, ısıtılmayan ve havalandırılmayan koğuşlar, gün ışığından yeterince faydalanamama, düzenli tedavi göremeyen hasta mahpuslar, yeterli hekim ve sağlık personelinin bulunmaması, temiz ve sıcak suya yeterince erişememe ve diyet yemeklerinin bulunmaması halen Türkiye hapishanelerinde devam eden sorunlardır. İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre 604’ü ağır olmak üzere toplam 1605 hasta mahpus bulunmaktadır. Hasta mahpuslar, savcılık, hastane ve Adli Tıp Kurumu arasındaki çelişkili raporlarla ölüme mahkûm edilmekte ve ölüm eşiğine gelmeden tahliye edilmemektedir. Pandemi sonrası daha da kötüleşen koşullarla birlikte hasta mahpuslar hapishaneden tabutla çıkmaktadır. İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre sadece 2020 yılında 49 hasta mahpus hapishanede yaşamını yitirdi. Mahpuslar Türkiye hapishanelerinde devam eden hak ihlallerine ve tecrit uygulamalarına karşı 27 Kasım 2020 tarihinden itibaren süreli dönüşümsüz açlık grevi eylemine başladılar ancak siyasal iktidar hak ihlali uygulamalarına devam ediyor.

Türkiye’de kişiselleştirilmiş yargılama ve cezalandırılmalarla muhalifler sindirildi. Genel müzakere için ise en önemli araç olan kitle iletişim araçları iktidarla donanmış bir arena haline geldi. Geçmişten günümüze halen yaşanan bu katliamlar, haksızlıklar ve kıyımlar karşısında rasyonel ve ortak geleceğe dönük bir Türkiye tahayyülümüz var. Bizler; her nasılsa sağ kalmayı başarmış olanlar, olan bitene tanıklık etmiş olanlar, kaybettiklerimizin yakınları, onların yanında duran başkaları olarak bugün “İnsan Hakları Günü’nde bu zülüm coğrafyasından tüm dünyaya haykırıyoruz. Yasını tutamadığımız kayıplarımızın, tahrip edilmiş mezarlıklarımızın, suikastların, faili meçhullerin, ‘siyasal davalar’ ile tutsak edilmenin hesabını malum olan, muhtemel olan, meçhul olan tüm faillerimizden yargı önünde soracağız. Özgürlük için Hukukçular Derneği olarak insan hakları mücadelesini yükseltmeye, tüm dünyada barış, özgürlük, eşitlik ve adalet istemeye devam edeceğiz.