Duyurular
İÇ ANADOLU BÖLGESİ HAPİSHANELERİ  HAK İHLALLERİ RAPORU, öhd iç anadolu hapishane,
19.06.2021

İÇ ANADOLU BÖLGESİ HAPİSHANELERİ HAK İHLALLERİ RAPORU

GİRİŞ

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu tarafından farklı tarihlerde farklı hapishanelerde hak ihlallerine uğrayan mahpusların kendileri, vekilleri veya aileleri tarafından derneğimize yapılan başvurulara istinaden ve hapishanelerde devam eden açlık grevlerine ilişkin mahpusların sağlık durumları hakkında, mahpuslarla ve bazı hapishanelerde hapishane idareleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiş; gerçekleştirilen bu görüşmeler neticesinde tespit edilen hususlar raporlaştırılmıştır.

Bu rapor, İç Anadolu Bölgesinde bulunan hapishanelerde, mahpuslarla gerçekleştirilen görüşmelerdeki beyanlar ve hapishane idareleriyle gerçekleştirilen görüşmeler çerçevesinde oluşturulmuştur.

 

Rapor ile amaçlanan;

Başvuru konusu olan işkence ve kötü muamele ile diğer insan hakkı ihlallerinin önlenmesi, temel hak ve hürriyetlere ilişkin ihlallerin tespiti ve ihlallere ilişkin etkili soruşturma yürütülmesini, yetki ve sorumluluğu olan tüm mercilerin ve kurumların bu ihlallerin sonlandırılmasına yönelik harekete geçmelerini sağlamaktır.

2021 yılı Ocak, Şubat ve Mart aylarında yaşanan genel hak ihlalleri ile birlikte Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen ve yeni tip coronavirüs olarak bilinen Covid-19 Salgını kapsamında hapishane idareleri tarafından alınan önlemler ve bunlardan kaynaklı hak ihlallerinin ve ayrıca 27.11.2020 tarihinde tecride karşı hapishanelerde başlatılan açlık grevlerine ilişkin durumun kamuoyuna aktarılması amacı ile kaleme alınmıştır.

Rapora konu edilen hapishanelerde tecrit çok yoğun olarak yaşanmaktadır. Sınırlı sayıda kişiyle, çok küçük boyuttaki hücrelerde yaşayan mahpusların psikolojik ve fiziksel olarak sorunlar yaşamaları kaçınılmazdır. Tecrit uygulaması, İHAM tarafından kişinin bedensel veya ruhsal sağlığı üzerindeki etkileri gibi kriterlere bağlı olarak insanlık dışı veya onur kırıcı muamele kapsamında değerlendirilmektedir. Bu sebeple hukuka aykırıdır.

Pandemi öncesi dahi özellikle sohbet ve spor hakkı gibi ortak alan faaliyetlerinin uygulanmasında sorunlar yaşanırken ve bu uygulamalar kanunda öngörülen sürelerde ve şekillerde uygulanmazken pandemiyle birlikte alınan önlemler kapsamında hapishanelerde tecrit en üst düzeye ulaşmıştır. Mahpusların gerek dış dünya gerekse hapishane içerisinde diğer mahpuslarla olan ilişkileri neredeyse tamamen kesilmiştir.

 

Rapor tarihi itibariyle;

1-Ankara Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde (Ankara)

2-Ankara Sincan 2 Nolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde (Ankara)

3-Tokat T Tipi Hapishanesinde (Tokat)

4-Amasya E Tipi Hapishanesinde (Amasya)

5-Dinar T Tipi Kapalı Hapishanesinde (Afyon)

6-Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde (Afyon)

7-Karabük T Tipi Hapishanesinde (Karabük)

8-Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesinde (Kayseri)

9-Bünyan 1-2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde (Kayseri)

10-Kırşehir E Tipi Hapishanesinde (Kırşehir)

11- Kırıkkale F Tipi Hapishanesi (Kırıkkale)

bulunan mahpuslarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir.

 

1-) Sincan Kadın ve 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde (Ankara)

Mahpuslarla yapılan görüşmelerde, maske ve eldiven temininin sadece koğuştan dışarı çıktıkları durumlarda sağlandığı onun dışında maske ve eldiven temininin sağlanmadığı, hastaneye gidişlerde önlük giydirildiği belirtilmiştir. Koğuşlara ayda bir çamaşır suyu ve haftalık olarak dezenfektan verildiği, bu malzemelerin ise yetersiz olduğu ifade edilmiştir. Beş günlük süreli-dönüşümlü açlık grevi yapan mahpuslara vitamin tedariki yapılmadığı, açlık grevi bitiminde uygun gıda-yemek (çorba ve daha yumuşak yiyecekler gibi) verilmediği de dile getirilmiştir. Daha önce mahpusların hastalıkları sebebiyle rutin olarak verilen bazı ilaçların pandemi dönemi ücretle verilmeye başlandığı belirtilmiştir.

Yeni Yaşam Gazetesine yönelik engellemelerin devam ettiği, bir yıl önce el konulan radyoların halen iade edilmediği, tek iletişim olanaklarının aileleriyle yaptıkları telefon görüşmeleri olduğu, başka hiçbir etkinlik ve iletişim olanaklarının bulunmadığı ve bu durumun ağır tecrit uygulamasına dönüştüğü belirtilmiştir. Adli mahpuslarda koğuş değişikliğinin yapılabildiği, siyasi mahpuslarda ise bu durumun güçleştirildiği ve pandeminin buna gerekçe gösterildiği ifade edilmiştir. Pandemi sebebiyle tüm iletişim olanaklarının kısıtlandığı bu süreçte, koğuş değişikliği ile tecridin etkilerinin azaltılmasının mümkün olduğu; ancak bu konuda idarenin çözüme yanaşmadığı da belirtilmiştir.

Adalet Bakanlığı tarafından gönderilen kurum içi genelgeye dayanılarak, Sincan Kadın Kapalı Hapishane idaresi tarafından, hapishane dışından gönderilen kitap ve yayınların iki ayda bir teslim edilmesi hususunda karar alındığı belirtilmiştir. Adalet Bakanlığı Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Eğitim Kurulu Başkanlığı tarafından 19.10.2020 tarih ve 2020/99 karar numaralı karar ile Adalet Bakanlığı’nın 21.08.2020 tarih ve 48020301 numaralı süreli-süresiz yayınlara ilişkin gönderdiği yazısı gerekçe gösterilerek süreli-süresiz yayınların tesliminin 2 ayda 1 olacağı şeklinde düzenleme yapılmıştır.

2 Nolu F Tipi hapishanesinde mahpuslarla yapılan görüşmelerde; OHALden sonra hala hiçbir haklardan faydalandırılmadığı; sohbet hakkı, etkinliklerden faydalanma haklarının engellendiği belirtilmiştir. Yeni Yaşam Gazetesinin yaklaşık 4 yıldır verilmediği, hiçbir sosyal haklardan faydalandırılmadıkları belirtilmiştir.

 

2-) Tokat T Tipi Hapishanesinde (Tokat)

Hapishane yönetimi; 2 sene içerisinde 3 ayda bir tekrar karar almak sureti ile siyasi tutsakların; (tüm hükümlü ve tutukluların) avukat görüşlerini teknik cihazla sesli ve görüntülü olarak kaydetmekte ve görüşler bir infaz koruma memurunun nezaretinde gerçekleşmektedir. Bu karar mahpuslara tebliğ dahi edilmeden, kesinleştirilmeden uygulanmaktadır. Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.12.2020 tarihli bu yönlü kararının bir örneği görüşme gerçekleştiren komisyon üyelerince teslim alınmış olup, daha önce alınan kararlara karşı yasal yollara mahpuslar ve vekilleri tarafından başvurulduğu öğrenilmiştir. Belirtmek gerekir ki, görüşmenin teknik cihazla sesli ve görüntülü olarak kayda alınması, yine görüşmede bir infaz koruma memurunun da bulunması yönündeki karar nedeniyle görüşme kısıtlı olarak gerçekleştirilebilmiş, avukat-müvekkil görüşmesinin gizliliği ve evrensel hukuk teamülleri doğrultusunda mahpusun haklarını ihlal etmemesi maksadıyla görüşme içeriğinde mahpusların beyanları sınırlı olarak alınabilmiştir.

Mahpus Z.T. önceki görüşmelerde ilettiği hususlara ek olarak; yaklaşık bir haftadır spor etkinliğine çıkmaya başladıklarını, halihazırda aile görüşü yapılamadığı için haftada 20 dakika telefonla yapılan görüşmenin devam ettiğini, kendilerine kitap olarak yalnızca iki ayda bir kitap verildiğini, bu uygulamanın hapishane mahiyeti düşünüldüğünde kendileri için oldukça zorlayıcı olduğunu, Yeni Yaşam Gazetesinin verilmediğini, verilen gazetelerin ise 1 gün gecikmeli verildiğini, İdarenin aile görüşlerinin başlaması halinde ayda iki sefer kapalı görüşme yapılacağını şifahen ilettiğini; ancak bu durumda 20 dakika olan telefon görüşünün yine 10 dakikaya düşürülme ihtimalinin bulunduğunu, çok sayıda mahpusun ailesinin uzakta yaşadığını, telefon görüşünün düşürülmesinin yine kendilerine yönelik tecridi arttıracağından endişelendiğini, açlık grevlerinin devam ettiğini, ancak kendilerine İdarece verilen iaşenin ölüm oruçlarında verilen iaşe içeriğine sahip olduğunu, yani açlık grevindeki bir mahpusa yalnızca 1 limon, 1 kaşık şeker, 1 kaşık tuz verildiğini iletmiştir. Ancak mahpusun sağlık durumuna ilişkin detaylı bilgi alınamamıştır. Mahpus aynı zamanda kendisi de dahil olmak üzere çok sayıda mahpusun ailelerinin uzak şehirlerde yaşadığını, bu nedenle sevk talep ettiklerini, ancak sevk taleplerinin pandemiye kadar kabul görmediğini, pandemi nedeniyle durdurulan sevklerin halihazırda tekrar açıldığını ancak yine taleplerine olumlu ya da olumsuz dönüş alamadıklarını beyan ve ifade etmiştir.

Mahpus Ö.A. önceki görüşmelerde ilettiği hususlara ek olarak; spor etkinliklerine çıkmaya başladıklarını, kapalı görüş yapılmaya başlanacağını, çok sayıda mahpusun sevk talebi olduğunu ancak taleplerin gerekçesiz şekilde reddedildiğini, aile ve arkadaş görüşü yapamayan mahpusların bu nedenle tecrit altında olduklarını, Hapishane İdaresince kendilerine sevklerin açıldığının iletilmesine rağmen kabul edilen hiçbir sevk talebi olmadığını, avukat görüşlerinin kayıt altına alınmasına ilişkin kararlara dair Hapishane idaresi tarafından kendilerine çelişkili beyanlarda bulunulduğunu, açlık grevlerinin devam ettiğini belirtmiştir. Ancak mahpusun sağlık durumuna ilişkin bilgi alınamamıştır.

Mahpus M.S. Hapishanede ağır hasta mahpusların olduğunu bu süreçte hastaneye gitmek isteyenlerden gitmek istediklerine dair dilekçe alındığını iletti. A. D. isimli mahpusun rahatsızlığı (kolon kanseri, tansiyon ve şeker) bulunduğundan ağır hasta olduğu ancak hastaneye sevkinin yapılmadığını beyan etmiş, 1 yıldır yasaklanan spor etkinliklerinin henüz 1 haftadır başladığını, Yeni Yaşam ve Evrensel gazetelerinin verilmediğini, 14 kişilik koğuşta kaldığını, kaldıkları koğuşun arkadaşlarının kaldığı koğuşlarla birbirlerine çok uzak olduğunu bu sebeple bir araya gelemediklerini ve hiçbir şekilde sohbet edemediklerini görüşmecilere iletmiştir.

Mahpus İ.H.Y, Hapishanede süreli – dönüşümlü açlık grevi olduğunu, kendisinin geçenlerde açlık grevine girdiğini, iaşeden yararlanamadıklarını, kendisinin ve greve giren arkadaşların grevdeyken şeker, tuz ve limon istemelerine rağmen verilmediğini, kendilerine ölüm orucu iaşesi verildiğini, Yeni Yaşam ve Evrensel gazetelerinin verilmediğini, 2 ayda bir yalnızca 1 kitap verildiğini iletmiştir. 1 yıldır yasaklanan spor etkinliklerinin henüz 1 haftadır başladığını, top oynamak için sahaya çıkamadıklarını, futbol topu verilmediğini; buna gerekçe olarak da futbol topunun duvarları kirleteceği ya da yıkacağının öne sürüldüğünü aktarmış ancak memurların futbol oynadıklarını eklemiştir. Kantin fiyatlarının çok fahiş olduğunu, her mahpusa günlük iki ekmek verilmesine rağmen son bir senedir her mahpusa günlük bir ekmek verildiğini ve bunun yeterli gelmediğini iletmiştir. 6 yıldır tutuklu olduğunu ancak cezasının henüz onanmadığını, buna rağmen sanki ağır ceza almış gibi pencereleri tel örgülü ve şartları çok ağır odalarda kaldıklarına değinmiştir.

Mahpus aynı zamanda kendisi de dahil olmak üzere çok sayıda mahpusun ailelerinin uzak şehirlerde yaşadığını, bu nedenle sevk talep ettiklerini, ancak sevk taleplerinin pandemiye kadar kabul görmediğini, pandemi nedeniyle durdurulan sevklerin halihazırda tekrar açıldığını ancak yine taleplerine olumlu ya da olumsuz dönüş alamadıklarını beyan ve ifade etmiştir.

 

3-) Amasya E Tipi Hapishanesi (Amasya)

Amasya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda avukat görüşleri kapalı görüş şeklinde yapılmaktadır. Anılan görüşmenin yapıldığı gün ayrıca aile görüşlerinin de olduğu görülmüş, tarafımıza avukat görüşü aile görüşleri ile birlikte yaptırılmıştır. Bu durumun mahpusun en temel savunma ve savunmanın gizliliğine dair haklarını ihlal ettiği açıktır.

Mahpus T. Ü. tüm etkinliklerin uzun süredir durdurulduğunu, aile görüşünün kapalı şekilde yapıldığını, ancak ailelerinin uzakta yaşamaları nedeniyle bu haktan neredeyse hiç faydalanamadıklarını, haftada 2 defa 10ar dakika telefon görüşü haklarının olduğunu, pandemi başında temizlik malzemeleri verilmekte ise de artık düzenli verilmediğini, Salı günleri odaların dezenfekte edildiğini (ilaçlama şeklinde), pandemi nedeniyle durdurulan sevklerin açıldığını öğrendiklerini, ancak kendilerinin sevk taleplerinin gerekçesiz şekilde karşılanmadığını, mevcut durumda tecrit altında olduklarını ve bu hususta değişen bir şeyin olmadığını iletmiştir.

Mahpus M.Y. 6 kişilik tek bir koğuşta kaldıklarını, tecrit koşullarının hakim olduğunu, hiçbir sosyal ve kültürel aktiviteden yararlanamadıklarını, spor yapamadıklarını, mektup gönderemediklerini tarafımıza aktarmıştır. Kürtçe yazdığı bir mektubun gönderilmesi için görevlilerce kendisinden 60 TL istendiğine değinmiştir.

Hapishane sevk taleplerinin Korona sebebiyle ret edildiğini, en son ki sevk başvurularının, sevk istenen cezaevlerinin Korona sebebiyle sevk alamadıklarını ve UYAPta görünmediği nedeniyle ret edildiğini, bu husus üzerine hapishane yönetiminden sevk alabilecek cezaevleri listesini talep ettiklerini ancak kendilerine liste verilmediğini ifade etmiştir.

 

4-) Dinar T Tipi Kapalı Hapishanesi (Afyon)

Mahpus M.T., 8 yıldır aynı hapishanede bulunduğunu, Defalarca başka hapishanelere gitmek için sevk istediğini ve dilekçe yazdığını beyan etmiş ancak idareden olumlu bir cevap alamamıştır.2019 yılında girmiş olduğu açlık grevi nedeniyle fiziksel sorunlarla boğuştuğunu ve ağır bir şekilde akciğer rahatsızlığı çektiğini, sürekli burun akıntısı yaşadığını beyan etmiştir. Covid-19 Pandemi başlangıcından bu görüşme gerçekleştirilen tarihe kadar hastaneye pandemi gerekçesiyle sevkinin yapılmadığını belirtmiş revir doktorunu kısıtlı imkanlarla kendisini muayene ettiğini ifade etmiştir. Bulundukları hapishanede suyun kireçli olması nedeniyle içme suyu kalitesinin rahatsızlık verici boyutta olduğunu kantinde ise fiyatların fahiş fiyatta olduğunu beyan etmiştir.. Sosyal, kültürel her türü aktiviteden mahrum kaldığını, spor, kütüphane gibi hiçbir faaliyetinin bulunmadığını idare tarafından radyo, televizyon ve gazetenin verilmediğini, dışarıdan kitap alımının kabul edilmediğini dilekçe ve mektuplarının karşı tarafa ulaşıp ulaşmadığı noktasında kendilerinin bilgilerinin olmadığı hapishane idaresi tarafından ise sorunun kendilerinden kaynaklanmadığı mahpuslara ifade ediliyor.

Mahpus H.A yaklaşık 4 yıldır bulunduğun 2019 yılından itibaren tekli koğuşta kaldığını defalarca idare ve birkaç kez Hapishane savcısı ile çoklu koğuşa geçmek için görüşme gerçekleştirdiğini ancak idareden seni koğuş arkadaşlarına veremeyizayrıca senin için birkaç sefer bakanlığa sevk talebinde bulunduk ve bakanlıkça her seferinde red talebi geldi ve bizim yapacağımız bişey yokdenilerek dayanaksız cevaplar verildiğini ancak ‘örgütten ayrılıyorumdiye dilekçe yazılması halinde seni bir hafta içersinde başka bir hapishaneye göndermiş oluruzdiye idarenin dayatma da bulunduğunu beyan etmiştir.

Mahpus H.A. hukuk dışı bu uygulamayı kabul etmediği için yaklaşık 2 senedir koğuşta tek başına tutulmaktadır.

 

5-) Afyon T Tipi Kapalı Hapishanesi (Afyon)

05.03.2021 tarihinde yapılan görüşmede mahpuslar, sürekli olarak ayakta sayım dayatmasının devam ettiğini, pandemi nedeniyle kendilerine fiziki bir müdahalede bulunulamadığını; ancak tehdit, psikolojik, duygusal şiddete sürekli maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Sayım esnasında aynı hizada olmalarının istendiğini ve tek ayaküstünde sayım yapılmak istendiğini belirtmişlerdir.

Mahpus H.Y. hastaneye götürülmediklerini, içlerinde açık kalp ameliyatı geçiren, bronşit, göz ve mide sorunları olanların bile defalarca talepte bulundukları; ancak pandemi nedeniyle sürekli hastane   gidişlerinin ertelendiği, sadece çok acil bir durumda hastaneye götürüldükleri belirtilmiştir. İnfaz Hakimlikleri, Savcılıklar, Bakanlık vs. yerlere dilekçe gönderdiklerini; ama dilekçelerin karşı tarafa ulaşıp ulaşmadığı konusunda herhangi bir bilgi sahibi olamadıklarını, idare tarafından bu konuda bilgi verilmediğini, kendilerine sadece 5 kitap hakkı tanındığını, ciltli kitapların dahi bu kitap sayısından düştüğünü, özel günler (yıl başı, bayram) dışında dışarıdan yeni kitaplara müsaade edilmediğini ifade etmiştir. Mahpus H.Y. kapasitesi 12 kişi olan koğuşta 18 kişi kaldıklarını yukarıda belirtilen şekilde rahatsızlığı bulunan koğuş arkadaşlarının yüksek risk altında olduğunu belirtmiştir. Şikayet ve taleplerini hapishane idaresine aktarmak istediklerinde idare tarafından pandemi gerekçe gösterilerek sürekli reddedildiklerini belirtmiştir.

Mahpus M.S.A., 17 Haziran 2020 tarihinden bu yana tekli koğuşta kaldığını ve hangi hukuki veya somut gerekçeyle böyle bir uygulama ile karşılaştığını bilmediğini ifade etmiştir. Hapishane idaresinin kendisine bu durumun muhatabının Bakanlık olduğu, Bakanlığın emrinin bu mahpusların tekli koğuşta kalması gerektiği’’ şeklinde cevap verildiğini halen tecrit halinde tutulduğunu ifade etmiştir. Sosyal, kültürel her türü aktiviteden mahrum kaldığını, spor, kütüphane gibi hiçbir faaliyetinin bulunmadığını, günlük sadece düzensiz bir biçimde 2 saat havalandırma hakkı verildiğini belirtmiştir, gece uyanması için kapı mazgallarının sesli bir biçimde sürekli açılıp kapatılması gibi psikolojik şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Özellikle pandemi süreci de bahane edilerek insanlık dışı izolasyona maruz kaldıklarını, revirden en erken 10-15 gün sonrasına randevu alabildiğini belirtmiştir. Mahpus M.S.A. astım ve sinüzit rahatsızlığı olduğunu troit bezi yetmezliğinden muzdarip olduğunu beyan etmiştir.

Mahpus Y.B., uzun bir süreden bu yana tekli koğuşta kalmakta olduğunu, Hapishane idaresine tekli koğuşta kalmak istemediğini hem sözlü hem de yazılı olarak belirtmiş olmasına rağmen hapishane idaresinin bu durumun muhatabının Bakanlık olduğu, Bakanlığın emrinin tekli koğuşta bırakılmaları yönünde olduğunu’’ belirtmesi üzerine tecrit halinde tutulduğunu ve sosyal ve kültürel her türlü haktan mahrum kaldığını belirtmiştir. Hapishanede birçok hak ihlalinin, çıplak arama ve ayakta sayım uygulamasının olduğunu belirtmiştir. Hapishanede komşu hücresinde bulunan bir adli suçlu bir mahkuma gardiyanlar tarafından şiddet uygulandığını ve hakaretler edildiğini gören ve duyan müvekkil bu durumu savcılığa şikayet etmiş sonrasında Hapishane idaresi tarafından hücresine baskın yapılarak yazmakta bulunduğu kitaba ve elinde bulunan kaynaklara el konulmuş tüm itirazlarına rağmen kendisine teslim edilmemiştir.

Mahpus İ.Ç, yaklaşık bir yıldır tek kişilik odada kaldığını, koğuşa alınma talebinin sürekli reddedildiğini, bir yıldır spor yapamadığını, dışarıdan iç çamaşırı gönderilmesine izin verilmediğini, fahiş fiyatlara kantinden alınmak zorunda bırakıldığını, odasında televizyon bulunmadığını, talepte bulunmasına rağmen kendisine olumsuz yanıt verildiğini, mahpus arkadaşlarından birisinin televizyonunun olduğunu ve depoda bulunduğunu, bu arkadaşının televizyonunu kendisine hibe etmesine rağmen hapishane idaresinin mahpuslar arasında yardımlaşmanın yasak olduğunu sebep göstererek televizyonu vermediğini, hapishane dışından gönderilen kitapların kendisine verilmediğini, buna sebep olarak İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı’nın 22.04.2020 tarih 2020/2439 nolu kararı ile sadece hapishane  içerisinden kitap alınacağına dair kararın gösterildiğini belirtmiştir. Mezkur karara itiraz edilmesi üzerine İnfaz Hakimliği 07.07.2020 tarih 2020/2044 Esas Nolu kararı ile İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı’nın kararını hukuka aykırı bulmuş, ancak hapishane memurlarının hukuksuz fiile aynen devam etmeleri üzerine ikinci bir defa karara itiraz edilmesi sonucu İnfaz Hakimliği bu defa 2020/3340 esas 2020/3505 K. Sayılı kararı ile İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı’nın kararında hukuka aykırılık görmediğini karar altına almıştır. Sonuç olarak kendilerine gönderilen kitapları alamadıklarını, hapishane içerindeki kitapları fahiş fiyatlara almak zorunda bırakıldıklarını, istisna olarak yalnız aile tarafından özel günlerde kitap gönderilebileceğini ve bunun yılda sadece 5 kitapla sınırlı olduğunu tarafımıza iletmiştir.

Ayrıca Mahpus İ.Ç. hapishane dışından kendilerine gönderilen kitapların verilmediğini, hapishane içinden kitap almak zorunda bırakıldıklarını, 20-25 TL olan kitapları 40-45 TL olarak satın alınmaya mecbur bırakıldıklarını, hapishane içi mektuplarının aralarında sadece bir duvar olmasına rağmen 3 -4 ayda ancak karşı tarafa iletildiğini ifade etmiştir.

 

6-) Karabük T Tipi Kapalı Hapishanesi

Mahpus H. A. Hapishanede kendisi de dahil olmak üzere tanıdığı diğer tüm mahpusların hemen hemen tamamının covid geçirdiğini beyan etmiş. Pandemi sürecinden bu yana etkinlik yasağının devam ettiğini mahpus Yeni İnfaz düzenlemesinden sonra 6 ayda bir değerlendirme raporu nedeni ile bazı kişilerin görüşmeye çağrıldığını, kendisinin çağrılmadığını, Bu değerlendirmede; hala o koğuşta kaldığı, örgütten ayrıldığına dair bilgi olmadığı yönünde rapor tutulduğunu iletmiştir. Kendilerinin yeni yasaya göre hükümlerini infaz edemeyeceklerini, eski yasaya tabii olduklarını ileri sürerek; müddetnameye itiraz ettiklerinde ise savcının böyle uygun gördüğünün kendilerine hapishane idaresince söylendiğini ifade etmiştir. 

Mahpus A. O. Covid geçiren mahpuslardan M. S.nin covid sebebi ile ülserinin ilerlediğini ve sağlık sorunları yaşadığını, Pandemi sebebi ile koğuşun dezenfekte edilmesini istediklerini ancak, hala dezenfekte işleminin yapılmadığını beyan etmiştir.

Resim atölyesinin yer yok bahanesi ile, 15 Temmuzdan sonra kapatıldığını aynı şekilde kütüphanenin de kapatıldığını, ancak dilekçe ile talep edilmesi halinde koğuşlara kitap verebileceklerini söylediklerini iletti.  Bu kapatmaların korona ile ilgisi olmadığını daha önceden kapatıldığını söyledi.

 Yeni İnfaz Yasası sebebi ile bazı mahpuslar ile görüşme yapıldığını, görüşmede; O odadan çıkacak mısın?”, “Örgütten çıkacak mısın?”, Ailenle aran nasıl?” gibi sorular yöneltildiğini beyan etmiş, Kendisinin müddetnamesinde adli cezasının da siyasi gibi infaz ettirildiğini gördüğünü belirtmiştir.

Mahpus Ç.İ. hapishanede birçok mahpusun Covid-19 geçirdiğini, bazı mahpusların bu sebeple sağlık sıkıntısı yaşadığını, mahpuslardan A. K.nın hala devam eden öksürüğü olduğunu aktardı.  Yeni İnfaz düzenlemesinden sonra 6 ayda bir komisyon raporu için hapishane psikoloğunun görüşme yaptığını ve mahpuslara; Pişman mısın?”, “Örgütten misin?” gibi sorular sorduğunu aktardı. Cezaevi Gözlem Kurulu Kararına karşı İnfaz hakimliğine başvurduklarını, İnfaz Hakimliğinden red kararı geldiğini, Red kararını da Mahkemeye taşıdıklarını, belirtmiştir.  1 yıldır sohbet ya da spor gibi etkinlikleri yapamadıklarını ayrıca süreli – süresiz yayınlar ile ilgili sıkıntıları olduğunu; Talep ettikleri gazete ve dergilerin kendilerine verilmediğini beyan etmiştir.

 

7-) Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesi (Kayseri)

Mahpus S. O. Yeni yasa kapsamında koşullu salıverme için infaz denetim kurulunun toplanıp görüş bildirme değerlendirme hükmünün gelmesi ardından, tahliyesi gelenlerin kurullara çıkartıldığını, kuruldan olumsuz karar çıkmasına rağmen, bazıları için Savcılığın itiraz ettiğini ve bu şekilde tahliyeler olduğunu belirtmiştir.

Hapishaneye iki kez mahpuslarla görüşmek için polis ve MİT personelinin geldiğini, kimsenin görüşmek istemediğini İran kökenli bir mahpusu eşya teslime çağırır gibi çağırdıklarını, görüşme için bir odaya aldıklarını kendisinin çıkmaya çalışırken kapının kilitli olduğunu gördüğünü bunun arından konuşmak istemiyorum demesi üzerine çıkardıklarını, tüm mahpusların idareye hiçbir şekilde polis ve Mitle görüşmek istemediklerini belirten bir dilekçe verdiklerini beyan etmiştir. Bu hususta 2. Müdür ile yapılan görüşmede bizim elimizde olan bir şey yok, ellerinde yazıyla geldiklerinde almak zorundayız. Kimseyi zorlama gibi bir durum söz konusu değil, istemiyorlarsa iletirler biz kendileriyle de konuştuk’’ şeklinde beyanda bulunmuştur. Yine mahpus M.K. kalp krizi geçirdiğinde hastaneye götürülürken kelepçe takıldığını, Cezaevi Jandarma Komutanının elimde olsa hepinizin kafasına sıkarım” şeklinde mahpusa tehdit ve hakaretlerde bulunduğu beyan edilmiş ve bu konuda suç duyurusunda bulunulduğu eklenmiştir. Mahpusların 2. Müdür ile yaptığı görüşmede, Jandarmanın kendilerine bağlı olmadığını, üzerlerine düşeni yaptıklarını, kolluk görevlerinin isimlerini savcılığa bildirdiklerini, ifadeye çağrıldığını ve soruşturma açıldığı’ beyan edilmiştir.

Mahpus S.O. karantina koğuşlarının yetersiz olduğunu 2 koğuşun daha karantina koğuşu olduğunu, odalarda çok kalabalık olduklarını Hapishane İdaresinden yeni koğuş istediklerini ancak henüz açılmadığını, 8 kişilik koğuşlarda 15er kişi kaldıkları kalabalık olan koğuşların oldukça yetersiz ve tehlikeli olduğunu beyan etmiştir. Hapishane İdaresi tarafından keyfi, somut, dayanaksız tutanaklar gerekçe gösterilerek iletişim cezalarına çarptırıldıklarını ve telefon, mektup haklarını kullanamadıklarını belirtmişlerdir. Pandemi döneminde aile ile iletişimin ancak telefon ile sağlandığı göz önüne alındığında mahpusların ağır mağduriyet yaşadığı gözlemlenmiştir. Pandemi gerekçe gösterilerek hiçbir etkinlikten, sohbet hakkından faydalanamadıklarını ve Yeni Yaşam gazetesinin kendilerine verilmediğini belirtmişlerdir.

Mahpus M.K., Yüksek şeker, yüksek tansiyon Ağır astımı bulunduğunu ve raporlarının olduğunu, burnunda büyüyen et parçası olduğundan nefes almakta ve konuşmakta zorlandığını belirtmiş, mahpus ayrıca bel fıtığı olduğundan yürüme ve vücudunu hareket ettirebilme açısından sorunlar yaşadığını raporlarla mahkemeye sunduğunu dile getirmiştir. Hastane sevki sağlanmadığı için ameliyat olamamakta ve hareketsiz kaldığından sürekli nefesinin kesildiğini ifade etmiştir.

Mahpus J.A. ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından kaynaklı hükümlü olduğundan, banyo ve tuvaletin aynı yerde olduğu bir hücrede tutulduğunu belirtmiştir. Hücre içerisinde bir insanın yaşayabilme imkânının bulunmadığını ve psikolojik açıdan da çok zorlandığını; neredeyse her gün başka bir hapishaneye naklini istese de bir karşılık alamadığını belirtmiştir. Herhangi bir etkinlikten faydalanamayan mahpus;   kendisine tecrit koşullarının uygulandığını eklemiştir.

 

8-) Bünyan T1-T2 Kapalı Hapishanesi (Kayseri)

Mahpus A.S. ile yapılan avukat görüşmesinde, A.S., Kayseri Hapishanesinin T1 kısmında kaldığını, sayım sırasında ayağa kalkmalarının istendiğini, ayağa kalkmadıkları zaman koğuşun avlu kısmına kadar yerde sürüklenerek götürüldüklerini, sayımda ayağa kalkmalarının hala istendiğini ancak kendilerinin artık çok zorlamadan avluya gittiklerini, ayağa kalkmadıkları için haklarında henüz verilmiş bir disiplin cezasının bulunmadığını, Kırşehir hapishanesinde süreli açlık grevine girmesinden kaynaklı safra kesesinde sıkıntı olduğunu, devlet hastanesine ultrason için sevk yazıldığını ancak 7 aydır sevk edilmeyi beklediğini, Evrensel, Yeni yaşam gazetesinin kendilerine verilmediğini, 2 ayda 3 kitap sınırlamasının olduğunu, kitapların yasaklı olmamasına rağmen sadece bazı yerlerin altları çizili diye kendilerine kitaplarının verilmediğini, telefonla aile görüşü  sebebiyle koğuşlarından çıktıklarında tek sıra halinde yürümelerinin ve ayakkabılarının çıkarılması istendiğini, farklı mahpuslarca yazılmış mektupları aynı zarf içinde gönderdikleri zaman bu durumun yasal olmadığını belirterek izin verilmediğini, ayrı zarflar halinde mektupları göndermeleri istendiğini” belirtmiştir.

C. Y. ile yapılan avukat görüşmesinde, C. Y., Kayseri Hapishanesinin T1 kısmında kaldığını, sayım sırasında ayakta sayımı kabul etmemeleri nedeniyle iki gardiyanın kendilerini yerde sürüklediğini, suç duyurusunda bulunduklarını ancak sonuç alamadıklarını, kurumda bulunan Ş. D. B. dişçiye sevk edilmeyi beklediğini, gardiyanların dişçi kuruma haftada sadece 1 gün geliyor onda da 2-3 saat kalıp gidiyor, her gün yazın denk gelirseniz dişçiye çıkarırız dediklerini, kendisini ise gözlerinde bozulma olduğunu, sağ gözünün bulanık görmeye başladığını, Kırşehir hapishanesinde süreli açlık grevine girmesinden kaynaklı bağırsaklarında sorunlar oluştuğunu, basur hastalığının olduğunu, koğuş avlusunun zemininin girintili çıkıntılı ve betonlarda çatlaklıklar olmasından kaynaklı zemin üzerinde yürünmenin oldukça zor olduğunu bu sebeple avluda yürüyemediklerini, Koğuşunda bulunan F. H. adına bir mahpusun olduğunu, mahpusta boyun, bel ve kasık, fıtık rahatsızlığının olduğunu, bu rahatsızlıklarından kaynaklı mahpusun simit ve boyun yastığının olduğunu ancak bunların kendisine verilmeyip depoda tutulduğunu” belirtmiştir.

F. G. ile yapılan avukat görüşmesinde, F. G. Mide ve bağırsak sorunlarının olduğunu, kurumda verilen yemeklerin besin ve tat açısından oldukça yetersiz olduğunu, sürekli makarna verildiğini, kurum girişinde herhangi bir şekilde kurum güvenliğini tehlikeye düşürücü bir olay yaşanmamasına rağmen çıplak arama yapılmaya çalışıldığını, çıplak aramaya izin vermemesi sebebiyle hakkında 1 günlük hücre cezasının verildiğini, 27 Kasım tarihinde Kırşehir Hapishanesinde açlık grevine girmesinden kaynaklı 1 ay çalışma cezası verildiğini telefonda abisi ve annesi ile konuştuğunu ancak idarenin telekonferans yaptığı gerekçesiyle 1 ay aile görüş yasağı verildiğini ” belirtmiştir.

E. A. ile yapılan avukat görüşmesinde, E A. “ 1 ay önce Şehir hastanesine gittiğini anjiyo yapıldığını, damarının 2 yerden %70 ve 80 oranında tıkandığını ve bu sebeple stent takılması gerektiğini ancak senti takamaya çalışmalarına rağmen damarı daha fazla zorlayarak patlatma durumu yaşanabileceği sebebiyle vazgeçtiklerini ve kendisinin Erciyes hastanesine sevk edildiğini, bu hastanede takviye ilaç yazıldığını ancak stent takmak için donanımlı kadro ve imkanın olmaması sebebiyle stent takılmadığını, Tam donanımlı olan Ankara Şehir Hastanesine giderek tedavi olmak istediğini ancak  Erciyes hastanesindeki doktorun ben hocama sordum ilaçlara devam edeceğiz gardiyana söyle seni sevk etsin dediğini, kampüs hastanesindeki doktorun ise yapabileceği bir şeyin olmadığı büyük bir hastaneye sevk edilmesinin gerektiğini, bugün (görüşmenin gerçekleştirildiği tarih) sabahtan beri kalbinin ağrıdığını, kalbinde sıkışmanın olduğunu, hastaneye her gidiş gelişinde karantina odasında kaldığını ancak karantina odasında havalandırmaya dahi çıkarılmadıklarını, hastalığı sebebiyle 60 gün boyunca karantina odasında kaldığını, ayrıca şeker hastalığının olduğunu en son muayenesini gerçekleştiren doktorun kendisine insülin iğnesi verdiğini ve 15 gün sonra kontrole gel dediğini 2,5 yıldır doktoruna muayene edilmediğini belirtmiştir.

M. Y. ile yapılan avukat görüşmesinde, M.Y. “ hayata dönüş operasyonu sırasında atılan gaz bombasından kaynaklı akciğerlerinde sorun oluştuğunu, oksijen cihazı kullandığını ancak cihazın maskesinin günlük kullanımdan sonra atılması gerekirken kendisine her gün maske verilmemesinden kaynaklı aynı maskeyi 10-15 gün kullanmak zorunda kaldığını, kendisine gönderilen kolilerin kurumda yoktur diyerek geri gönderildiğini, 5 Nisan tarihinde HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğluna gönderdiği mektubunun el konulduğunu, Kürtçe veya içinde kürtçe bulunan hiçbir kitaba izin verilmediğini, pandemi sebebiyle hastaneye gidemediğini, doktor tarafından kendisine yazılan ilaçların yerine ikame ilaçların verildiğini beyan etmiştir.

 

9-) Kırşehir E Tipi Hapishanesinde (Kırşehir)

Mahpus M.D. beyanlarına göre Hakkında herhangi bir disiplin cezası olmamasına rağmen 10 aydır hücrede tutulduğunu, bulunduğu hücrenin çatı katında olduğunu, tavan yüksekliğinin oldukça düşük olduğunu, ayağa kalktığında kafasının tavana değiştiğini bu sebeple hücre içerisinde sürekli eğilir pozisyonda kalmak zorunda kaldığını, kurumun oldukça kirli olduğunu, yan koğuşlarından kendi koğuşuna kötü kokular geldiğini, kurumda her gün kendilerine sadece yarım saat su verildiğini, vücut ve hücre temizliği dahil tüm temizliği sadece bu yarım saat içerisinde yapmak zorunda kaldıklarını, giysilerinin hücrede kaldıkları gerekçesiyle yıkanmadığını, sıcak sudan ise haftada sadece 2 gün yarım saat verildiğini, yarım saat içerisinde banyo yapmaları ve üstlerini elleriyle yıkamak zorunda kaldıklarını, banyo yapmaları için ayrı bir yer olmadığını, duş almak için kafalarını eğdiğini ve musluktan akan suyla kafasını yıkamaya çalıştıklarını, hücre içerisinde mutfak, yattıkları yer ve tuvaletin birlikte olduğunu, bulundukları koşulların psikolojik olarak kendisini çok zorlamaya başladığını, hücresinde sürekli eğilmek zorunda kalmasından kaynaklı bel ağrılarının oluştuğunu, boyun ve sırt ağrılarının olduğunu, yürürken bile ağrı yaşadıklarını, geceleyin bel ağrısından uyuyamadığını, ağrı kesici aldığını, bel ağrılarının dayanamayacak seviyeye gelmesinden kaynaklı hastaneye sevk edilmek istediğini, sevkinin ne zaman yapılacağının ise muamma olduğunu, bulunduğu yerde ısıtma sisteminin olmadığını, montla yatmak zorunda kaldıklarını, hiçbir şekilde ısınamadıklarını, kışın hücrenin buz gibi olduğunu, hava soğukluğundan kaynaklı kış boyunca nezle olduğunu, yakın zamanda Covid-19 testinin pozitif çıktığını, çok ağır şekilde Covid-19 u atlattığını, bulunduğu hücrenin 3 katlı olduğunu, 3 kat içerisinde toplam 10 hücre olduğunu, 2. Kattaki hücrelerin müşahede odası olarak kullanıldığını, kendisinin de müşahede odasında kaldığının, müşahede odasına yeni tutuklanan mahpusların kaldığını, yan hücresine getirilen kişilerin covid testlerinin pozitif olduğunu, hücrelerin birbirine baktığını, temiz hava sirkülasyonunun olmadığını bu sebeple müşahede odasında kalan tüm kişilerin aynı havayı soluduğunu, bu yolla kendisinin covid virüsü kaptığını çünkü hiçbir kimseyle temas etmediğini, covid sürecini her ne kadar atlatmış olsa da hala koku alamadığını, ruhsal olarak çok yıprandığını, zaman zaman agresifleşmeye başladığını” belirtmiştir.

Mahpus M.V.A.nın beyanlarına göre “ Kaldığı koğuşun 6 adım uzunluğu 3 metre ise genişliğinin olduğunu, yatak ve tuvalet yerinin aynı olduğunu, tutuklu olarak kurumda bulunmalarına rağmen günlük sadece 20 dk havalandırmaya çıkarıldıklarını, 5 mayıs 2020 tarihinden beri müşahede hücresinde kaldığını,  21 aydır telefon görüş yasağı verildiğini, ayakta askeri literatürde tek sıra halinde kalkarak sayım vermelerinin istendiğini kabul etmediğinden kaynaklı hakkında disiplin cezalarının verildiğini bu sebeple 10 gün hücre hapis cezasının verildiğini, kurum idaresinin 1 yıldır kendileriyle görüşmediğini, spor dahil tüm sosyal ve kültürel aktivitelerden 3 yıl boyunca yararlanamadıklarını, aile görüş yasağı sebebiyle ailesini 1 yıldır göremediğini, bulunduğu odanın soğuk olduğunu, hücresinin rutubetli olduğunu, rutubetten dolayı meyvelerin küf tutuğunu, odada ısıtma sisteminin olmadığını, 10 aydır hücrede kaldığını, karaciğer hastası olduğunu ve temiz havaya ihtiyacının olduğunu, Hepatit B hastalığının olduğunu, düzenli olarak suproksin Tenovofir ilacını son 1 yıldır kullandığını, ayak damarlarının parmak kadar şiştiğini, ayaklarında ağrı oluştuğunu, hücresinin tavan yüksekliğinin alçak olmasından kaynaklı hücrede eğilmek zorunda zorunda kaldığını, eğilmesi sebebiyle bacaklarında varis oluştuğunu, kurumda sıcak su olmadığı için çay dahil herhangi bir sıcak içecek içemediğini, tuvalette kafasını yıkamak zorunda kaldığını ” belirtmiştir.

Mahpus Ş.L. koğuşta 5 kişiyle birlikte kalmaktadır. Kendisinin tek kişilik hücrede tutulmamasının sebebinin ise gözündeki görme bozukluğu olduğunu iletmiştir. Haftada 4 defa 40 dakika sıcak su geldiğini belirtmiştir. Soğuk suyun ise her gün bulunduğunu ifade etmiştir.

Mahpus Ş.L. nin enfeksiyon kaptığı ve bunların gözle görülür yaralar haline geldiği (Mahpus ile görüşme gerçekleştiren Avukatın beyanına göre; gözle tespit edebildiğim kadarıyla boyun, göğüs bölgesinde yuvarlak büyük mantarlar oluşmuştu.) Cildiyeye sevkini istemesine rağmen sevkinin gerçekleşmediğini aynı yaralardan B. isimli koğuş arkadaşında da bulunduğunu, yaraların sebebinin su azlığından kaynaklanan koğuş pisliği olduğunu belirtmiştir. Bu mantarların 2 senedir bulunduğunu 2018 yılında buna ilişkin parça verdiğini ama herhangi bir sonuç alamadığını iletmiştir. Gözünün net görmediğini bu yüzden ceza ertelemesi talep ettiklerini ama sonuç alamadıklarını ifade etmiştir. Gözü için 1 defa tedaviye götürüldüğünü sarı nokta hastalığı için düzenli olması gereken iğne tedavisini burada sadece 1 kez yaptıklarını belirtmiştir.

Hastanelerde doktor talep etse bile kelepçenin jandarma inisiyatifi sebebiyle açılmadığı durumlara denk geldiğini belirtmiştir. Sadece parça verirken kelepçesinin açıldığını ifade etmiştir.

Mide rahatsızlığı sebebiyle hastaneye gideli 1 ay olduğunu ancak sonuçlarına dair raporları talep etmesine rağmen herhangi bir evrak verilmediğini belirtmiştir.

Deterjan, çamaşır suyu, dezenfektan gibi belli miktarlarda aylık olarak koğuşlara verilen ihtiyaçların verilmediğini ancak kantinden karşılayabildiklerini bunun ise kantin fiyatlarının pahalılığı ve çeşit-tür azlığı sebebiyle mümkünlüğünün zorlaştığını belirtmiştir.

Birgün, evrensel, yeni yaşam gazetesi bulunmamaktadır ve müdür ile iletişim kurmak ya da idare ile görüşebilmek mümkün değil demiştir.

Mahpus S.Ö. Tek kişilik hücrede 9-10 aydır günlük tek başına 20 dakika havalandırmaya çıkarılarak tutulduğunu, Hücrede kalmasının gerekçesi ya da herhangi bir kurul kararı bulunmadığını, en azından hapishane idaresinden talep etmelerine rağmen verilen bir evrak olmadığını belirtmiş, Hücrede elektrik bulunmadığını Sohbet, faaliyet, spor vs etkinliklerden faydalanmadığını dezenfektan vs. İlaçlamaların yapılmadığını belirtmiştir. Günlük yarım saat su geldiğini sıcak suyun ise haftada 2 kez yarım saat geldiğini hijyen koşullarının içler acısı olduğunu beyan etmiştir.

 

10-) Kırıkkale F Tipi Hapishanesinde (Kırıkkale)

 

Mahpus M.S ile yapılan görüşmede; revir doktorunun her hastalığa dair muayene dahi etmeden antibiyotik tedavisi başlattığını ve çok fazla antibiyotik kullanımından kaynaklı vücudunda yaraların başladığı bağırsaklarında ağrıların oluştuğunu bu nedenle aylardır ısrarla hastaneye sevkini talep etmesine rağmen revir hekiminin ancak savcılık şikayeti sonrası hastaneye sevkinin yaptırıldığını beyan etmiştir.

Mahpus İ.İ ile yapılan görüşmede; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun” 36. Maddesi ile 5275 Sayılı Kanunun 89. Maddesinde Değişiklikler Yapılan değişik sonrası “Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri İle Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik” kapsamında DÖNEM DEĞERLENDİRME KARARI adıyla henüz koşullu salıverme tarihi dolmamış mahpuslar hakkındada da mahpuslar hakkında puanlı değerlendirme yapılmaya başlanılmış. Bu değerlendirmeler mahpusların yokluğunda yapılmakta olup hangi kriterlerin değerlendirmeye tabi olduğu anlaşılamamıştır.

Arif Bayram isimli mahpusun 2016 yılında diş tedavisi başlamış ve 2018 yılında belirlenen tedavi planlaması sonrası Diş Hastanesince 3 seansta tedavinin biteceği belirtilerek bütün dişleri sökülmüşse de bu güne kadar diş tedavisinde herhangi bir sonuca varılamamış takma dişler takılmadığı için mahpusun son kontrollerinde çene kemiğinde erimelerin başladığı belirtilmiştir.  Hastane sevkinin sürekli aksatılmasından kaynaklı olarak 3 yıldır katı besin alamayan mahpus eğer tedavisi acil olarak tamamlanmazsa çene kemiğini kaybedecek duruma geldiği aktarılmıştır.

Ayrıca mahpuslar spor, atölye ve sohbet gibi etkinliklerden 1 yıldır faydalanamadıklarını belirtmişlerdir. Açlık grevine giren mahpusların sağlık kontrollerinin yapılmadığı, greve giren her mahpusa disiplin soruşturması başlatıldığını ve hücre cezası verildiğini aktarmışlardır.

 

HAK İHLALLERİ

Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerde başta işkence yasağı, mahpusların tutulma koşulları, hapishane idarelerinin yetkilerinin sınırları, hapsedilenin hakları hakkında belli kural ve standartlar bulunmaktadır.

Mahkûmlara Uygulanacak Muameleye İlişkin Standart Asgari Kurallar (1955), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2006/2 sayılı Avrupa Hapishane Kuralları, AİHS ve ulusal mevzuatımız mahpusların tutulma koşullarının insan haklarına uygun şekilde gerçekleşmesi gerektiğini düzenlemektedir. Bu bağlamda mahpusların beyanlarına göre gerçekleşen hak ihlallerini değerlendirecek olursak:

 

İşkence ve Kötü Muamele Yasağı İhlali Hakkında

AİHS ‘İşkence Yasağı’ başlıklı 3. Madde de,

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.” düzenlemesi yer almaktadır.

Yine AİHS Etkili Başvuru Hakkı’ başlıklı 13. Madde de ise, Bu sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.” denilmektedir.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Ceza İnfaz Alanındaki Tavsiye Kararları’nın 72/1. maddesine göre, cezaevleri, tüm mahpuslara insanca davranma ve insan olmalarından kaynaklanan onurlarına saygı gösterme zorunluluğunu kabul eden etik koşullar içerisinde yönetilmelidir.

Özel olarak ise Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 46. maddesinin 9. fıkrasına göre “ Arama ve sayımlar sırasında insan onuruna saygı esastır.” 2 kişinin bulunduğu koğuşta ayakta sayımın dayatılması keyfidir. Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi ve Bünyan 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde gerçekleştirilen ayakta sayım uygulaması da evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır.

Ayrıca mahpusların beyanları doğrultusunda ivedilikle soruşturma başlatılması, ilgili kamu görevlilerinin tedbir amaçlı görevden uzaklaştırılması gerekirken mahpuslar hakkında zaman kaybetmeden soruşturma başlatılması etkili soruşturma yürütme çabası olmadığını göstermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağı ve bu fiillere ilişkin etkili soruşturma yükümlülüğü ihlal edilmiş ve edilmeye devam

Sağlığa erişim hakkı kapsamında mahpusların tedaviye ulaşımında uygulanan usul nedeniyle mahpusların sağlık durumları daha kötüye gitmekte, hapishane revirlerinde yanlış ve özensiz tedavilerin kullanılması telafi edilemez sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde mahpus M.S.A., M.S.K., İ.Ç., Y.B. yaklaşık bir senedir tekli hücrede tutulduklarını ve günde ortalama bir saat havalandırma imkanlarının olduğunu belirtmişlerdir. Bunun gerekçesinin ise Adalet Bakanlığı’ nın emri olduğu söylenmiştir. Hücre cezası bir disiplin cezası olması halinde dahi tartışma konusuyken disiplin cezası olmaksızın kişinin tamamen tecrit koşullarında tutulması da işkence yasağına aykırılık oluşturur. Mevzuat gereği koğuş sisteminde kalması gereken mahpusların tek kişilik hücrede tutulması işkence yasağının ihlalidir. Ayrıca bir mahpusun gece tek kişilik odada kalması hakkında idare tarafından belirleme yapılabilse dahi gün içerisinde aynı tecrit koşullarında tutulması mümkün değildir. Oysa mahpuslar havalandırma dâhil olmak üzere tüm günlerini tek başlarına geçirmekte ve hiçbir sohbet hakkı, etkinlik vs. imkânlarından yararlanamamaktadırlar. COVID-19 pandemi süreci sebebiyle, mahpusların kronik hastalıkları bulunmasına ya da ağır hastalık şikâyetlerine rağmen sevklerinin yapılmadığı önemli şikayetlerdendir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mahkûmların ceza infaz kurumlarının kötü yaşam koşulları nedeniyle yaptıkları şikâyetlerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesinde yer alan ‘İşkence Yasağı’ başlığı altında ele almıştır. AİHM kararlarındaAİHSnin özgürlükten yoksun bırakılan kimselerin ve dolayısıyla bu durumdaki hasta kişilerin durumuna ilişkin olarak devletin tutukluların fiziksel bütünlüğünü koruma yükümlülüğünden ayrı olarak, doğal yolla ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının, yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artıyor ya da artma riski bulunuyor ise, kendi başına 3. madde alanına girebileceğini hatırlatmak gerekir.” 13 şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla kronik rahatsızlığı bulunan mahpusların sağlık hizmetinden geç ve düzensiz bir şekilde yararlanması, var olan fiziksel acının arttırılmasına yol açmaktadır. Aynı zamanda hastalıkların tedavisinde ve hastalıkların yol açtığı acı miktarını düşürmek için doktor kontrolünde reçeteli olarak verilen ilaçları n mahpuslara verilmemesi ya da geç verilmesi de mahpusların çektikleri acı ve ızdırabı arttırıcı nitelikte olması sebebiyle AİHSin 3. maddesinde düzenlenen ve temel haklardan biri olan işkence ve kötü muamele yasağını ihlal etmektedir. Bununla birlikte sadece rutin kontrol gereği tahlil vermesi gereken mahpusların hastaneye götürülüp getirilmesi mahpus ve hapishane için ciddi risk oluştururken, hapishane koşullarında dışarıdan yapılacak takviye ile bu tip tedavi süreçlerinin tamamlanması da pandemi sürecinin iyi yönetilmesi için tercih edilebilecek bir yöntemdir. Bu yüzden mahpusların talebi ve onayı doğrultusunda hastaneye gitmeyi gerektirmeyecek tedavi süreçlerinin hapishanede ilgili hastane doktorunun takibi ve yönlendirmesi ile tamamlanmasının pandemiden kaynaklı sağlık hakkı ihlallerini azaltabileceği unutulmamalıdır.

 

İfade Özgürlüğü ve Haberleşme Özgürlüğü İhlali

Bünyan Kadın Kapalı ve T Tipi Hapishanesinde , mahpuslar sıkça, gerekçesiz olarak ya da somut ve makul olmayan gerekçelerle mektup haklarının kullandırılmadığı, Mahpus M.Y.nin HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğluna gönderdiği mektubunun el konulduğunu, Kürtçe veya içinde kürtçe bulunan hiçbir kitaba izin verilmediğini ifade etmişlerdir.

Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahaleler, Anayasa madde 13te düzenlenen demokratik bir toplumda gerekli” görülmeli ve “ölçülülük ilkesi” ne uygun olmalıdır. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe yapılabilecek makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir. Mahpusların mektuplarının geciktirilmesi, sakıncalı diye gerekçesiz bir   şekilde mektupların bir kısmının ya da tamamının çizilmesi haberleşme   özgürlüğü ihlalidir.(AYM, 10.03.2020 tarih ve B.No: 2017/20669)

5275 sayılı Kanun madde 68/4 uyarınca hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir. Ancak belirli kurumlara gönderilmesine izin verilen belirli kurumlara gönderilmesi engellenen mektupların denetimden geçtiği aşikârdır. Bir diğer durum ise mahpusların sakıncalı görülmeyen mektuplarının taranıp taranmadığı yani mahpus mektuplarının arşivlenip arşivlenmediğinin Adalet Bakanlığı tarafından derhal açıklanması zorunludur.

Mahpusların beyanlarına göre gazete, kitap gibi yayınlardan faydalanmaları engellenmektedir. Ceza İnfaz Kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlülerin yayınlardan yararlanmasına ilişkin esaslar 5275 sayılı Kanunun ilgili hükümleri de gözetilerek Anayasa Mahkemesi tarafından şu şekilde belirlenmiştir:

1-Mahpus ceza infaz kurumlarında bulunan emanet hesabına yatırılan paradan karşılanması koşuluyla herhangi bir yayının kurumca satın alınarak kendisine verilmesini isteyebilir.

2-Resmi kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile Cumhurbaşkanı tarafından vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkarılan gazete, kitap basılı yayınlar mahkemelerce yasaklanmamış olması koşulu ile mahpusa ücretsiz olarak ve serbestçe verilir.

3-Mahpus kurum kütüphanesinden serbestçe yararlanma imkanına sahiptir.

4-Mahpus mensup olduğu dinin bayram günlerinde, yılbaşında ve nüfus kaydında belirtilen doğum günlerinde dışarıdan kargoyla gönderilen ya da ziyaretçileri tarafından hediye olarak gönderilen kitapları kabul etme hakkına sahiptir.

5-Eğitim ve öğretimine devam eden mahpusun ders kitapları herhangi bir engelleme olmadan kendisine verilir.”

Bu sebeple mahpuslara yasaklanmamış, her gün birçok şehirde büfe ve kitapçıda satılan, resmi abonelik yaptırılan gazete ve basılı yayınların verilmemesi ifade ve haber alma özgürlüğünün ihlalidir. Her ne kadar 14.04.2020 tarihinde 5275 sayılı Kanun mad.62/4 kapsamında değişiklik yapılmış olsa ve Basın İlân Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler ceza infaz kurumuna kabul edilmez denilse de mevzuat düzenlemesinin ifade özgürlüğünü ihlal etmesi mümkün değildir. Kaldı ki Evrensel ve Birgün gazetelerinin Basın İlan Kurumuna resmi ilan ve yayınlama hakkı bulunmasına rağmen hapishanede verilmesinin geciktirilmesi ya da verilmemesi açıkça ifade özgürlüğünün ihlalidir. Üstelik beyanlarda da görüleceği gibi yasak olduğu iddia edilen ve mahpuslara verilmeyen gazeteden abonelik ücreti alınmaktadır. Yine kitap sınırlaması, dışarıdan sadece 2 ayda 1 kitap alınmasına izin verilmesi gibi hak ihlalleri tecrit altındaki mahpusların durumunu ağırlaştırmaktadır.

 

Mahpus anlatımlarının Covid-19 Pandemisi bağlamında değerlendirilmesi

Yukarıdaki mahpus anlatımları incelendiğinde görülecektir ki birçok hapishanede COVID-19 pandemi sürecinin yönetimine ilişkin sorunlarla karşılaşılmakta ve bu durum mahpusların birçok hakkını ihlal etmektedir. Kronik ve acil ağır hastalığı bulunan mahpusların hastaneye sevklerinin gerçekleştirilmemesi ya da çok geç gerçekleştirilmesi, dezenfektan verilmemesi, birçok kişinin bir arada kaldığı koğuşlarda çamaşır suyu gibi hijyen malzemelerinin ihtiyacı karşılayacak düzeyde verilmemesi, maske verilmemesi, kantinden almak istedikleri malzemelerin ise fahiş fiyatlarla satılması ve ürün çeşitliliğinin bulunmaması ortak sorunlardandır.

Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesi Komitesi (AİÖK) CPT/Inf(2020)13 Koronavirüs (COVID-19) pandemisi bağlamında özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere yönelik muameleye ilişkin ilkeler bildirisi 20 Mart 2020 tarihinde yayımlanmıştır.

Bu bildiriye göre;

•           “COVID-19'un yayılmasını önlemek için özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere yönelik alınan her türlü kısıtlayıcı tedbirin yasal bir dayanağı olmalı, bu tip tedbirler gerekli, orantılı, insanlık onuruna saygılı ve belirli bir süreyle sınırlandırılmış olmalıdır. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere, anladıkları bir dilde, bu tür önlemler hakkında kapsamlı bilgi verilmelidir.”,

Sağlık hizmetlerinin sunulması hususunda, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerden, özellikle önceden bir hastalığı bulunan kişiler ve yaşlılar gibi hassas ve/veya risk altındaki grupların belirli ihtiyaçlarına özel dikkat göstermek gerekecektir. Bu, diğerlerinin yanı sıra, COVID-19 taramasını ve gerektiği durumlarda yoğun bakıma alınma yollarını içerir. Ayrıca, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişiler, bu süreçte personelden ek psikolojik destek almalıdır.”,

Gerekli olmayan faaliyetleri askıya almak meşru ve makul olmakla birlikte, özgürlüklerinden mahrum kişilerin temel hakları pandemi sırasında bütünüyle korunmalıdır. Bu kural özellikle yeterli kişisel hijyen (sıcak su ve sabuna erişim dahil) ve açık havaya günlük erişim hakkını kapsamaktadır. Ayrıca, ziyaretler de dahil olmak üzere, dış dünyayla temasa ilişkin getirilen tüm kısıtlamalar, alternatif iletişim araçlarına (telefon veya internet üzerinden sesli konuşma gibi) erişimi arttırarak telafi edilmelidir.”

 “SARS-CoV-2 virüsü bulaşmış veya enfekte olduğundan şüphelenilen bir kişinin izole edilmesi veya karantinaya alınması durumunda, bu kişinin her gün insanlarla makul düzeyde teması sağlanmalıdır.”

Mevcut durumda hapishanelerdeki durumun bu ilkeleri gözetmediği açıktır. Bu yüzden COVID-19 pandemi sürecinin sağlık açısından tehlikeye mahal vermemesi ve zaten tecrit altında olan mahpuslar için ikinci bir tecrite dönüşmemesi için mahpusların hak ve özgürlükleri gözetilerek, gerekli hassasiyetler üzerinde durularak bu sürecin yönetilmesi elzemdir.

COVID-19 pandemi süreci gerekli gereksiz her fiilin bir sebebi olarak sunulmamalıdır. Ayrıca OHAL sürecinden bu yana sohbet ve spor hakkı birçok hapishanede kısıtlı olan mahpusların şimdi de bu hakları COVID-19 pandemi süreci gerekçe gösterilerek ellerinden alınmaktadır. Ancak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında Rec. (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararı (Avrupa Cezaevi Kuralları)nın Açık Havaya Çıkma ve Boş Zaman Faaliyetleri” başlıklı 27. Maddesi 6 ve 7. Paragrafı “6. Spor, oyunlar, kültürel faaliyetler, özel hobiler ve diğer boş zaman uğraşlarını kapsayan eğlendirici fırsatlar yaratılmalıdır ve mümkün olabildiğince mahpusların bu etkinlikleri organize etmelerine izin verilmelidir. 7. Mahpusların egzersiz esnasında ve eğlendirici faaliyetlere katılmaları için birbirleriyle bir araya gelmelerine izin verilmelidir.” şeklindedir. Bu kapsamda pandemi kuralları gözetilerek yeni mekânlar yaratılarak bu imkânlar mahpuslara sağlanmalıdır. Çünkü pandemi sürecinin ne kadar süreceğinin öngörülmezliği tüm kurumların, organizasyonların ve yaşantıların bu sürece göre tekrar tasarlanmasını gerekli kılmaktadır. Avukat görüş odasında plastik cam ile görüş yaptırılması tam da bu sürece adaptasyonla ilgilidir. Aynı özen ve ihtimam mahpusların sosyal, kültürel ve sportif faaliyetleri için de gösterilmelidir.

 

AÇLIK GREVLERİ HAKKINDA DEĞERLENDİRME

27 Kasımdan bu yana Türkiyenin birçok hapishanesinde Abdullah Öcalan üzerinde süreklileşen tecridin sonlandırılması (Avukat ve aile görüşünün yapılmasına izin verilmesi) ve mahpusların kendilerine yönelik salgın sürecinde artan hak ihlallerini de protesto amacıyla süresiz-dönüşümlü açlık grevi başlamıştır ve gruplar halinde devam etmektedir.

5275 sayılı İnfaz Kanununun 2. maddesi ile infaz hukukunun temel ilkeleri belirlenmiş ve ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kuralların hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanacağı öngörülmüştür. Yine aynı maddede ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamayacağı vaazedilmektedir. Yasal ve uluslararası mevzuat, evrensel hukuk ilkeleri ile birlikte göz önüne alındığında; mahpusların talebinin hali hazırda yürürlükte olan hukuk normlarının uygulanması talebinden ibaret olduğu açıktır. Kişinin savunma hakkı bağlamında adil yargılanma hakkı ve manevi varlığını geliştirme hakkına açıkça aykırı olan Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit uygulamasının bir an önce ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Yine taleplerden biri, artan hak ihlallerinin sonlandırılmasıdır. OHAL döneminden beri artan mahpuslara yönelik hak ihlalleri pandemi süreci ile birlikte tecrit halini almıştır. Nitekim rapordaki beyanlardan da bu durum açıkça anlaşılmaktadır. Ulusal ve uluslararası mevzuatlar ve insan onuru gözetilerek bu ihlallerin sonlandırılması gerekmektedir. Ayrıca pratik uygulama ile dayatılan bu yanlış uygulamaların zamanla kanunileştiği de bir gerçektir. Kanunilik ise tek başına hukuka uygunluk anlamına gelmemekte ve idarenin ivedilikle insan onurunu gözetecek şekilde uygulamalara yönelmesi gerekmektedir.

Grevdekilerin adalet arayışını barışçıl bir protesto yöntemi ile sürdürdükleri bu ifade biçiminde; açlık grevcilerinin büyük çoğunluğunun mahpuslardan oluşması, sağlık durumlarını ve bulundukları koşulları önemli düzeyde etkilemektedir. Açlık grevindeki bir kişinin mutlaka alması gereken sıvı ve iaşeler konusunda cezaevlerinin tamamı aynı özeni göstermemekte; uluslararası ilke ve sözleşmelere aykırı davranılmaktadır. İnfaz rejimine tabi olan bir kişinin bu durumunun, başta ifade hürriyeti olmak üzere diğer insan haklarından mahrum bırakılamayacağı düşünüldüğünde; açlık grevcisinin sırf bu eylemi nedeniyle kötü muameleye tabi tutulmasının kabul edilemeyeceği aşikârdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, mahpusların ulusal ve uluslararası mevzuat ile tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere her türlü tedbiri almak ceza infaz kurumlarının asli bir yükümlülüğüdür. Bu yüzden açlık grevi süresince ve bitiminde açlık grevcisinin sağlığının korunabilmesi için uygun iaşe ve gıdanın verilmesini takip etmek ve B Kompleks vitamininin teminini sağlamak idarenin yükümlülüğüdür.

 

HAPİSHANE İDARESİ İLE İLETİŞİM HAKKINDA DEĞERLENDİRME

Yukarıdaki mahpus anlatımları da incelendiğinde görülecektir ki genellikle mahpusların sorunlarla ilgili şikâyetlerine yazılı yanıt alması ya da hapishane idaresiyle görüşmesi mümkün olmamaktadır. Hapishane yönetiminin insan haklarını göz önüne alan bir yaklaşım yöntemini yönetimde esas alması şarttır. Cezaevi yöneteceklerin uluslararası ölçütleri bilmeleri ve bunlardan söz edebilmeleri yeterli değildir.   Bu ölçütleri günlük çalışma hayatlarında uygulayabilmeleri için bunları yorumlayabilmeleri ve somut durumlara uygulayabilmeleri gerekir. Cezaevi yönetimi ahlaki bir çerçeve içinde gerçekleştirilmelidir. Sağlam bir ahlaki temel olmazsa, bir grup insanın başka bir grup insan üstünde önemli bir güce sahip olduğu bir durum kolaylıkla bu gücün kötüye kullanılmasına yol açabilir. Ahlaki temel yalnızca cezaevi personelini oluşturan bireylerin mahpuslara karşı davranışını kapsamaz. Yönetim sürecinin en üst düzeyinden başlayarak her düzeyine, alıkoymanın ahlaki temellerinin bilinci yayılmalıdır. Cezaevi makamlarının, ahlaki gereklilikleri göz önüne almadan, gerekli süreçlerin uygulanmasında, yönetimin etkili olmasında, ya da yönetim hedeflerine ulaşılmasında ısrar etmesi son derece insanlık dışı durumların oluşmasına yol açabilir. Cezaevi makamlarının süreç ve usuller üstünde odaklaşması personelin bir cezaevinin otomobil ya da çamaşır makinesi üreten bir fabrika gibi olmadığını unutmasına neden olabilir. Cezaevi yönetimi her şeyden önce insanları, yani personeli ve mahpusları yönetmeyi içerir. Bu da etkili yönetim dışında ölçüler de olması gerektiği anlamına gelir. İnsanlara nasıl muamele edilmesi gerektiği kararlaştırılırken her şeyden önce sorulması gereken soru Yaptığımız şey doğru mu?sorusu olmalıdır. ”Mevcut durumda hapishane idaresinin tutumları ve uygulamaları bu süreçten çok uzaktır. Ayrıca kanunlara uygunluk, eşitlik ve ayrımcılığın önlenmesi, ölçülülük, yetkinin kötüye kullanılmaması, tarafsızlık, dürüstlük, nezaket, şeffaflık, hesap verebilirlik, kazanılmış hakların korunması ve haklı beklentiye uygunluk, dinlenilme ve savunma hakkı, bilgi edinme hakkı, makul sürede karar verme, kararların gerekçeli olması iyi yönetimin temel ilkelerindendir. Hapishane idarelerinin birçoğunun iyi yönetim ilkelerine uygun hareket etmediği yukarıdaki beyanlar ile açıktır. İdarelerin iyi, şeffaf, demokratik ve insan haklarına saygılı bir yönetim gibi samimi bir gayesi varsa bu ancak iletişim ile mümkündür.

 

SONUÇ

5275 sayılı İnfaz Kanununun 2. maddesi ile infaz hukukunun temel ilkeleri belirlenmiş ve ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kuralların hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanacağı öngörülmüştür. Yine aynı maddede ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamayacağı vazedilmektedir. Yasal ve uluslararası mevzuat evrensel hukuk ilkeleri ile birlikte göz önüne alındığında; kurumlarımıza gelen başvurular sonucunda tespit edilen ifade özgürlüğü, işkence yasağı, kötü muamele yasağı ihlallerinin sebebi olan hapishane idaresi ve personeli uygulamalarının ve eylemlerinin sonlandırılması ve idarenin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir. Yaşanan hak ihlallerinde idari yöneticiler, personel, denetim yetkisini yerine getirmeyen idari kurumlar sorumluluk taşımaktadır. Bu sebeple tüm idari birimlerin ve her bir kademesinin, denetim yetkisi bulunan idari kurumların ve ilgili bakanlıkların; ulusal ve uluslararası mevzuattan doğan sorumluluklarını yerine getirmesini ve sorunları ivedilikle çözmesini talep ediyoruz.

Raporda görüldüğü üzere pandemi süreci bahane edilerek mahpusların en temel insan hakları dahi askıya alınmış ve mahpuslar üzerindeki tecrit en üst seviyeye çıkarılmıştır. Yine son dönemlerde muhaliflere yönelik artan baskılar nedeniyle tutuklamalar daha da artmış, hapishanelerdeki mahpus sayısı kapasitenin çok üzerine çıkmıştır. Bununla doğru orantılı olarak mahpusların maruz kaldığı hak ihlalleri de artmıştır. Bu ihlallerin başında ise işkence yasağının ihlali gelmektedir. Hem ulusal hemde uluslararası hukukta işkence ve kötü muamele açıkça yasaklanmıştır. Bir başka deyişle hiçbir hal ve durumda, hiç kimseye işkence yapılamaz. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de hapishanelerde yapılan çıplak aramalara ilişkin başvuruları işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen İHASnin 3. maddesi bağlamında değerlendirmektedir. Buna rağmen hapishanelerde çıplak aramanın hukuka aykırı bir şekilde hâlâ çok yaygın bir uygulama olduğu tespit edilmiştir.

Devletler, taraf oldukları sözleşmelerde yer verilen işkence yasağını da göz önünde bulundurarak, çıplak arama uygulamasına tamamen son vermeli ve hapishanelerde işkencenin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalıdır. Bu husus, devletlerin işkence ve diğer insan hakları ihlallerinin önlenmesine dair aktif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Ortaya bir hak ihlali çıktığında, bu hususun etkin soruşturulması ve sorumluların yaptırımla karşı karşıya bırakılacağı yargılama süreçlerinin gerçekleştirilmesi de söz konusu aktif yükümlülüğün bir parçasıdır. İşkence, bu anlamda çıplak arama ve iç beden araması bir hak ihlalidir ve suçtur. Yukarıda belirtildiği gibi 5237 Sayılı TCKnın 94. maddesinde de suç fiilleri arasında sayılmıştır. Haliyle, çıplak aramaya maruz kaldığını iddia eden kişinin, yaşanan hak ihlalinin soruşturulmasını isteme, bir başka anlatımla sorumlularla ilgili şikayette bulunma hakkı vardır. Bu hakkın en etkin ve sonuç alıcı şekilde kullanımının sağlanması gerekmektedir.

Bir başka husus ise; mahpusların açık görüşlerinin yaptırılmamasının pandemi koşullarında anlaşılabilir olsa da kapalı görüşlerde kişi sınırlaması uygulanmasının, 40 dakikalık açık görüşlerin yerine sadece 10 dakikalık ek telefon hakkı tanınmasının ve bu telefon hakkının da açık/kapalı görüş yapılabilecek kişilerle değil de sadece telefon numarası verilen kişi ile sınırlı tutulması mahpusların aile ve özel hayatına saygı hakkını ihlal etmesidir. Her ne kadar pandeminin ilk zamanları mahpusların aileleri ile görüntülü konuşmalarına imkan sağlanacağı belirtilmişse de gelinen aşamada bu uygulama hâlâ gerçekleştirilmemiştir. Ailelerinden uzak bölgelere sürgün edilen mahpusların aileleri kapalı görüş yapabilmek için pandemi koşullarında uzun seyahatler yapmak durumunda kalmakta, bu durum mahpus ailelerinin sağlık durumlarını da riske atmaktadır. Bu sebeple mahpuslara daha fazla telefon hakkı sağlanmalı ve en azından ziyaretçi listesindeki herkesle telefon ile görüşebilme hakkı tanınmalıdır. Yine pandemi süreci başında sağlanacağı söylenen görüntülü görüşme için gerekli adımlar atılmalıdır.

Mahpusların hapishane koşullarında sosyalleşebilmesi, infaz sürelerinde sosyal ilişkilerden kopmamaları, bedensel ve ruhsal sağlıkları açısından ortak alan faaliyetleri büyük önem arz etmektedir. Özellikle yüksek güvenlikli hapishanelerde tutulan mahpusların beden ve ruh sağlıkları için uzun süre veya süresiz sosyal yalnızlaştırmaya maruz bırakılmamaları gerekmektedir. Spor, sohbet gibi faaliyetler sayesinde mahpuslar sürekli kaldıkları hücrelerin dışına çıkmakta, 7 gün 24 saat birlikte kaldıkları sınırlı sayıdaki kişilerden farklı kişilerle sohbet ederek sosyalleşme imkanı bulmaktadır. Pandemi ile birlikte başlayan süreçte mahpusların ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmaması mahpusların içinde bulunduğu tecrit koşullarının ağırlaşmasına neden olmuştur. İHAM, tamamen duyusal yalıtma ile birlikte bütünüyle sosyal yalıtmanın kişiliği tahrip edeceğini ve güvenlik veya başka gerekçelerle haklı gösterilmeyecek bir insanlık dışı muamele biçimi oluşturacağını belirtmiştir.

Yeni Normale Geçiş” planlamaları yapılırken ve hayatın birçok alanında normalleşme başlamışken açık ziyaretlerin yaptırılmadığı, avukat görüşlerinin mahpuslarla teması kesecek şekilde yaptırıldığı, hapishane personelinin dışarı ile ilişkisinin sınırlı tutulduğu, yeni tutuklanan ya da sürgün/sevk gelen mahpuslar ile hastane/adliye sevkleri gibi nedenlerle hapishaneden ayrılıp geri dönen mahpusların 14 gün karantinada tutulduğu, karantina sonucunda test yapılarak hücrelerine dönebildiği, kısaca mahpusların dışarı ile temasının kesildiği bu koşullarda mahpusların hâlâ hapishane içerisinde ortak alan faaliyetlerine çıkartılmamasının hiçbir mantıklı gerekçesi bulunmamaktadır. Ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmıyor olması mahpuslar açısından ceza içerisinde cezaya dönüştürülmüştür ve bir tecrit uygulamasıdır. Bu uygulamaya son verilerek içeride izole olan mahpusların birbirleri ile iletişim kurarak sosyal ilişkilerini devam ettirebileceği spor, sohbet gibi ortak alan faaliyetlerinin yaptırılması gerekmektedir.

Mahpusların dış dünya ile iletişim kurması, toplumdan tamamen kopmadan, meydana gelen gelişmeleri takip edebilmesi için en önemli iletişim araçlarının başında süreli ve süresiz yayınlar gelmektedir. Mahpuslar kitaplar sayesinde birçok konuda kendilerini geliştirirken gazete ve dergiler sayesinde toplumda yaşanan gelişmeleri takip edebilmektedir. Bu durum tecridin mahpuslar üzerindeki etkilerinin bir parça olsun azalmasına neden olmaktadır. Ancak hapishanelerde kitaplara getirilen kısıtlamalar ile dergi ve gazetelere getirilen yasaklamalar nedeniyle mahpuslar ifade özgürlüğü kapsamında bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü ve haber alma hakkından faydalanamamaktadır. Birçok hapishanede mahpuslar okumak istedikleri süreli ve süresiz yayınların parasını doğrudan ödeyerek yayınları hapishane idarelerinin anlaşmalı olduğu yerlerden almak zorunda bırakılmaktadır. Bu durumun meydana getirdiği temel sorunlardan biri aileleri tarafından yatırılan para dışında geliri olmayan ve ekonomik olarak zor durumda olan mahpusların yayınlara erişmesi önünde engel oluşturmasıdır. Mahpuslar günlük yiyecek ve temizlik malzemesi ihtiyaçları ile mektup/faks gibi ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktayken bir de okumak istedikleri kitaplara bütçe ayırmak zorunda bırakılmaktadır. Bir diğer temel sorun ise mahpuslar tarafından talep edilen yayınların hapishane idaresinin anlaşmalı olduğu yerlerde bulunmamasıdır. Bu durum da mahpusların yayınlara erişmesi önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir.

Yine gazete ve dergi gibi yayınlar da hapishane idareleri tarafından keyfi olarak yasaklanmaktadır. Çoğu zaman bu yasaklamalara ilişkin herhangi bir idari karar da alınmamaktadır. Özellikle muhalif gazete ve dergilere getirilen bu yasaklamalar sadece mahpusların bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünü ihlal etmekle kalmamakta, muhalif basına uygulanan sansürün de bir göstergesi olmaktadır. Mahpusların uluslararası anlaşmalar ve Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve haberleşme hakkından kanunlara uygun olarak faydalanabilmeleri için kitaplara getirilen sınırlamalara ile gazete ve dergilere getirilen yasaklara son verilmeli, mahpusların ifade özgürlüğü ve haberleşme haklarına yönelik ihlaller durdurulmalıdır.

Kişi sınırlaması olmaması yönüyle ziyaretler dışında mahpusların aile ilişkilerini, arkadaş ilişkilerini ve sosyal ilişkilerini devam ettirebilmeleri için mektup ve fakslar haberleşme hakkının kullanılmasında en önemli araçlardandır. Son dönemlerde daha da artan mektup engellemeleri ve mektupların kaybedilmesi mahpusların aile ve özel hayatlarına saygı hakkı ile haberleşme haklarını ihlal ettiği gibi mahpuslar üzerindeki tecriti de arttırmaktadır. Mahpusların ailelerine yazdıkları mektuplar ya da mahpusların ailelerinden gelen mektuplar dahi hiçbir gerekçe gösterilmeden engellenmektedir. Özellikle mahpuslar tarafından yazılan Kürtçe mektupların gönderilmemesi ya da mahpuslara gelen Kürtçe mektupların engellenmesi dışarıda Kürtçeye yönelik süren ayrımcılığın hapishanelerde de devam ettiğini göstermektedir. Oysa hem ulusal hukukta hemde uluslararası hukukta dile yönelik ayrımcılık kesin olarak yasaklanmış, 5237 sayılı TCKnın 122. Maddesi ayrımcılığı suç olarak yaptırıma bağlamıştır. Dolayısıyla bu engellemeler ayrımcılık yasağının da ihlali niteliğinde olup, bu ihlallere derhal son verilmesi gerekmektedir.

Özellikle pandemi sonrası mahpusların tedavi ve sağlık hakkı üzerinde yaşanan hak ihlalleri de artış göstermektedir. Hapishanelerde yüzlercesi ağır binlerce hasta mahpus bulunmaktadır. Pandemi ile birlikte duran hastane sevkleri son dönemlerde yeniden başlamışsa da hastane dönüşleri uygulanan 14 gülük karantina süresinin koşulları nedeniyle mahpuslar hastaneye gitmek istememektedir. Zaten hasta olan ya da tek başına kalamayacak durumda olan mahpuslar karantina hücrelerinde çok kötü koşullarda kalmak zorunda bırakılmaktadır. Bazı hapishanelerde 20-30 kişi aynı karantina koğuşunda kalırken bazı hapishanelerde tek başına temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak mahpuslar tek başına tutulmaktadır.. Mahpuslar ya çok az havalandırmaya çıkartılmakta ya da hiç çıkartılmamaktadır. Kantinden ihtiyaçlarının karşılanmasında birçok sorun yaşanmaktadır. Televizyon, radyo, kitap gibi eşyaları kendilerine verilmemektedir. Bu durum mahpusların hastaneye gitmek istememesine ve düzenli tedavi olması gereken mahpusların tedavi olamamasına neden olmaktadır. Oysa devlet, mahpusların beslenme, bakım, sağlık hizmeti gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Zira sosyal bir devletin sağlık hizmetlerinin eşit, nitelikli ve herkesin ulaşabileceği bir şekilde sunumunu” sağlaması ödevi hapishanedeki sağlık hizmetlerinin genel toplumsal sağlık sistemiyle yakın ilişki içinde, ulusal sağlık sistemiyle entegre ve uyum içinde örgütlenmesini gerektirmektedir. Mahpuslar yasal durumları nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulmaksızın ülkedeki sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanına sahip olmalı ve genel sağlık sisteminde mevcut olan tüm tıbbi, cerrahi ve psikiyatrik olanaklara ulaşma ve yararlanma olanağından da eşit şekilde yararlanmalıdır. Devletler alıkonulan kişiye tıbbi bakımı her zaman ve derhal sağlamanın yanı sıra mahpusların esenliğini de güvence altına almak için tedavi amacının yanında koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerini de yerine getirmekle yükümlüdür. Pandemi devletin bu yükümlülüğünü askıya almadığı gibi mahpusların temel haklarını da ortadan kaldırmamaktadır. Zira tutulma ve cezalandırma mekânlarında kalanların da yararlanmaları gereken hakların sürekliliği söz konusudur ve bu kişileri temel haklarından yoksun bırakmak ikinci bir cezalandırma anlamına gelecektir.

01.01.2021 tarihinde yürürlüğe giren Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik” ile birlikte denetimli serbestlik, koşullu salıverilme gibi mahpus lehine olan uygulamalarda  iyi halin belirlenmesi için bir takım yeni kriterler getirilmiştir. Bunun başında ise mahpusun işlediği suçtan dolayı pişmanlık duyması” kriteridir.  Pişmanlık; içe dönük ve kişinin vicdanı ile ilgili olan duygusal bir tepkime halidir. Kişinin pişmanlık beyanının samimiyeti tam anlamıyla ölçülebilmesi mümkün değildir. Pişmanlık kriteri dışında infazın tüm aşamalarında, mahpusun hapishanelerin düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı, iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer mahpuslar ile hapishane görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, hapishane kuralları ile hapishane bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezalarının dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Yine bu kapsamda kurullar mahpuslarla mülakat yapabilecek ve burada sordukları soruların cevabına göre iyi hal değerlendirmesi yapabilecektir. Ancak burada mahpuslara sorulacak soruların denetlenmesine ilişkin herhangi bir mekanizma bulunmamaktadır.

Görüldüğü üzere hukuka aykırı bu yönetmelikle beraber hapishane idareleri mahpus hakkında ancak ve ancak yargı makamlarının karar verebileceği hallerde yargı makamlarının yetkilerini dahi aşan bir yerde konumlandırılmış ve karar mercii haline getirilmiştir. Bu da hapishane idarelerinin mahpuslara karşı sınırsız yetkiyle donatılarak keyfi kararlar alabileceği anlamına gelmektedir.  Son birkaç ayda koşullu salıverilme tarihi geldiği halde haklarına iyi halli olmadıklarına” yönelik kararlar verilen mahpusların tahliyeleri bu keyfi kararlarla engellenmiştir. Açıktır ki, hapishane idareleri yeni yönetmelik ile kendilerine verilen yetkileri kötüye kullanmaya başlamıştır.

Son olarak bu raporun açıklandığı gün hapishanelerde Abdullah Öcalana yönelik tecridin sonlandırılması ve artan hak ihlallerini protesto etmek amacıyla 27 Kasımda başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi 147. gününe girmiştir. Eyleme katılan kişi sayısı hapishaneden hapishaneye değişiklik gösterse de mahpuslar ortalama ikişer - üçer kişilik gruplar ile beşer günlük açlık grevi yapmaktadır. Mahpusların talebi ise; Türkiyenin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve Ceza İnfaz Kanununda güvence altına alınan temek hak ve özgürlükler doğrultusunda Abdullah Öcalan üzerindeki hukuka aykırı tecridin son bulması, Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüşmesinin sağlanmasıdır. Pandemiden ötürü ağır hak ihlallerinin yaşandığı, mahpusların ihtiyaç duydukları tedaviye dahi erişemediği bu dönemde açlık grevlerinin sürmesi halinde geri dönülemez nitelikte ağır sonuçlar doğuracağı ortadadır. Zira salgın sürecinde hapishanelerde artan hak ihlallerine yönelik hazırlanan raporlardan mahpusların sağlıklı gıdaya ve ihtiyaç duydukları tedaviye erişimlerinin sağlanamamasından ötürü özellikle bağışıklık sistemlerinin zayıfladığı bilinmektedir. Pandemi koşulları dolayısıyla mahpusların bağışık sisteminin düşüklüğü konusunda uyaran hekimler başlatılan açlık grevinin, daha önceki eylemlerden daha fazla risk barındırdığını belirtmiştir.  Bu sebeple mahpuslar daha fazla hak ihlaline uğramadan; herhangi bir yaşam hakkı ihlali olmadan açlık grevlerinin son bulması için Abdullah Öcalana uygulanan hukuka aykırı tecridin kaldırılması ve hapishanelerdeki hak ihlallerine derhal son verilmesi gerekmektedir.

 

ÖZGÜRLÜK İÇİN HUKUKÇULAR DERNEĞİ

Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu