Duyurular
​ PANEL; KÜRTLER VE SOYKIRIM - HALEPÇE, halepçe soykırım öhd enfal
18.04.2022

​ PANEL; KÜRTLER VE SOYKIRIM - HALEPÇE

Özgürlük için Hukukçular Derneği olarak, Irak Kürdistan Bölgesinde 182 bin Kürdün sistematik bir şekilde katledildiği bir Kürt soykırımı olan Enfal Harekâtı’nın yıl dönümünde panel gerçekleştirdik. Halepçe ve Enfal soykırımı konusunda önemli çalışmalar yapan akademisyenlerin, hukukçuların ve insan hakları savunucularının katılım sağladığı panelde, Kürt soykırımı olan Enfal’in son halkası olan Halepçe katliamının, neden soykırım olarak tanınmadığı ve tanınması için neler yapılabilecekleri hakkında konuşuldu.

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Irak Kürdistan’ındaki Kürt halkına yönelik “Enfal” adıyla yapılan sistematik katliamlar sonucunda 182 bin Kürdün hayatını kaybetmesinin 34. yıl dönümünde “Kürtler ve Soykırım, Halepçe” konulu panel gerçekleştirdi. Panelde, Enfal adı altında Kürtlere yönelik yapılan bu katliamların son halkası olan ve uluslararası alanda halen birçok devlet tarafından soykırım olarak tanınmayan Halepçe katliamının öncesinde ve sonrasında yaşananları ve bundan sonra neler yapılabileceği tartışıldı. Zoom programı üzerinden çevrimiçi gerçekleştiren “Kürtler ve Soykırım, Halepçe” konulu panele çok sayıda hukukçu, siyasetçi ve insan hakları savunucusu katılım sağladı. Moderatörlüğünü ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül’ün yaptığı panele, Halepçe Belediye Başkanı Kwestan Shex Akram, Hukuk Öğretim Üyesi Dr. Osman İsmail ve Soykırım ve Enfal Soruşturma Dairesi Başkanı Teha Silêman Îsa konuşmacı olarak katıldı.

Panelin “Dünden Bugüne Halepçe’de Yaşananlar” başlıklı bölümünde konuşan, Halepçe Belediye Başkanı Kwestan Shex Akram, Halepçe’nin köklü bir tarihe ve mirasa sahip olan, baskı ve zorluklara karşı direnen bir kent olduğunu ifade etti. Halepçe halkının 1988 yılında Baas rejiminin en kötü ve insanlık dışı uygulamalarından biriyle karşılaştığını, burada farklı yöntemlerle kimyasal silahlar kullanıldığını ve bu saldırılarda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere beş bine yakın kurban verdiğini söyledi. Kwestan Shex Akram, bu kimyasal saldırının Halepçe üzerinde hem maddi hem de manevi olarak etkiler bıraktığını, Halepçe’nin şimdi bu yaralarını sarmaya çalıştığını ifade etti. Kwestan Shex Akram, bir rejim eliyle halka yapılan katliamı anlatmanın çok zor olduğunu, en büyük insanlık suçlarından birinin Halepçe halkına yaşatıldığını, yaşatılan bu katliamın bütün dünya tarafından bilinmesi için 5 yıl boyunca belgeleme ve raporlama adına çalışmalar yürüttüğünü ifade etmiştir. Ayrıca Halepçe’de yaşatılan katliama rağmen, Halepçe halkının Baas rejimine karşı büyük bir direniş gösterdiğini vurgulamıştır. Akram, yaptıkları çalışmalarla Halepçe şehrini yeniden adım adım kurarak, insanların geri dönüşünü sağlayarak o kötü izlerini kaldırmaya çalıştıklarını, ancak kentin yeniden imara ve düzenlemelere ihtiyacı olduğunu ifade etmiştir. Halepçe’de suç oranının Kürdistan’ın diğer kentlerine oranla çok düşük olduğunu, Halepçe’nin Kürdistan’ın birçok kentine göre çok ileride olduğunu, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin güçlü olduğunu, kentin yönetiminde kadınların etkin rol oynadığını ve bu durumun da kadın hakları ve özgürlüğün geldiği düzeyi göstermek açısından önemli olduğunu vurgulamıştır. Akram,, Halepçe’nin radikal İslamcı gruplar ve partilerin tehdidi ve etkisi altına alınma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, ancak bunca zulme, tehdide rağmen toplumsal, kültürel ve ekonomik gelişmeleri de başardıklarını dile getirmiştir. Akram, bütün bu yaşananlara rağmen şu anda Halepçe’de yaşam dolu bir hayat olduğunu vurgulamıştır. Kwestan Shex Akram, konuşmasının devamında Kürtlerin yaşadığı her bir parçada hüküm süren devlet ve rejimlerin baskısı ve zulmü altında olduğunu, farklılıklar olsa da baskı ve zulmün Kürt halkına karşı işlendiğini dile getirmiştir.Son olarak da Halepçe’nin Baas rejimi tarafından nasıl bombalandığını, halkın nelere maruz bırakıldığını ve orada işlenen insanlık suçlara dair Irak Yüksek Mahkemesi’nde tanıklık yaptığını, bu mahkemede yargılanan Saddam Hüseyin ve Ali Hasan El Mecit’e karşı tanıklık yapmaktan onur duyduğunu belirtti. Bu sanıkların işledikleri bu suçlardan dolayı yargılanması ve bunun hesabını vermesinin çok önemli olduğunu da vurguladı.

Panelin “Soykırım Suçları ve Dünya Pratikleri” başlığında konuşan Akademisyen Osman İsmail, konuşmasına Enfal ve Halepçe’de hayatını kaybedenleri anarak başladı. Enfal’in Kürtlere karşı işlenen bir soykırım suçu olduğunu belirterek, uluslararası alanda savaş, insanlık açısından da bir jenosit olduğunu vurguladı. BM’nin 1948 yılında hazırladığı Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile dünyada ilk defa soykırımın resmi olarak suç sayıldığının ve yasal bir çerçeveye oturtulduğu bilgisini veren İsmail, bu tarihe kadar uluslararası hukukta, soykırımın suç olduğuna dair bir yasa olmadığını söyledi. Bu sözleşmeyi 2020 yılına kadar 152 ülkenin imzaladığını belirtti. Sözleşmenin kabul edildiği 1948 yılından 1994 yılına kadar dünyada birçok ülkede soykırım suçunun işlenmesine rağmen, bu sürede sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmediğini ve bu suçları işleyenlerin yargı veya mahkeme önüne çıkarılmadığına dikkat çekti.

Soykırımın birçok farklı boyutu olduğunu dile getiren İsmail, bir Kürdün zorla Araplaştırılmasının da bir soykırım olduğuna dikkat çekti. Enfal’de çocukların, kadınların, sivillerin öldürülmesinin tek sebebinin Kürt olmaları olduğunu dile getiren İsmail, Yugoslavya, Bosna, Kamboçya, Ruanda’da benzer şeylerin yaşandığını ve bunların hepsinin insanlığa karşı işlenmiş suçlar olduğunu söyledi. Enfal ve Halepçe soykırımlarını nasıl uluslararası mahkemelere taşınacağı konusundaki arayışlara değinen İsmail, soykırım suçlarını soruşturmak ve yargılamakla yetkili olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) bu suçları işleyenlerin yargılandığını söyledi. Soykırım suçuyla şikâyet edilen bir devletin bu mahkemenin üyesi olması durumunda, bu mahkemeye başvurabileceği bilgisini de veren İsmail, bu soykırım yasasının Yugoslavya ve Ruanda yaşanan soykırım davalarında çok iyi bir şekilde uygulandığını, BM sözleşmesinin de ilk kez 50 yıl sonra 1998 yılında uygulandığını vurguladı.

Ayrıca Osman İsmail, Irak’ta 2005 yılından sonra kurulan Ceza Mahkemesinde, soykırım suçunu işleyen dönemin Baas partisi yöneticilerinin soykırım suçundan yargılanmaya başlandığını da belirtmiştir.

Kürtlerin, kendilerine karşı işlenen insanlık suçlarında, öncelik vermesi gereken soykırımın, Enfal süreci olduğunu vurgulayan İsmail, bunun tüm Kürt halkına uygulanan bir soykırım olduğunu, bu süreçte 4500 köy boşaltıldığını, çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan 182 bin kişinin öldürüldüğü belirtmiştir. Enfal’i yapanların amacının Kürt halkını yok etmek, ortadan kaldırmak ve bunun aşama aşama yapıldığının bilgisini verdi.

Osman İsmail konuşmasının devamında, DAİŞ’in 2014 yılında Irak’ın Şengal kentinden Ezidi halkına yönelik soykırım girişiminde bulunduğunu ve halen de Ezidi halkına karşı bu soykırım sürecinin devam ettiğini belirterek, birçok kadın ve çocuğun DAİŞ’in elinde olduğuna dikkat çekti. Soykırımın günümüzde halen de Kürtler üzerindeki etkileri ve devamının olduğunu vurgulayan İsmail, Kürtler hem Enfal hem de Ezidiler boyutuyla Soykırım suçunu uluslararası alana taşıyamadığını vurguladı. Saddam Hüseyin’in Enfal’in baş sorumlusu olduğunu ancak bu suçtan yargılandığında soykırım ile suçlanmadığını söyledi. DAİŞ’in soykırımına uğrayan Ezidiler için uluslararası alanda hiçbir mahkemenin kurulmadığını ve bu suçları işleyen kişilerin, bu suçtan yargılanması için neler yapmaları gerektiği sorusunu, Kürtlerin kendilerine sorması gerektiğini söyledi. Hem Kürtlere hem de Ezidilere karşı yapılan soykırımların durmadığını vurgulayan İsmail, Kürtler, Sudan da olduğu gibi soykırım suçlarının işleyenlerin yargılandığı bir mahkemeyi kuramadıklarını belirtti. Kürtlere karşı işlenen soykırım suçlarının yargılanması durumunda, günümüzde Kürtlere yönelik soykırım tehlikesinin azalmasında önemli bir etkisi olacağını da ifade etti. BM sözleşmesinin hazırladığı 1948 yılından günümüze kadar hiçbir devletin soykırım suçu ile suçlanmadığını vurgulayan İsmail, soykırımlarında işlenmesinde birçok devletin sorumluluğu olmasına rağmen yargılanmadığını dile getirdi. Soykırım yasasına göre bir grubu soykırım nedeniyle suçlanamadığı ve yargılanamadığı, sadece birey ya da devletlerin bu suçtan dolayı yargılanabileceğini söyledi. Bu yasaya göre uluslararası alanda DAİŞ’i soykırım suçuyla yargılanamadığına dikkat çekerek, bu grupların soykırım yasasında bir tarifi olmadığını belirtti.

Panelin “Halepçe Soykırımının Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Değerlendirilmesi” başlıklı bölümde konuşan Soykırım ve Enfal Soruşturma Dairesi Başkanı Teha Silêman Îsa, Kürdistan’ın dört parçasında Kürtler’in defalarca soykırıma uğradıklarını, bunların araştırılması ve tartışılması gerektiğini vurguladı. Kürt halkına karşı işlenen bu suçların, nasıl ortaya çıkarılacağı konusunda nasıl çalışma yapılacağının araştırılıp, tartışılması gerektiğini belirtti. Halepçe ve Enfal sürecinde işlenen soykırım suçuna ilişkin Irak Yüksek Mahkemesi’nde yapılan yargılamalarda ortaya çıkan belgelerin yer aldığı kitap ve kaynaklara değinen Îsa, bu konuya ilişkin 4 kitap hazırlayıp yayınladığını, Halepçe halkının başına gelenlerinin bütün yönleriyle araştırılmadığını, oradaki zararın bütün yönleriyle ortaya konulmadığını, Halepçe’de kullanılan kimyasal silah etkilerinin günümüzde sürdüğünü vurguladı. Ayrıca insanların bu şekilde kimyasal silahlarla öldürülmesinin Hiroşima ve Nagazaki’de yaşandığına dikkat çekti. Dersim’de 1938 yılında yaşanan soykırım ve acımazlığın Halepçe’de yaşananlarla benzer bir örnek olduğunu, Enfal ve Halepçe katliamından kaçan yüzlerce çocuğun kaybolduğunu, bu kayıplar nedeniyle günümüze kadar birçok ailenin bir araya gelemediğini, kayıplar olduğunu belirtti.

Îsa, Halepçe’nin uluslararası olarak ilerde bir soykırım olarak kabul edilmesi için katliam ile ilgili bilgi ve belgelerin toplanması gerektiğini söyledi. Irak’ın kimyasal silah geliştirilmesinde 19 ülkeden 96 şirketin destekte bulunduğuna dikkat çeken Îsa, bunların konuşulması gerektiğini ve bu konuda daha etkili bir araştırma yapılması gerektiğini belirtti. Halepçe’de insanlığa karşı ve savaş suçu işlendiğini ancak bu soykırımın sorumlusu olan az sayıda kişinin yargılandığını hatırlatarak, bu dosyanın tekrar ele alınması gerektiğini ve sorumluların en alttan en üste kadar tespit edilerek, yargılanması gerektiğini vurguladı.

Îsa, Kürdistan’ın dört bölgesinde de birçok soykırım katliamı örneğini olduğunu vurguladı. Ezidi halkına karşı yaşatılanların, soykırım olarak bütün dünyaya kabul ettirmeleri gerektiğini vurgulayan Îsa, buna ilişkin planlı ve programlı bir çalışma yapmaları gerektiğini belirtti. Irak Yüksek Mahkemesi’nin Halepçe’de yaşananları insanlığa karşı işlenen suç olarak kabul etmesine rağmen, ırak parlamentosu, Irak hükümetinin Halepçe ve Enfal’i soykırım olarak kabul etmekten kaçındığını vurguladı.

Irak Cumhurbaşkanın Kürt olması, bu suçların araştırılması için çok iyi bir imkân yarattığı, bu konuda Irak hükümetine baskı yapılması gerektiğini, Irak hükümetinin Baas döneminde işlenen suçları ve yaşanan maddi zararları tanzim etmekten kaçındığını, Enfal ve Halepçe katliamlarından zarar gören insanların günümüzde de birçok sorun yaşandığını, Halepçe’deki yaşam alanın temizlenmesi ve düzeltilmesi gerektiğini, sadece katledilenleri anmak ile yetinilmemesi ve sorunlarına çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. Îsa, konuşmasının devamında, Halepçe ve Kürtlere karşı işlenen soykırım suçlarının uluslararası alana taşınması gerektiğini belirterek, soykırım olarak kabul ettirilmediği sürece Kürtler üzerinde soykırım tehlikesinin Irak’ta, Suriye’de, İran’da, Türkiye’de devam edeceğini, ayrıca İran, Irak ve Suriye devletlerinin de Roma anlaşmasını onaylamadıklarını, Kürtlerin birincil amacının Irak, İran ve Suriye devletlerinin Roma anlaşmasının imzalaması için baskı yapması gerektiğini vurgulayarak, anlaşma onaylanmaz ise Kürt halkının sürekli olarak soykırım tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını ve soykırım tehlikesinin devam edeceğini belirtti.

Îsa, son olarak da, Halepçe’nin bir soykırım ve kimyasal katliam olarak tanınması için ulusalar arası alanda çalışma yapılması gerektiğini belirtti.