Duyurular
KADIN HAPİSHANELERİ VE SİYASİ KADIN MAHPUSLAR HAK İHLALLERİ RAPORU, Kadın mahpus,kadın hapishaneleri,hak ihlali
24.11.2023

KADIN HAPİSHANELERİ VE SİYASİ KADIN MAHPUSLAR HAK İHLALLERİ RAPORU

 

25 Kasım 2023

A-) GİRİŞ

Kadına yönelik şiddet, kadınların cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan her türlü eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit edilme, zorlanma veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakılmaları ve ayrımcı uygulamalara maruz bırakılmaları olarak tanımlanmaktadır. Hapishane sistemlerinde erkeklerin kadınlardan her zaman daha fazla olması, kadınların cinsiyetlerine özgü ihtiyaçlarının genel olarak göz ardı edilmesi ve ihmal edilmesine yol açmaktadır. Böylelikle kadınların toplum içerisinde maruz kaldıkları ayrımcılık, hapsedilmeleriyle birlikte yoğunlaşarak devam etmektedir. Zaten eve kapatılmış durumda olan kadınların yasalarca suç sayılan fiilleri işlediğinde erkeklerle benzer şekilde hapsedilmeleri başlı başına dolaylı ayrımcılığa yol açmaktadır. Özellikle kadın özgürlük mücadelesindeki siyasi faaliyetleri nedeniyle hapsedilen siyasi kadın mahpusları “ıslah etme” anlayışı aynı zamanda toplumsal cinsiyet üzerinden kurgulanan kadın rolünün dışına çıkmış olan kadınları bu kalıbın içine tekrar dahil etmeyi amaçlamakta, eril yasalarca suç saydıkları fiilleri gerçekleştiren kadınlar mevcut ataerkil sistemin biçtiği rolün dışına çıkmış kişiler olarak, hapishanelerdeki uygulamalar aracılığıyla tekrar itaate zorlanmaktadırlar.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, Dominik Cumhuriyeti’nde Patria Mercedes, Minerva Argentina ve Maria Terasa isimli üç kız kardeş (Mirabel kardeşler) ’in Trujillo diktatörlüğüne karşı yürüttükleri rejim karşıtı mücadelelerinin sembolleşmiş günü olarak kadınların yüzyıllara dayanan şiddete ve hak ihlallerine karşı direnişinden yola çıkarak, 1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı farkındalık yaratmak amacıyla BM Genel Kurulu kararı ile ilan edildi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında ataerkil kontrol sistemi dışardakinden daha güçlü olduğu cinsiyetlendirilmiş şiddet mekânları olan Kadın Hapishanelerinde ve Erkek Hapishanelerinin kadın koğuşlarında hapsedilen siyasi kadın mahpusların maruz bırakıldığı temel hak ve hürriyetlere ilişkin ihlallerin tespiti, yetki ve sorumluluğu olan merci ve kurumların bu ihlalleri sonlandırılmasına yönelik harekete geçmelerini sağlamak, ihlallere ilişkin etkili soruşturma yürütülmesine katkı sağlamak, hapishanede bulunan kadınların sahip oldukları özel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak cinsiyete duyarlı yaklaşımlar oluşturulmasına rehberlik etmek ve kamuoyunun dikkatine sunmaktır. Bu amaçla kadın hapishanelerinde ve erkek hapishanelerinde alıkonularak hak ihlallerine uğrayan siyasi kadın mahpusların hapishanelerdeki genel durumları, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği üyeleri tarafından gözlemlenmiş, mahpuslarla görüşmeler gerçekleştirilmiş, gerçekleştirilen bu görüşmeler neticesinde aktarılan, gözlemlenen ve tespit edilen ihlaller raporlaştırılmıştır.

C-) YÖNTEM

Bu raporda avukatlar tarafından hapishanelerde gerçekleştirilen ziyaretlerde mahpusların aktarımlarından, mahpusların aileleri ile yapılan görüşmelerden ve mahpusların avukatlarından edinilen bilgiler kullanılmıştır.

Rapor tarihi itibariyle;

  • Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Bayburt M Tipi Kapalı Hapishanesi Kadın Koğuşu
  • Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Diyarbakır Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Edirne Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Elazığ Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Erzincan T Tipi Kapalı Hapishanesi Kadın Koğuşu
  • Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi Kadın Koğuşu
  • Menemen R Tipi Kapalı Hapishanesi Kadın Koğuşu
  • Patnos L Tipi Kapalı Hapishanesi Kadın Koğuşu
  • Silivri 9 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi Kadın Koğuşu
  • Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Şakran(İzmir) Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Şanlıurfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi Kadın Koğuşu
  • Tarsus Kadın Kapalı Hapishanesi
  • Van T Tipi Kapalı Hapishanesi Kadın Koğuşu

olmak üzere 9 kadın hapishanesine, 8 erkek hapishanesinde bulunan kadın koğuşuna ziyaret gerçekleştirilmiştir. 

D-) HAPİSHANE ZİYARETLERİ, GÖRÜŞMELERDE AKTARILAN HAK İHLALLERİ 

D-1) BAKIRKÖY KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslardan, T.A ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Her ay koğuş aramalarının gerçekleştirildiği,

- Kitap kotasının 7 ile sınırlandırıldığı, giysinin 30 parça ile sınırlandırıldığı,

- Dergi, gazete gibi süreli yayınlarda muhalif yayınların ve Kürtçe yayınların talebe rağmen verilmediği,

- Birden fazla mahpusun tek zarfta mektup gönderemediği, idare tarafından gerekçe gösterilmeden yasak denilerek mektuplar gönderilmediği,

- Aynı koğuşta toplu fotoğraf çekinmenin 3 kişiyle sınırlandırıldığı,

- Açık görüşün 35 dakika, kapalı görüşün 30 dakika yapıldığı,

- Sosyal aktivite olarak yalnızca ebru kursu olduğu, kursa aynı anda sadece 3 kişi çıkabildikleri,

- Havalandırmanın 07:30-18:00 saatleri arasında olduğu,

- Mahpuslardan F. T.’ Nin Kalp Hastası, Felek Gün’ün Hepatit hastası, Ş. A.’nın Kalp Hastası, T. A.’nın Hepatit hastası, J. E.’nin Belden aşağısının felçli olduğu, hapishanede yeterli tedavi şartlarına ulaşamadığı,

- Yemeklerin hastalığı bulunan mahpuslar gözetilerek verilmediği,

- Revirde hiçbir mahpusun muayene edilmediği, muayene etmiş gibi tutanak ve reçeteler düzenlendiği, Hastane sevklerinin yapılmamaya çalışıldığı,

Hususları aktarılmıştır.

D-2) BAYBURT M TİPİ KAPALI HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan S.A , Z.E., F.B ve N.D. ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Mahpusların ailelerinden çok uzakta oldukları, bu durumun ailelerin maddi durumları, hastalık ve yaşlılık sebeplerinden kaynaklı görüşe gelememelerine sebep olduğu,

- Yeni Yaşam, Evrensel gibi gazetelerin mahpuslara verilmediği ve muhalif TV kanallarının yayınlarının olmadığı,

- Kürtçe kitap ve mektupların 5 yıldır verilmediği, Kürtçe mektuplara da el konulduğunu ve gerekçesinin de tercüme edilemediği denildiği, ayrıca kişi başı 10 kitap kotası uygulandığı,

- Mahpusların hastane sevklerinin geciktirildiği, hastane sevkleri olduğunda da doktor muayenesinde kelepçe çıkarılmadığından ötürü mahpusların kelepçeli tedaviyi kabul etmediği ve tedavi edilmeden hapishaneye geri gönderildikleri, bazı hastalar için sevk gerektiği, şehirde bulunan hastanede imkanlar kısıtlı olduğundan tedavinin yapılabileceği tam teşekküllü başka bir hastaneye sevklerin yapılmadığı,

- Kantinden istenilen yiyecek ve eşyaların fiyatlarının aşırı yüksek olması sebebiyle mahpuslarca alınamadığı,

- Hükümlü olan kadın mahpusların tamamının İdare ve Gözlem Kurulu Kararı ile koşullu salıverilmelerinin ertelendiği ve kararda örgütten ayrıldığının tespit edilemediği, dışarıya uygun olmadığı ve suç işlemeye meyli olduğu gibi soyut ve genel geçer ibarelerin yer aldığı,

- Hapishanede 13 kadın mahpusun bulunduğu,

Hususları aktarılmıştır.

D-3) BÜNYAN KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslardan, S.O, S.C, H.H, D.G, H.D, J.A ve D.B ile gerçekleştirilen görüşmede;

- Kitap kotasının 15 kitap olarak sınırlandırıldığı,

- Cumhuriyet ve Birgün gazetesi hariç gazete ve dergilerin verilmediği,

- Gelen ve giden mektuplara el konulduğu, mektup içeriğindeki kelimeler gerekçe gösterilerek gönderilmediği ve sansür uygulandığı,

- Diş ve doktor muayenelerinde kelepçenin dayatıldığı,

- 15 günde bir genel aramaların yapıldığı, bazen haftada bir genel arama yaptıkları, saç içlerinin arandığı, eşyalarının dağıtıldığı ve tacize varan üst aramaların yapıldığı,

- Yemeklerin yenilemeyecek durumda olduğu, kişi sayısına göre getirilmediği, ekmek gramajlarının her seferinde değişti ve içinin pişmemiş olduğu, süt ürünleri ve meyvelerin yetersiz olduğu,

- Kadın cezaevinde 6 hücrenin olduğu, bu hücrelerin boyutlarının aynı olmadığı, havalandırma penceresinin tamamen sık bir şekilde tellerle örülü olduğu ve bunun da nefes almayı zorladığı, hücrede bulaşık yıkama tezgahının olmadığı ve bu sebeple bulaşıkların tuvalette yıkandığı bunun da hijyen açısından problem yarattığı,

- Temizlik ve hijyen malzemelerinin geciktirilerek verildiği,

- Kurs açılması taleplerinin karşılanmadığı,

- Kırtasiye malzemelerin kantinden alındığı, ancak istenilen ürünleri bulamadıklarını, dış kantin uygulamasının olmadığı ve kargo ile gelen kırtasiye malzemelerin kendilerine verilmediği,

- Kantinden istenilen yiyecek ve eşyaların fiyatlarının aşırı yüksek olması sebebiyle mahpuslarca alınamadığı,

- Posta giderlerinin fahiş derecede yüksek olduğu,

- Hapishanede 66 kadın mahpusun olduğu,

Hususları aktarılmıştır.

D-4) DİYARBAKIR KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslar ile gerçekleştirilen görüşmede;

- Hapishane İdaresinin iki yıl önce verilen bir disiplin soruşturmasını gerekçe göstermesi sebebiyle koğuşlar arası sosyal faaliyetlerin engellendiği, kursların açılmadığı, spor ve sohbet imkanlarının hiçbir şekilde mahpuslara kullandırılmadığını, mahpusların kültürel, sosyal etkinliklerinin hiç olmadığını, spor faaliyeti hakkının ise haftada 1 saat şeklinde verildiği,

- 2023 yılı içinde 4 mahpusun iyi halli olmadıkları gerekçesiyle şartlı tahliyelerinin 6'şar ay ertelendiği,

- Çoğu odalarda ihtiyaç bulunmasına karşın depolarda malzeme ve eşyaları bulunan bir mahpusun başka bir mahpusa hibe etmesine, ihtiyaçlarının karşılanmasına izin verilmeyerek mağduriyete yol açıldığı, birçok odada buzdolabı, televizyon vb. eksikliklerin bulunduğu ve bu ihtiyaçları karşılamaya maddi olarak imkanlarının el vermediğini, keyfi olarak da depolarda eşyaların tutulduğu,

- Koğuşlarda yapılan genel aramalarda mahpusların, insan onuruyla bağdaşmayacak muamelelere maruz bırakıldığı, eşyaların özensizce aranıp dağıtıldığı ve bu sebeple birçok eşyanın zarar gördüğü, kantinden satın alınan eşyaların bile gerekçe gösterilmeksizin keyfi olarak toplatıldığı,

- İki ayda bir olmak üzere belirtilen ayların sadece ilk haftasında kitapların kabul edildiğini, kitap kotasının 10 kitap olarak sınırlandırıldığını, okunan kitapların başka koğuşa gönderilmesine izin verilmediği,

- İç postanın ücretsiz olmasına dair yapılan itirazların mahkeme tarafından kabul edilmesine rağmen ücretin alınmaya devam edildiği,

- Sadece belli gazetelere izin verildiği, Yeni Yaşam, Evrensel vb muhalif yayın yapan gazetelere erişimin engellendiği, talep edilen gazete ve dergilerin yasal olmasına rağmen hapishane idaresi tarafından verilmediği,

- Aile görüşlerinde hapishaneye ait fotoğraf makinesiyle çekilen fotoğrafların görüş esnasında ailelere verilmesine izin verilmediği,

- Şalvarın hapishanede yasaklı kıyafet olarak belirlendiği,

- Posta yolu ile mahpuslara gönderilen kıyafetlerin teslim alınabilmesi için eski kıyafetlerin aileye görüş esnasında teslim edilmesi gerektiği, eski kıyafetlerin depoya bırakılmasına izin verilmediği, bu sebeple görüşe ailelerin gelmemesi durumunda yeni kıyafetlerin kendilerine teslim edilmediği,

- Koğuşların üst katları (yatak kısmı) ve tuvalet-banyoların görür şekilde gün boyu açık olacak şekilde kameralar yerleştirildiği,

- Mahpusların 3. Kişi olarak 3 kişilik sahip oldukları ziyaretçi hakları konusunda da bildirdikleri ziyaretçilerin kabul edilmediği, ziyaretçi olarak eklenmesini istedikleri isimler hakkında tahkikat yapıldığı, bu tahkikatların 6 ay ile 1 yıla yakın uzatılarak yapıldığı, incelemeler sonucunda da taleplerinin ret edildiği, tahkikat sürelerinin uzaması konusunda gerekçe olarak; Emniyet veya Jandarmadan cevapların gelmediği, ayrıca yine ret gerekçesi olarak da güvenlik sebebi olduğu kendilerine söylenerek mağdur edildikleri,

- Ziyarete gelen ailelere arama sırasında keyfiyete varacak şekilde zorluklar çıkarıldığını, bu sebeple aynı anda görüşe giremedikleri, kimisinin görüş bitimine az bir süre kala girebildiği, görüşçülerin kıyafetlerine renk kısıtlamasının getirildiğini, 4 aylık bebeğin bir daha yeşil renk tişört ile getirilmesi halinde görüşüne izin verilmeyeceği uyarısı aldıkları,

- Tutuklandıktan sonra hapishane kabul birimine getirilen çok sayıda mahpusa çıplak arama dayatıldığı, çıplak arama dayatmasını kabul etmeyenlerin darp edilerek disiplin cezası aldıkları,

- Hapishanede yeterli doktor ve sağlık personeli bulundurulmadığı, kurum revirindeki doktorların sık sık değişmesi sebebiyle mahpusların tedavi sürecinde aksamalara sebebiyet verildiği, hastane sevklerinin geç yapıldığı, jandarma birimleri tarafından tedavi için hastaneye götürülen mahpuslara çift kelepçe uygulandığı, mahpusların sığamayacağı darlıkta olan tekli ring aracı ile sevklerinin yapıldığı, hastanelerde ve revirde kelepçeli muayenenin yapıldığı, sevk esnasında tacize varan aramalara maruz kaldıklarını, itiraz etmeleri sebebiyle de mahpusların disiplin cezası aldıkları,

- Ağır hasta mahpusların, hastalıkları sebebiyle yaşamlarını tek başlarına idame edememelerine rağmen Adli Tıp Kurumu’nca hazırlanan raporlar gerekçe gösterilerek tahliye edilmediği, Ş. K. isimli 63 yaşındaki kadın mahpusun ayaklarında platin olduğu, Alzheimer hastalığının olduğu, merdivenleri dahi tek başına çıkamadığı, hayatını tek başına idame ettiremediği, Sağlık durumu kötüleşmesine rağmen infazının ertelenmediği ve hapishanede yeterli tedaviye ulaşma imkanının sağlanmadığı,

Hususları aktarılmıştır.

 

D-5) EDİRNE KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslar ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Kitap kotasının 20 adet ile sınırlandırıldığı,

- F. A. isimli mahpusun tiroit rahatsızlığı olduğu, bu nedenle sofra tuzu tüketemediği, kaya tuzu tüketmesi gerektiği, ancak hapishane idaresinin işlenmiş kaya tuzu temin edemediğini bildirdiği, bu durumun hastalığının nüksetmesine ve vücudunun morarmasına sebep olduğu,

- Yemeklerin yenilemeyecek kadar kötü olduğu, ihtiyaçlara göre verilmediği,

- Açık görüşlerin aileyle teması engelleyecek masalarda yapıldığı,

- Sosyal etkinliklerin hapishanenin yeni binaya geçmesi gerekçesiyle yapılmadığı,

- Havalandırmanın üstünde elektrikli tel bulunduğu,

Hususları aktarılmıştır.

 

D-6) ELAZIĞ KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslar ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Mektup okuma biriminde Kürtçe dilinde yazılan mektupların kontrolünü yapan personelin olmadığı gerekçesiyle Kürtçe mektupların veya Kürtçe ibare içeren mektupların kabul edilmediği, bu sebeple anadillerinde haberleşemedikleri, mektuplara sakıncalı mektuplar şeklinde keyfi bir şekilde sansür uygulandığı,

- Süreli yayınlara ulaşımda sorun yaşadıkları, Yeni Yaşam, Evrensel vb muhalif yayın yapan gazetelerin verilmediğini, dergi aboneliğinin olmadığı gerekçesiyle dergilerin verilmediği,

- Halk TV kanalını istemelerine rağmen yapılan anket sonuçlarından bu kanalın talep edilmediğinden bahisle verilmediğini,

- Gelen kitaplardan yasaklı olmamasına rağmen el konulan çok sayıda kitap olduğu, 10 adet şeklinde kitap kotası uygulandığı,

- Telefon görüşmelerinde şebeke sorunları yaşandığı,

- Hoca olmadığı gerekçesiyle kurs ve atölyelerin sağlanmadığı,

- İdare ve Gözlem Kurulu kararı ile 4 kadın mahpusun infazının keyfi gerekçelerle ertelendiği,

-Revirde mahpusların şikayetlerini anlattıklarında sağlık personellerinin alaycı muamelesine maruz kalındığı, herhangi bir tetkik yapılmadığı, hastane sevklerinde kelepçeli muayene dayatıldığı,

Hususları aktarılmıştır.

D-7) ERZİNCAN T TİPİ KAPALI HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan, S.S. R.K. Z.A. B.B ve N.A. ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Hapishanenin 5 hücreden oluşan modüller şeklinde inşa edildiği, bu 5 hücrenin kendine ait bir havalandırmasının olmadığı, bu sebeple mahpusların ayrı ve her hücrenin kullandığı bir havalandırma alanına alındığı, bu havalandırma alanı odaya bağlı olmadığından kendi odaları içinde rahatça çıkabildikleri bir yer olmayıp geçiş koridorundan sonra çıkabildikleri bir ortak alan inşa edildiği, bu sebeple havalandırmaya çıkmalarının personel gözetiminde ve sınırlı saatlerde olduğu,

- Normalde akşam sayımında havalandırma kapısının kapatılması gerekirken saat 16-17 gibi hücre odalarının kapısı kapatıldığından mahpusların yaklaşık 14 saat içeride kapalı kaldıkları,

- Mahpusların gönderdikleri mektuplara el konulduğu, ya hiç gönderilmediği ya da ya da geç gönderildiği,

- Kargo ile gelen çoğu eşyanın verilmediği, süreli yayın kapsamında olan dergi ve gazetelerin verilmediği,

- Ortak etkinliklerden ve sohbet hakkından yararlandırılmadıkları,

- Spor talep etmelerine rağmen spora birlikte değil tek tek çıkarıldıkları,

- Ayda bir kere 1 saat açık görüş, üç defa da kapalı görüş hakları olduğu,

- Mahpusların kullandığı ilaçların tek tek verildiği, görevlinin hangi ilacı getirdiklerini anlayamadıkları için bu ilaçları kullanmayı reddetmek zorunda kaldıkları,

- Psikolojik tedavi görmesi gereken mahpus F.A’nın durumundan endişe duydukları, yaklaşık 7-8 aydır tek başına tutulduğu, kendilerine seslendiğinde personellerin kendisine geceleri 12 tane iğne vurduklarını belirttiği,

- Mahpuslara avukat görüşüne gelirken personel karşısında ayakkabısını çıkarıp ters çevirip sallama ile arama yaptırılmak istendiği, mahpusların bu durumu kabul etmediğinden ötürü görüşe çıkamayacaklarını belirtmeleri nedeniyle mahpusların çıplak ayakla avukat görüşüne geldikleri

Hususları aktarılmıştır.

 

D-8) GEBZE KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslardan, S.S. R.K. Z.A. B.B ve N.A. ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Cezası onaylanan ve hapishaneye getirilen kadına mahpusa çıplak aramanın dayatıldığı,

- Mahpuslardan G. E.’nin kemik erimesi hastalığı, A. A.’nin Bipolar bozukluğu, T. İ’nin Rahim kanseri, G.A.’nın bir bacağında protez, H.A.’nın bir bacağında protez, H.A.’nın Meme Kanseri olduğu ve hapishane şartlarında hastalıklarının yeterince tedavi edilemediği,

- Hasta mahpusların ATK başvurularına olumsuz dönüşler yapıldığı, Hastane sevklerinin kelepçeli şekilde yapıldığı ve doktorların kelepçeli muayeneyi dayattığı,

- Mahkeme sevklerinin kolay kolay yapılmadığı, mahkemenin mesafesi yakınsa ancak talep halinde izin verildiği,

- Adli mahpusların görüntülü aramayla aile iletişimi sağlandığı, ancak siyasi mahpusların halen ankesörlü telefonla görüş yaptıkları ve haftada 10 dakika görüş hakkı verildiği,

Hususları aktarılmıştır.

 

D-9) KOCAELİ 1 NOLU YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan, G.Z.K, D.B, L.K, R.G, G.K, L.Ç, F.Y, S.O, S.G ve N.A. ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Hapishane ısınmasının yeterli olmadığı ve çok fazla üşüdükleri,

- Yemeklerin tatlarının çok kötü olduğu, içlerinden zaman zaman kıl çıktığı, protein değerinin düşük olduğu, ekmeklerin çok bayat olduğu, yüksek tansiyon ve Hepatit B hastası mahpus R.B.’ nin hastalığına uygun (hem tuzsuz hem etsiz) yemeklerin çıkmadığı,

- Görüşlere hala korona virüsten önce aileden istenilen sayıda kişinin geldiği, ancak salgından sonra aile görüşünü 10 kişi olarak sınırladıkları ve hala bu sınırlamanın devam ettirildiği,

- Bağlama ve İngilizce kursu için başvuru yaptıklarını, ancak MEB tarafından öğretmen gönderilmediği için kursun açılamadığı, kurs ve sosyal etkinliklerin yetersiz olduğu,

- Yatakların çok eski olduğu, mahpuslarda bu nedenle bel fıtığı rahatsızlıklarının oluştuğu, idareye başvuru yapmalarına rağmen yatakların değiştirilmediği,

 - Bir buçuk senedir ayda bir kez ped dağıtımı yapıldığı, cinsel sağlığa ve kadın hastalıklarına ilişkin eğitimin yapılmadığı, önleyici sağlık tedbirlerine ulaşamadıkları, testlerinse yalnızca evli kadın mahpuslara yapıldığı,

-  Hastane sevklerinin çok fazla iptal edildiğini, doktor randevularında kelepçelerinin açılmadığını, fizik tedavi için hastaneye götürüldükleri Kocaeli Şehir Hastanesinde mahpus koşuğunun uzak olması nedeniyle saatlerce arabada bekletildiklerini,

- Demir eksiliği ve kemik erimesi gibi sağlık sorunlarının oldukça fazla görüldüğü, kameralar nedeniyle rahat giyinemediklerini ve bu nedenle güneş göremediklerini, bu sağlık sorunlarına ilişkin beslenme uygulamadığını,

- Mahpus C.O’ nun 4-5 yaşındaki kızıyla birlikte kaldığı, çocuğa verilen yemeklerin mahpuslara verilen yemekle aynı olduğu, çocuğun beslenmesine ilişkin hiçbir ek gıda verilmediği, çocuğun ayrı yatağının olmadığı, kandilden kandile 1 oyuncak verildiği, çocuğa özgü oyun alanının oluşturulmadığı, çocuğun eğitimi için hapishanede hiçbir kaynağın olmadığı, eğitim alabilmesine ilişkin talepte bulunulmasına rağmen karşılanmadığı ve cezaevi dışında bir kreşe gönderilmesi talep edilmesine rağmen reddedildiği,

Hususları aktarılmıştır.

 

D-10) MENEMEN R TİPİ KAPALI HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan M.K. ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

-  Kantinde her ihtiyacın bulunmadığı, var olan şeylerin ise çok pahalı olduğu,

- Yemeklerin kötü olduğu,

- Avluya kendi odalarından çıkış olmadığı, sabah 1 saat 20 dakika, akşam 1 saat 20 dakika olan havalandırma sırasında herhangi bir ihtiyaç için içeri girildiğinde bir daha dışarı çıkarılmadığı,

- Odalarda banyo bulunmadığı, avlu ve banyoya giriş çıkışlarda arama yapıldığı,

- Bazı mahpusların avluya tek çıkarıldığı ve imamın vaazına katılmak istediklerinde “sizin suçunuzdan dolayı sizi götüremeyiz” dendiği,

- M.K. isimli mahpusun şeker, tansiyon, kalp ve astım hastası olduğu, gözleri için her ay iğne yapılması gerekirken randevu verilmediği, Kayseri’de kalp krizi geçirdikten sonra anjiyo yapılması gerektiğinin söylendiği, doktorla görüştürülmediği için anjiyonun riskli olduğunu aktaramadığı ve devamında memurun hücreye girip kendisini dahi görmeden “anjiyo yapılabilir” dediği,

Hususları aktarılmıştır.

 

D-11) PATNOS L TİPİ KAPALI HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan M.K. ile yapılan görüşmelerde

- 31.08.2023 tarihinde Patnos L tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan M.K., L.K. ve N. B. isimli kadın mahpusların koğuşlarının erkek gardiyanlar tarafından aranmak istendiği ,bunun üzerine kadın mahpusların karşı çıktıkları ve disiplin cezaları aldıkları, söz konusu disiplin cezalarına karşı kadın mahpusların kapılara vurma şeklinde protesto ettikleri ve akabinde işkenceye uğradıkları, domuz bağı ile bağlanıp 4 saat boyunca bekletildikleri, İşkenceye karşı gerekli suç duyurularının yapıldığı, yaşanan işkence olayının ardından 3 mahpusun da farklı hapishanelere sürgün edildiği,

- Hapishanede yeterli doktor ve sağlık personeli bulundurulmadığı, kurum revirindeki doktorların sık sık değişmesi sebebiyle mahpusların tedavi sürecinde aksamalara sebebiyet verildiği, hastane sevklerinin geç yapıldığı, jandarma birimleri tarafından tedavi için hastaneye götürülen mahpuslara tedavi esnasında dahi kelepçe uygulandığı, mahpusların sığamayacağı darlıkta olan tekli ring aracı ile sevklerinin yapıldığı,

-  Mahpusların kitap ve dergilerine idare tarafından el konulup, talep edilmesine rağmen kendilerine verilmediği, hapishane idaresinin belirlediği kanallar dışında talep edilen kanalların izlenmesine izin verilmediği,

- Mahpusların çoğu ihtiyaçlarını kantinde sağladıkları; ancak kantindeki ürün kalitesinin düşük olması ile beraber ürün çeşitliliğinin az olması ve aynı zamanda fahiş fiyatlarla satıldığı,

- Yemeklerin besin kalitesinin düşük olduğu, yemek çeşitleri ve porsiyonlarının az olmasıyla birlikte yemeklerin yapılışında kullanılan ürünlerin hijyenik olmadığı,

- Hapishane idaresine veya dışardaki kurumlara/mercilere gönderilen dilekçeler gerekli yerlere ulaşıp ulaşmadığı yönünde olumlu ya da olumsuz herhangi bir sonuç alınmadığı,

-  Hapishaneye yeni getirilen mahpusların çıplak aramaya maruz bırakıldığı,

- Hapishanede 2 kadın mahpusun bulunduğu, rapor tarihi itibariyle bu mahpusların da farklı hapishanelere sürgün edildiği,

Hususları tarafımıza aktarılmıştır.

 

 

D-12) SİLİVRİ 9 NOLU YÜKSEK GÜVENLİKLİ HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan, H.Ç ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Mahpuslardan H.Ç ’nin yaşlı ve hasta annesinin yaşadığı Antep’e yakın bir hapishaneye sevki talep ettiği ancak sevk talebinin reddedildiği,

- Kitap kotasının 10 adetle sınırlandırıldığı,

- Aynı hapishanede olan S.A.’nın kitabı hakkında toplatılma kararı olmamasına rağmen hapishane idaresi tarafından el konulduğu,

- Mahpuslardan H. Ç.’nin uzun bir süre odada tek başına kaldığı, şuan başka bir kadın mahpus ile odasının birleştirildiği,

Hususları aktarılmıştır.

 

D-13) SİNCAN KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslar ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Hapishane İdare ve Gözlem Kurulu tarafından koşullu salıverme tarihi gelmesine rağmen her seferinde 3- 6 ay tahliyesi ertelenen J.A, R.K., S.D., S.D., N.Y., S.E., Z. B, M.K., N.Y.’ ın pişmanlık dayatması, örgüt ortamında bulunma gibi keyfi gerekçelerle infazlarının yakıldığı,

- Çeşitli hastalıkları bulunan ve hapishanede kalamayacak olan Ö.Ö., S.Y., isimli mahpusların tedavilerinin yeterince sağlanmadığı gibi tahliye de edilmedikleri,

- Neredeyse her hafta yapılan koğuş baskınlarının mahpuslar için sistematik işkenceye döndüğü, ayda en az üç defa arama yapıldığı,

- Gardiyanların asılsız beyanları ile başlatılan soruşturmalar, açlık grevlerine girildiği vb gerekçelerle birçok kişiye disiplin soruşturmaları açıldığı ve çeşitli disiplin cezaları verildiği, sağlık sebebi ile mahpusların yaptığı limon suyu gerekçesi ile açılan soruşturmalar neticesinde mahpuslara hücre cezaları verildiği, açlık grevi döneminde hapishane idaresince verilen karbonatların sonradan toplanarak disiplin soruşturmasına konu edildiği, örneklenen gerekçelerle verilen disiplin cezaları nedeniyle mahpusların infazlarının yakıldığı,

- Mahpusların görüntülü konuşma hakkından hiçbir şekilde faydalandırılmadığı,

- Hak ihlallerine karşı atılan sloganlar sebebi ile soruşturma başlatıldığı, Kürtçe şarkı söylemeye gerekçesiyle disiplin cezası verildiği,

- Hapishaneler arası kargo/kolinin yasaklandığı, iç postanın paralı hale döndüğü,

- Yeni Yaşam, Evrensel gibi muhalif yayın yapan gazetelerin verilmediği,  dergi alımının yasak olduğu

- Bir dönem açık görüşlerde başka aileye selam vermenin yasak olduğu ve soruşturma açıldığı, bu uygulamanın kalktığı ancak başka aile ile sohbet etmenin ve kantinden bir şey almanın yasak olduğu,

- Hastaneden kelepçeli muayene dayatıldığı,

- Uzun çek pas sapı ve çamaşırhaneye file gönderme için doktor raporu istendiği, doktorların ise bu raporu mantıksız bulmaları nedeniyle rapor vermediği,

- Hastalık durumunda doktorları tetkik yaparak tedavi etmek yerine dinleyip ilaç yazdıkları, mahpuslara yıllarca aynı ilacı kullandırdıkları, ağır ve acil bir durum olmadıkça hastalıklara müdahale edilmediği,

- Kürtçe mektupların tercüman olmadığı gerekçesiyle uzun süre verilmediği ve gönderilmediği, Adalet Bakanlığına yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığı,

- Kıyafetlerde kota sisteminin erkeklerin ihtiyacına göre ayarlandığı, Kadın özgünlükleri ve ihtiyaçlarının gözetilmediği, Eşyaların koli ile verilmesi/gönderilmesinin dayatıldığı, ailelerden uzak oldukları için ailelerin çok az gelebildiği ve eşya veremedikleri,

- Yalnızca tek dalga radyolar verildiği,

- Gardiyanlara tanınan cezasızlık imtiyazının onları daha çok cesaretlendirdiği, yüksek sesle bağırıp çağırdıkları, kapılara vurdukları, sertçe kapattıkları, koridorlarda mahpusların birbirleriyle karşılaşıp selamlaştığında araya set çekip bağırıp soruşturma ile tehdit edildikleri,

- P.T., ve A. T’ nın tüm başvurulara rağmen tutuklu kardeşleriyle görüştürülmedikleri,

- Mahpuslara hakaret eden, suç işleyen gardiyanlarla ilgili şikayetlerin sonuçsuz kaldığı, yeni gelen hapishane müdürü ile baskılar çok boyutlu olarak arttığı,

- Hapishane havalandırmasının çok büyük olması ve hortum verilmemesi nedeniyle yıkanamadığı,

- Yapılan sevk başvurularının kapasite doluluğu gerekçesiyle kabul edilmediği, ancak sevk istenilen hapishanelere sürgünler yapıldığı,

- Bazı mahpusların vefat eden yakınlarının cenazesine katılamadığı,

- Oda değişim taleplerinin gerekçesiz ve keyfi olarak red edildiği,

- Talep edilen İngilizce, bilgisayar, bağlama vb kursların keyfi olarak açılmadığı, resim kursunun kısıtlı sayıda verildiği, Haftada bir defa olan sporun sadece 1 saat verildiği, Toprak ve çimenli sahaya çıkarılmadıkları

Hususları aktarılmıştır.

 

D-14) ŞAKRAN KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslardan, H.M.Ç, U.S.K, V.Y, H.K. ile gerçekleştirilen görüşmede;

- Mahpusların gardiyanları şikâyet ettiklerinde hakaret ve tehdit, şiddet ve infaz yakılmalarıyla karşı karşıya kaldıkları,

- Mahpusların hava alma hakkının keyfi bir şekilde gasp edildiği, günde 1 saat havalandırmaya çıkmaya izni verildiği, fakat bunun da keyfi bir şekilde istenildiği zaman engellendiği,

- Mahpusların kitaplara ve dergilere ulaşımının kısıtlandığı, bu kısıtlamaların keyfi olmakla birlikte bir kitabın veyahut derginin mahpuslara ulaşabilmesi çok uzun süren ve katı denetlemelerden geçmesi gerektiği, çoğu kitap ve derginin çeşitli bahaneler ileri sürülerek mahpusların bunlara erişimlerinin engellendiği,

- Normalde ayda sadece üç kez arama yapılabilecekken, bazen iki günde bir arama yapıldığı, Her aramada mahpuslara ait en az bir eşyalarına yasak denilerek el konulduğu

- Koğuşlara intihalara sebep olma bahanesiyle çamaşır suyu, deterjan, şampuan ve saç kremi verilmediği, 20-30 kişinin birlikte kaldığı koğuşlara hijyen malzemelerinin verilmiyor olması ve bu malzemeleri kullanmak için sürekli olarak memurlardan talep etmek durumunda kalmalarının mahpuslar için sistematik işkenceye dönüştüğü,

- Elektrik faturalarının mahpuslara ödettirildiği ve faturaların hane tarifesine göre değil, iş yurdu sanayi tarifesine göre faturalandırıldığı, faturaların yüksek meblağlarda geldiği, mahpusların ailelerinden aldıkları destekle bu faturaları ödeyemedikleri, bu ödemelerin onları çok zorladığı,

- Siyasi mahpusların cezasının sadece kendilerine değil bütün ailelerine çektirildiği, Sevk ve sürgünlerle mahpusların ailelerinden çok uzak yerlere gönderildikleri ve zaten çok sık yapılamayan görüşlerin bu yolla engellendiği, ailesi uzakta olduğu için her hafta görüşe gelemeyen mahpusların bu görüşlerin sürelerini görüntülü arama sürelerine eklenmesi gerektiği,

- Mahpusların cenazeleri olduğu süreçlerde cenazeye katılımlarının sağlanmadığı, yakınları ile telefon görüşmeleri bile engellendiği, Ablası vefat ettikten sonra yeğenleriyle, bu telefonun sahibi öldü artık bu numarayı arayamazsın diyerek görüştürülmeyen mahpuslar bulunduğu

- Mahpusların koğuşlarının kontrol ve tamir edilmeyen kanalizasyonlar nedeniyle lağım koktuğu, fareler bulunduğu,

- Hapishane müdürünün mahpuslarla iletişim kurmadığı, mahpusların problemlerini dinlemedikleri,

- Mahpusların iç posta hakkının ve mahpuslar arası iletişim, ortak çalışmaların, etkinliklerin, spor aktivitelerinin gerçekleştirilmemesiyle yoluyla engellendiği,

- Mahpusların yazdıkları dilekçelerin bilerek ve istenerek kaybedildiği, mahpusların kendilerine verilen disiplin cezalarına itiraz dilekçeleri yazdığı fakat bu dilekçelerin muhatabına iletilmeden yok edildiği,

- Hapishane idaresi ve gardiyanların gerçekleştirdiği hak ihlallerine karşı çıkan mahpuslara, sürekli olarak anlamsız ve keyfi tutanaklarla disiplin cezası verildiği, koğuşlar arandığında eşyalarının yerlere atılmasına, arama esnasında taciz edilmelerine karşı memurlara itiraz etmeleri sebebiyle disiplin cezaları verildiği,

- Hapishane memurları ve idaresine karşı yapılan şikâyet ve itirazlarda mahpusların beyanlarının değil, hapishane memurlarının ve idaresinin beyanları esas alındığı ve red kararlarının genelde matbu gerekçelerle yazıldığı,

- Mahpusların sağlık hizmetine erişemediği, herkes gibi doktor ve hemşirelerde keyfi davrandıkları, Hastaların tedavi edilmediği, farklı şikayetlerle giden bütün hastalara aynı ilaçlar yazıldığı, Hasta mahpuslar özgü bir şekilde tedavi sağlanmadığı,

- Siyasi mahpusların tutulduğu koğuşların insan onuruna yakışmayacak koşulları olduğu, mimari yapısı birden fazla kişinin kalmasına müsait olmayan bu yerlerin güneş görmediği, çok dar ve havasız olduğu, nemli olan bu koğuşlarda bir yandan rutubet bir yandan da hapishane idaresinin ihmalleri nedeniyle lağım kokusu olduğu, mahpusların sağlıklı koşullarda ve insani koşullarda tutulmadığı, uyuz hastalığının ortaya çıkmasına rağmen uyuz olan mahpusları karantinaya alacakları uygun koşulların olduğu bir ortam bulunmadığı, memurların da bu durumu gözetmediği, hastalığın bulaşıcı etkisi olduğunu bilmelerine rağmen aynı kelepçeyi bütün mahpuslar için kullandıkları,

- Spor, sohbet, kurs ve hobi etkinliklerin yapılmadığı,

- Geçilen yeni mimari düzenden dolayı mahpusların bir saatlik havalandırma saatinde bile yüz yüze gelemedikleri

- Keyfi olarak verilen disiplin cezaları gerekçesiyle verilen İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla birçok mahpusun tahliyelerinin engellendiği,

- Mahpuslara gönderilen veya mahpusların gönderdiği mektupların içine ne konulduğuna postanede müdahale edildiği,

- Sn. Öcalan’a gönderilen tüm mektuplar ve kartların hapishane idaresi tarafından engellendiği,

- 4 yılı aşkın bir süredir diş, implant tedavisi, endoskopi, kolonoskopi, MR sevkleri için bekletilen mahpusların bulunduğu, Söz konusu uygulamaya asker ve şoförün bulunmadığının gerekçe gösterildiği,

- Talep edilen gazete, dergi ve kitapların ya verilmediği, ya da toplatıldığı, aynı zamanda kargodaki kitapların yalnızca iki ayda bir ve ilk hafta olmak üzere hapishaneye ulaşırsa alındığı, farklı tarihlerde gelenlerin kabul edilmediği, bunun yanında kitap kotası uygulandığı,

- Her aramada kitap ve dergilere “kapağı yırtılmış, şüpheli kelimeler var vb.” söylemlerle el konulduğu, Kitabı geri vermeleri ya da vermediklerine ilişkin tebliğ vermelerinin ayları bulduğu,

- Mahpusların ortak hiçbir etkinliğe birlikte çıkarılmadıkları, birlikte çıkmadıkları gerekçesiyle de kurul puanlarının eksiltildiği,

- Haftalık telefon görüşmelerinin “internet bağlantısında sorun var” denilerek engellendiği, Bu problemlerin giderilmesi için yazılan dilekçelerin gönderilmediği,

- Oda değişimlerinin engellendiği, tüm hapishanelerde var olan sirkülasyona rağmen siyasi tutsakların tecrite maruz bırakıldıkları

-  Hapishaneye girişlerde çıplak arama uygulaması dayatıldığı

Hususları aktarılmıştır.

 

D-15) ŞANLIURFA 2 NOLU T TİPİ KAPALI HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan, R.B, D.S.T ve Ş.M ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Hapishane idaresinin tutumunun iyi olmadığı, kurumlar arası görüşmelerde bilgilendirmenin eksik yapıldığı ve bu konudaki taleplerin karşılanmadığını,

- Hastaneye sevk işleminde aksaklıklar olduğu ve birtakım prosedürler gerçekleştirildiğinden hastaneye sevkin uzun sürdüğünü,

- Diş rahatsızlıkları gibi aciliyetin olmadığı durumlarda sağlık hizmetinin yeterince sağlanmadığı ve hatta diş tedavisinin yapılmadığını,

- Ailelerin dışarıdan getirdiği eşyalarla ilgili kota uygulandığı, bu yüzden ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıkları,

- Kütüphaneden kitap temin edilebildiğini bunun ancak haftalık belirli bir kitap sayısı ile sınırlı olduğunu ve ailenin veya dışarıdan birinin getirdiği kitapların dağıtımının belirli sayılarda ve belirli aralıklarla yapıldığını,

- Rojavalı mahpus D.S.T.’ nin Türkçe okuma yazma bilmediğinden dolayı kendisine baskı yapıldığı,

- Koğuşta üç kadın olduğu, Ş.M isimli mahpusa hapishanede kaldığı sürede triot kanseri teşhisi konulduğu, kontrollerinin geç yapılmasından kaynaklı geç teşhis yapıldığı, ameliyat günü verildiği ancak kendisine bilgilendirme yapılmadığı,

- D. S. T. isimli mahpusun ise bacağında platin olduğundan ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, birçok kere hastaneye gittiğini ancak doktorların kendisine fizik tedavi görmesi gerektiği ancak kendisini mahpus olduğundan dolayı tedavi etmeyeceklerini beyan ettiklerini, bu nedenle cezaevinde görevli doktorun da artık sevk işlemi yapmadığı, bacağında platin olduğundan alaturka tuvaleti kullanamadığı, bu nedenle klozet ihtiyacı olduğu, ancak hapishane idaresi tarafından bu ihtiyacının karşılanmadığını,

- Hapishane koşullarının engelli mahpuslar için uygun olmadığı,

- Bazı kursların verilmesi talep edildiğinde bu kurslar için yeterli sayı olmadığından kurs açılamadığı,

- Hapishanede sıcak su temininde kota olduğu, günde ancak bir kişinin duş alabileceği kadar suyun temin edildiği, suların bazen kesildiğini, 5 gün boyunca gelmediği durumlar olduğu, suyun temiz olmadığı, çamurlu geldiği,

- Yemeklerin az ve çeşitliliğinin olmadığı, ayrıca sağlıksız olduğu, kantin fiyatlarının fahiş olması nedeniyle önemli hijyen ihtiyaçlarının dahi karşılanmasında zorluk yaşadıkları,

- Aile ve avukat görüşmeleri sonrası ile hastane gidiş gelişlerinde aramaların kötü muameleye varacak düzeyde olduğu,

- İdareye verilen dilekçelerin cevabının verilmediği, mektuplarını geç verildiği veya hiç verilmediği, akıbetini bilmedikleri,

- Ş. M. isimli mahpusun aynı hapishanede tutuklu bulunan kardeşi ile aile ve birebir görüşme haklarının yerine getirilmediği,

Hususları aktarılmıştır.

 

D-16) TARSUS T KADIN KAPALI HAPİSHANESİ

Mahpuslardan ile gerçekleştirilen görüşmelerde;

- Açık görüşme sürelerinin 1 saat olması gerekirken, bu sürenin keyfi biçimde kısa tutulduğu,

- Mahpusların yazmış olduğu mektupların ve başvuruların işleme alınmadığı,

- Çocuklu aileler için verilen Hafta sonu eğitim görüşünün son süreçte verilmediği,

- Gözlem kurulu kararıyla infazlar yakıldığı ve tahliye edilmediği,

- Yemekler kötü olduğu ve vejeteryanlara yönelik yemeklerin yapılmadığı,

- Gazete ve dergilerin verilmediği,

- Oda değişimin yapılmadığı,

- Ortak alana çıkış yasağının konulduğu ve sosyal hakların verilmediği,

- Temizlik ve hijyen malzemelerinin geciktirilerek verildiği,

- Mahpuslar tarafından alınan Çamaşır makinesinin tesisat olmadığı gerekçesi ile çalışmasına izin verilmediği,

- Gardiyanların saldırgan tavırlarının olduğu ve özellikle aile görüşünde bağırarak emir verdikleri,

Hususu aktarılmıştır.

 

D-17) VAN T TİPİ KAPALI HAPİSHANESİ KADIN KOĞUŞU

Mahpuslardan F.A. ve Y.A. ile gerçekleştirilen görüşmelerde,

- Telefon görüşmelerinin haftada 2 kez, 10'ar dk olduğu ve bunun az olduğu, kapalı görüşlerin ve açık görüşlerin 1 saat ile sınırlandığı,

- Kürtçe yayınların, muhalif yasal yayınlardan radyo, tv ve gazetelerin yasak olduğu, Türkiye genelinde yasak olmayan bazı yayınların ve kitapların hapishane idaresi tarafından keyfi olarak yasaklandığı,

- Kantin fiyatlarının çok yüksek olduğu, kantinden istedikleri eşyaların stoklarda olmadığı gerekçesiyle sağlanmadığı veya geç sağlandığı,

- Hastane sevkleri esnasında tekli ring aracı ile ve kelepçeli olarak sevk sağlandığı, bazen muayene esnasında kelepçenin çıkarılmadığı,

- Y. A. isimli mahpusun 14/10/2023 tarihinde tahliye olması gerekirken iyi halli olmadığı gerekçe gösterilerek tahliyesinin uzatıldığı,

- Son zamanlarda ücretsiz ped sağlandığı, ancak pedlerin kalitesiz olduğu,

- Hapishanede 5 kadın mahpusun bulunduğu,

Hususları tarafımıza aktarılmıştır.

 

E-) YAŞANAN HAK İHLALLERİNE DAİR YASAL DEĞERLENDİRMELER

E-1) KADIN HAPİSHANELERİ VE ERKEK HAPİSHANELERİNDE BULUNAN KADIN KOĞUŞLARININ FİZİKİ VE İDARİ YAPISI

Türkiye’de Adalet Bakanlığı 2023 verilerine göre; Alanya, Bakırköy, Silivri, Sincan, Diyarbakır, Elazığ, Gebze, İnegöl, İzmir, Tarsus ve Bünyan Kadın Kapalı Hapishaneleri olmak üzere toplam 11 kadın hapishanesi bulunmaktadır. Yaptığımız çalışmalar sonucunda 8 erkek hapishanesinin ayrı bir bölümünde bulunan kadın koğuşlarına da ziyaretler gerçekleştirilmiştir.

Kadın Hapishaneleri, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanması Hakkındaki Kanun’un 10. Maddesi’nde düzenlenmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Türleri başlıklı İkinci Bölümde Kapalı Cezaevleri arasında sayılan Kadın Kapalı Hapishaneleriyle ilişkili hüküm:

“ (1) Kadın kapalı ceza infaz kurumları, kadın hükümlülerin hapis cezalarının infaz edildiği Kanunun 8 ve 9 uncu maddelerine göre kurulmuş kurumlardır. Bu kurumlarda iç güvenlik görevlileri kadınlardan oluşturulur. (2) Bu maksatla kurulmuş kurumların ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, kadın hükümlülerin hapis cezaları diğer kurumların, erkek hükümlülerin kaldığı bölümlerle bağlantısı olmayan bölümlerinde infaz edilir.” şeklindedir.

Türkiye hapishanelerinde mevzuat ve uygulamalar kadın mahpusların ihtiyaçları hesaba katılmadan oluşturulmuştur. Türkiye’de kadın mahpusların bir kısmı kadın hapishanelerinde alıkonulurken, neredeyse yarısı erkekler için yapılmış hapishanelerin sonradan oluşturulan kadın koğuşlarında kalmaktadır. Hapishane sistemlerinde erkeklerin kadınlardan her zaman daha fazla olması, kadınların cinsiyetlerine özgü ihtiyaçlarının genel olarak ihmal edilmesine yol açmaktadır. Böylelikle kadın mahpusların toplum içerisinde maruz kaldıkları ayrımcılık, hapsedilmeleriyle birlikte yoğunlaşarak devam etmekte ve tahliye sonrasına da katlanarak yansımaktadır. Alıkonulma yerlerinde kadınların karşılaştıkları özel kötü muamele ve işkence riskleri günümüze dek pek az dikkat çekmiştir. Kadınlara yönelik şiddetin azaltılması çabaları özel ya da kamusal alana odaklanmaktadır ve özgürlüklerinden mahrum bırakılan kadınların hapishanelerde karşılaştıkları toplumsal cinsiyete dayalı şiddete fazla dikkat çekilmemektedir. Her ne kadar alıkonulma yerlerinde işkence ve kötü muamele, genel olarak, önemli bir endişe konusu olsa da, meselenin toplumsal cinsiyete özgü boyutu yeterince tartışılmamış ya da araştırılmamıştır.

Genel olarak kadınlara özelde ise kadın mahpuslara yönelik ayrımcılığın önlenmesiyle ilgili birçok düzenleme mevcuttur. Bu düzenlemelerden bir kısmına Türkiye’nin 1985 yılında imzaladığı BM Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme’de (CEDAW) yer verilmiştir. Söz konusu sözleşme taraf devletleri kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesi için somut adımlar atmakla yükümlü kılmıştır. CEDAW’ın ’Temel İlkeler’ başlıklı 2. maddesi şu şekildedir:

Taraf Devletler, kadınlara karşı her türlü ayrımı kınar, tüm uygun yollardan yararlanarak ve gecikmeksizin kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldırıcı bir politika izlemeyi kabul eder ve bu amaçla aşağıdaki hususları taahhüt ederler: a) Kadın ile erkek eşitliği ilkesini kendi anayasalarına ve diğer ilgili yasalara henüz girmemişse dahil etmeyi ve yasalar ile ve diğer uygun yollarla bu ilkenin uygulanmasını sağlamayı; b) Kadınlara karşı her türlü ayrımı yasaklayan ve gerekli yerlerde yaptırımları da içeren yasal ve diğer uygun önlemleri kabul etmeyi; c) Kadın haklarının erkeklerle eşit temelde himayesini, yetkili ulusal mahkemeler ve diğer kuruluşlarla kadının her tür ayrımcılığa karşı etkin bir şekilde korunmasını sağlamayı; d) Kadınlara karşı herhangi bir ayrımcı hareket yapılmasından veya uygulanmasından kaçınmayı ve kamu yetkilileri ile kuruluşlarının bu yükümlülüğe uyumlu olarak hareket etmelerini sağlamayı; e) Herhangi bir kişi veya kuruluşun kadınlara karşı ayrım yapma girişimini önlemek için bütün uygun önlemleri almayı; f) Kadınlara karşı ayrımcılık oluşturulan mevcut yasa, yönetmelik, adet ve uygulamaları değiştirmek veya feshetmek için yasal düzenlemeler de dahil gerekli bütün uygun önlemleri almayı; g) Kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan bütün ulusal cezai hükümleri yürürlükten kaldırmayı.”

CEDAW, taraf devletlere, özellikle kamu yetkilileri ve kuruluşları tarafından kadınlara ayrımcılık yapılmasını önlemek adına çeşitli tedbirler alınması konusunda yükümlülükler getirilmiştir. Ancak gerek yasal düzenlemelerden gerekse de kadın mahpusların aktarımlarından anlaşıldığı gibi, Türkiye devleti bu konudaki yükümlülüklerini yerine getirmemektedir.

Kadın Mahpuslara Muamele ve Kadın Suçlulara Yönelik Hapis Dışı Tedbirlere dair BM Kuralları’nın (Bangkok Kuralları) ceza adaleti sisteminde kadınların toplumsal cinsiyetlerine özel ihtiyaçlarının tanınması ve kadınların kötü muamele ve işkence risklerine karşı korunma teminatlarının getirilmesi konusunda önemli bir ileri adımı temsil etmektedir. Bangkok Kuralları’nın Giriş kısmındaki paragraf 14’te ‘Mevcut kuralların I. Kısmı [Kurallar 1-39] (…) ceza ya da hukuk davalarında, henüz yargılanmamış ya da hapis cezası hükmedilmiş kadın mahpuslarla birlikte hakkında bir hakim tarafından “güvenlik tedbiri” ya da düzeltici tedbir kararı verilmiş kadınlar dahil özgürlüğünden mahrum bırakılan tüm kadın kategorileri için geçerlidir’ denmektedir. Kuralların benimsenmesi, daha genel anlamıyla, alıkonulan kadınların toplumsal cinsiyete duyarlı muamele görmeleri konusunda bilgilendirici bir temel sunmaktadır. Bu kurallarla birlikte hapishane mimarisinden, yönetim biçimine, personelin eğitimi, ziyaret haklarının düzenlenmesi, şiddetten koruma, adalete erişimden eğitim hizmetlerine kadar pek çok konuda kadınların ve onlarla birlikte kalan çocukların özel özellikler ve ihtiyaçlarına yönelik özel düzenlemeler yapılması öngörülmüştür.

Herhangi Bir Biçimde Tutulan Veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütünü’nün ‘Ayrımcılık Yasağı’ başlıklı 5. Maddesinin 2. Fıkrasında “Kadınların, özellikle de hamile ve bebekli Kadınların, çocukların ve küçüklerin, yaşlıların, hasta veya özürlü kişilerin sadece haklarını ve özel durumlarını korumak amacıyla alınan ve hukuka göre uygulanan tedbirler Ayrımcılık sayılamaz. Bu tür tedbirlere duyulan ihtiyacın bulunup bulunmadığı ve uygulanması, her zaman yargısal veya diğer bir makamın denetimine tabidir.” denilerek kadınların toplumsal cinsiyete bağlı dezavantajlarını ortadan kaldırmaya ya da azaltmaya yönelik uygulamaların ve kadınları ayrımcılığa karşı koruyucu birtakım düzenlemelerin ayrımcılık sayılmayacağı ifade edilmiştir.

Suç Önleme ve Ceza Adaleti Alanında Kadına Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılması konusunda Güncellenmiş Örnek Stratejiler ve Pratik Tedbirler’in giriş kısmında belirtildiği üzere: ‘Kadına karşı şiddet genellikle toplumsal değerler, kültürel örüntüler ve uygulamaların içine yerleşmiştir ve bunlarla desteklenir. Ceza adaleti sistemi ve yasa koyucular bu değerlerden muaf değildir ve bu nedenle kadına karşı şiddeti diğer şiddet biçimleriyle her zaman aynı ciddiyette ele almamaktadırlar…’ Bu nedenle, kadınların özgürlüklerinde mahrum bırakıldıkları yerlerde kötü muamele ve işkence konusunda karşılaştığı yüksek risk sadece bu yerlere odaklanarak çözülemez. Alıkonulan kadınların kırılganlığının temel nedenleri genellikle hapishane duvarlarının dışındadır, ancak bu kırılganlık kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları yerlerde yoğunlaşmaktadır.

Yukarıda bahsedilen tüm bu mevzuat ile taraf devletlerin biçimsel eşitlikçi uygulamalarının yeterli görülmeyeceği vurgulanmıştır. Kadın-erkek eşitliğinin gerçek anlamda sağlanabilmesi için ilk bakışta eşit gibi görünen ama sonuçları itibariyle kadınların dezavantajlı durumunu devam ettiren uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır. Türkiye’de mevcut infaz sistemi kadın ve erkeklere eşit uygulanıyor gibi görünse de bu durum biçimsel eşitlikçi bir yaklaşıma işaret etmektedir. Bir başka deyişle kadınların dezavantajlı durumunu ortadan kaldırmaya dönük pozitif ayrımcı uygulamalar söz konusu değildir. Eşitsizliğin ikincil konumunda olan kadınlar söz konusu biçimsel eşitlik anlayışının sonucunda hapishanelerde özgün ihtiyaçları açısından ciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar.

Kadınların erkeklerle aynı infaz rejimine tabi tutulduğu Türkiye’de, kadın hapishaneleri ile erkek hapishaneleri arasındaki tek fark hapishanenin iç kısmında görev yapan infaz koruma memurlarının kadın olmasıdır. Türkiye hapishanelerinde kadın ve erkeği eşitleyen, geçici/özel önlemlerin alındığı bir yaklaşımın varlığından bahsetmek mümkün değildir. Tapılan görüşmeler sonucunda yapılan aktarımlara göre Türkiye’deki kadın hapishanelerinin gerek fiziki koşulları gerek uygulamaları itibariyle kadın mahpusların kendilerine özgü ihtiyaçlarına uygun düzenlenmediği ve bu nedenle kadın mahpuslar için birçok sorunu içerisinde barındırdığı tespit edilmiştir. Tüm hapishanelerde geçerli olmasa da kadın personel sayısının yetersizliği ve çalışan personelin toplumsal cinsiyet duyarlılığı bilincinin eksik olması kadın hapishanelerinde de yaşanan önemli sorunlardan biridir.

Aynı zamanda genel bir uygulama olan, görüşme gerçekleştirilen kadın mahpusların neredeyse yarısı, erkekler için yapılmış hapishanelerin sonradan oluşturulan kadın koğuşlarında kalmaktadır. Diğer mahpus grupları gibi kadınların da olabildiğince dışardaki yaşama en yakın koşullarda kalmaları gerekmektedir. Bu çerçevede kadın mahpusların -özgün durumlar dışında- erkeklerden tamamen izole edilmiş bir ortamda kalmaları tavsiye edilmemektedir. Ancak var olan koşullarda kadınların erkekler için dizayn edilmiş hapishanelerin kadın koğuşlarında kalmalarının hak ihlallerine yol açan pek çok sakıncası bulunmakta ve sayısız sorunlar yaşanmaktadır. Söz konusu hapishaneler her şeyden önce tek tip bir grup için; heteroseksüel, sağlıklı, engelli olmayan, Türk, Sünni, yetişkin erkekler için dizayn edilmiştir. Hapishanelerin sadece erkekler düşünülerek oluşturulması başlı başına ayrımcılık niteliğinde olup kadınların özgün ihtiyaçlarına duyarlı bir politika geliştirilmemesi nedeniyle başta iç kısımda erkek infaz koruma memurlarını da bulunması olmak üzere kadın mahpuslar açısından ciddi sorunlara yol açtığı tespit edilmiştir. Kadın mahpuslar açısından erkeklerden izole bir yaşam önerilmemekle birlikte kadınlar için kadın ya da erkek personelin eril baskısını üzerinde hissetmeyeceği, güvenli, kadını şiddetten “koruyacak” bir ortam yaratılması gerekmektedir. Mahpus aktarımlarından da anlaşılacağı üzere sayısal olarak azınlık olan kadınlar, mimari ve idari sınırlılıklar nedeniyle spor, atölye gibi alan ve etkinliklerden büyük oranda mahrum bırakılmaktadır.

Kadın hapishanelerinde de karma hapishanelerde de dış güvenlikten Jandarma sorumludur ve jandarma teşkilatı içerisinde kadın personel sayısı az olduğundan mahkeme, hastane gibi hapishane dışarısındaki yerlere mahpuslar erkek jandarma görevlileri tarafından götürülmektedir. Bu yolculuklar bazen çok uzun sürebilmekte, mahpuslar saatlerce ring aracının içerisinde bekletilmektedir. Kadın mahpuslar söz konusu ring yolculukları sırasında kadın görevlilere ihtiyaç duyabilmektedirler. Hapishanelerin dış güvenliğinden cinsiyete duyarlı bir eğitim almamış jandarmanın sorumlu olması kadın mahpuslar açısından sorunlara yol açmaktadır ve alternatifleri yaratılmalıdır.

Kadın mahpuslara özgü düzenlenmiş herhangi bir birim, daire başkanlığı, hatta büro söz konusu değildir. Ayrıca merkez teşkilatındaki genel müdür ve genel müdür yardımcıları ile daire başkanlarının tamamı erkektir. Kadın varlığından ve kadın bakış açısından uzak oluşturulmuş bu idari yapıyla kadınlara özgü politikalar üretilmesi beklenemeyecektir. Aynı zamanda kadın mahpuslarla ilgilenmekle görevli personelin, kadın mahpusların özel ihtiyaçlarıyla ilgilenebilmek üzere almış oldukları bir eğitim bulunmamaktadır. Hapishanelerdeki idari yapının ve kadın mahpuslarla ilgilenme sorumluluğu bulunan personelin kadın mahpusların cinsiyetlerine özgü ihtiyaçlarına, aynı zamanda cinsiyete hassas yönetim yaklaşımı ve stiline dair bir eğitimden geçirilerek yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Yukarıda anlatılan tüm hususlar ve mahpus aktarımları dikkate alındığında Türkiye devletinin, hapishanelerde söz konusu uluslararası mevzuata uygun düzenlemeler yapma konusunda isteksiz davrandığı, toplum içerisinde cinsiyet ayrımcılığı ve eril şiddetle karşı karşıya olan kadınları hapishanelerde ve hapishane sonrası süreçte de benzer bir tabloyla yüz yüze bıraktığı tespit edilmiştir. Ceza infaz sisteminde, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde, cinsiyete duyarlı yaklaşımlar temel alınarak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu şekilde kadın mahpusların özgünlükleri esas alınmalı, kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet önlenmelidir.

E-2) HAPİSHANELERİN CİNSİYETE DUYARLI YAPIDA OLMAMASI NEDENİYLE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YASAĞININ İHLALİ

            İnsan hakları Avrupa Sözleşmesinin 3.maddesinde ‘‘Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı yahut onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz ’’denilerek işkence ve sair kötü muameleyi kısa ve öz biçimde yasaklamış, işkence ve sair kötü muamele yasağının kapsamını 1984 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ndeki tanımın ışığında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihatlarıyla belirlemiştir. İHAS’nin 3.maddesi yukarıda da belirttiğimiz üzere, işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve ceza kavramlarına yer vermiştir. İşkence yasağı, insanlık dışı ve küçük düşürücü muameleleri de kapsayan üst kavramdır. İHAM, İHAS 3.madde kapsamındaki işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele şeklindeki hareketlerin düzey, yoğunluk, ağırlık ve etkilerine dair farkları gözeterek bu muameleleri birbirinden ayırmaktadır.

            5275 Sayılı Kanunun “Hapis cezasının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. Maddesinin 1.Fıkrasının b bendinde “Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir.” Denilmek suretiyle mahpusların hapishanede tutulma koşullarının insan onuru ile bağdaşacak koşullar altında olması gerektiği düzenlenmiştir.

            Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (2006) 2 nolu Tavsiye Kararında özgürlüğünden yoksun bırakılmış olan herkesin cezalandırılmalarına veya tutuklanmalarına hükmedilen kararla yasal olarak ellerinden alınmayan tüm haklara sahip olmaya devam ettiği, bu nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılmış herkese insan haklarına saygı çerçevesinde davranılması gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte mahpuslara sağlanan barınma ve özellikle uyku koşulları insan onuruyla ve mümkün olduğunca özel hayatın gizliliğiyle bağdaşması gerektiği, iklim koşulları ve özellikle metrekaresi, havanın küp hacmi, aydınlatma, ısıtma ve havalandırma açısından sağlık ve hijyenin gereklerine uygun olması gerektiği vurgulanmıştır. İHAM içtihatlarında da devletin bir kişinin insan onuruna saygı ile bağdaşır koşullarda alıkonulmasını güvence altına almak zorunda olduğu ve kişiye uygulanan tedbirin infazında izlenecek tutum ve yöntemin, kişiyi tutuklamanın doğasında kaçınılmaz olarak var olan ıstırap düzeyini aşan bir yoğunlukta sıkıntı ve zorluğa maruz bırakmaması gerektiği vurgulanmaktadır.

            Mahkûmlara Uygulanacak Muameleye İlişkin Standart Asgari Kurallar (1955), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2006/2 sayılı Avrupa Hapishane Kuralları, AİHS ve ulusal mevzuatımız mahpusların tutulma koşullarının insan haklarına uygun şekilde gerçekleşmesi gerektiğini düzenlemektedir. Bazı durumlarda kadınların toplumsal cinsiyetlerine özgü ihtiyaçlarının dikkate alınmaması zalimane, insanlık dışı veya küçük düşürücü muameleye karşılık gelebilmekte ya da zalimane, insanlık dışı veya küçük düşürücü muameleye dönüşebilmektedir. İşkence Özel Raportörlüğü, faillerin adaletin huzuruna çıkarılmaları ve mağdurların korunması konusunda sistemsel başarısızlık ve ayrımcı yasaların bulunması ile birlikte, toplumun kadınlara aşağı bir statü verildiği görmezden gelmesi ve hatta bunu desteklemesi hapishaneler dahil yaşamın tüm alanlarında kadınların fiziksel ve ruhsal olarak acı çekme riskiyle karşılaşmalarını artıran koşulları yaratmaktadır.

İşkenceye Karşı Komite (CAT), 2 numaralı Genel Yorum’da, kadınlar açısından Sözleşmenin uygulanması konusunda Devlet raporlarındaki bilgi eksikliğini vurgulayarak işkencenin önlenmesinde toplumsal cinsiyetin önemli bir etken olduğunun altını çizmiştir.

            CPT, 2015 yılındaki sekizinci yıllık raporunda ‘toplumsal cinsiyete özgü bakış açılarının yeterince tartışılmadığını ve özellikle alıkonulan kadınların karşılaştıkları işkence ve kötü muamele çok az dikkat çekmekte’ olduğunu belirtmiştir.

            Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi (CEDAW), 2001 tarihli bir bireysel şikâyet kapsamında kadına karşı ayrımcılığın kadınları orantısız olarak etkileyen kötü muameleyi ve aynı zamanda (Bangkok kurallarına da atıfla) kadınlara özgü ihtiyaçları ele almayan alıkonulma koşullarını kapsadığını ortaya koymuştur.

            Ziyaret gerçekleştirilen birçok hapishanede mahpuslar tarafından koğuşlarda yapılan aramaların arama amacı dışına taştığı, tüm eşyaların dağıtıldığı, aramaların neye istinaden gerçekleştirildiğinin bilinmediği, koğuşların fiziksel durumları itibariyle yeterli güneş ve hava almadıkları, yemeklerin besin değerlerinin düşük olduğu, infaz koruma memurlarının psikolojik ve fiziksel şiddetine maruz bırakıldıkları beyan edilmiştir. Sürgünler ve sevkler esnasında insan onuruyla bağdaşmayan yöntemlerle üst araması gerçekleştirildiği anlatılmıştır. Yine mahpuslar, hastane sevkleriyle ilgili sorunlar yaşadıklarını, gidiş gelişlerde ağızlarına kadar olacak şekilde, insan onuruna aykırı şekilde arandıkları, kelepçeli muayene dayatıldığı için hastaneye sevk edilemediklerini beyan etmişlerdir. Bu tutumlar tüm hapishanelerde görülen işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden uygulamalardır. Herhalde hukuka aykırı olan bu uygulamalar, kadının evde/özel alanda var olan kapatılmışlığını yeniden, daha derin şekilde üreten bir süreç olarak kadınlar üzerindeki ataerkil baskıyı ve sorunları derinleştirerek kadın mahpuslar açısından daha ağır etkileri bulunmaktadır.

            İşkence ve kötü muamele kapsamında bulunan tecrit uygulamalarının, hapishanelerde keyfi kısıtlamalarla çeşitli boyutlar ile yayılmakta olduğu kanaatine varılmıştır. Ceza infaz kurumlarında kötü muamele olarak kabul edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Bu bağlamda özellikle ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü kadınlara ve yeni tip yüksek güvenlikli hapishanelerin inşası ile tek kişilik bir odada tutulma uygulamaları kötü muamele yasağı kapsamında gerçek bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Söz konusu tecrit uygulaması niteliğinden kaynaklanan ve özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesini daha ağır bir dereceye ulaştırmaktadır, bu uygulamaya maruz bırakılanın toplumsal cinsiyete bağlı olarak dışarıda sosyalleşmesi kısıtlanmış kadın olması ise en ağır derecesidir. Ziyaret gerçekleştirilen birçok hapishanede mahpusların tekli hücrelerde tutuldukları, mahpuslar arasında sohbet etme imkanının olmadığı, birçok hapishanede ise sosyal ve kültürel aktiviteler engellenerek mahpusların psikolojik iyilik hallerinin engellendiği gözlemlenmiştir. Bu tutumların işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden uygulamalardır.

E-3) KADINLAR AÇISINDAN CİNSEL ŞİDDETE VARAN ÇIPLAK ARAMA UYGULAMASI

CGTİHK’nun 36. Maddesinde “Kurumlarda, odalar ve eklentilerinde, hükümlülerin üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabileceği” aynı kanunun 86. maddesinde “hükümlülerin, odalarından çıkış ve dönüşlerinde ayrı yerlerde ve farklı memurlarca üst ve eşya aramasına tabi tutulacağı” belirtilmiştir. Yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere koğuşların ve mahpusların üst aramalarının özellikle kadın mahpuslar açısından aramalar cinsel, fiziksel ya da psikolojik şiddete varan yöntemlerle yapılması insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Bu aramaların yanında özellikle hapishaneye ilk kabul aşamasında mahpuslara çıplak arama dayatıldığına dair ziyaret gerçekleştirilen hapishanelerde birçok mahpus aktarımı ve tespit bulunmaktadır.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkın Kanun’un “Arama” başlıklı 36. maddesinde çıplak arama yönünden bir hüküm bulunmamaktadır. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük madde 46’da kadın mahpusların sık sık deneyimlerini paylaşarak eleştirdikleri, kınadıkları “çıplak arama” ve “beden çukurlarında arama” düzenlenmiştir. Burada, “(2) Hükümlünün üzerinde, kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı ve kurum en üst amirinin gerekli görmesi hâlinde, çıplak olarak veya beden çukurlarında aşağıda belirtilen usullere göre arama yapılabilir. a) Çıplak arama, hükümlünün utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde ve kimsenin görmemesini sağlayacak tedbirler alınarak gerçekleştirilir, b) Arama sırasında önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkarttırılır, bedenin alt kısmındaki giysiler üst kısmındaki giysiler giyildikten sonra çıkarttırılır. Bu giysiler de mutlaka aranır, c) Çıplak arama sırasında bedene dokunulmaması için gerekli özen gösterilir. Aranan kişinin beden çukurlarında bir şeyin bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin bulunması hâlinde öncelikle, hükümlüden madde veya eşyanın kendisi tarafından çıkartılması istenir, aksi hâlde bunun zor kullanılarak gerçekleştirileceği bildirilir. Beden çukurlarındaki arama, cezaevi tabibi tarafından yerine getirilir, d) Çıplak olarak arama, mümkün olan en kısa süre içinde bitirilir. (3) Beden ve üst aramaları aynı cinsiyetten güvenlik ve gözetim görevlileri tarafından yapılır.” belirtilmiştir. Bu yasa maddelerinde görüldüğü gibi çıplak ve iç arama uygulaması Türkiye’de mevzuatça izin verilen bir uygulamadır. Koşulları da Tüzük’te açık ve net bir şekilde belirtilmiş değildir ve uygulanabilmesi için idarenin gerekli görmesi yeterlidir, başka bir deyişle hapishane idarelerinin keyfiyetine bağlıdır.

Arama gerçekleştirilirken, Bangkok Kuralları, Kural 19’a göre ‘ancak kabul edilmiş usuller uyarınca, uygun arama yöntemleri konusunda eğitim almış kadın çalışanlar tarafından’ yapılabilir. Gözden geçirilmiş Standart Asgari Kurallar’dan, Kural 52 uyarınca, aramalarla ilgili uygun kayıtların, özellikle de aramanın nedeni, yapanların kimlikleri, arama sonuçları ve kimin emir verdiği dahil soyarak ve invaziv üst aramaların ayrıntılarının tutulup tutulmadığı belirtilmelidir.

Bir aramanın yapılma şeklinin, usulün kaçınılmaz bir şekilde küçük düşürülmesini önemli ölçüde ağırlaştıran itibarı azaltıcı unsurlara sahip olduğu durumlarda, AİHS 3. madde devreye girmiştir. Mahpusların aktardığı şekilde gerçekleştirilen aramanın hapishane güvenliğinin korunması ve suç veya düzensizliğin önlenmesi ile hiçbir bağlantısı bulunmadığında, sorunlar ortaya çıkabilir (Wainwright/Birleşik Krallık, 2006, § 42). 58.Bu nedenle, hapishane güvenliğini sağlamak veya düzensizlik veya suçu önlemek için bazen çıplak aramalar gerekli olabilir (Iwańczuk/Polonya, 2001, § 59; Van der Ven /Hollanda, 2003, § 60). Bununla birlikte, çıplak aramanın tek örnekleri bile çıplak aramanın gerçekleştirilme şekli, küçük düşürme ve itibarı azaltma amacında olma ihtimali dikkate alındığında ve buna yönelik hiçbir gerekçenin bulunmaması durumunda aşağılayıcı muamele anlamına gelebilir(Valašinas /Litvanya, 2001, § 117).

Anayasa Mahkemesi, 2013/5545 başvuru numaralı ve 15.12.2015 tarihli Turan Günana başvurusunda; hükümlünün ceza infaz kurumuna kabulü sırasında çıplak kalacak şekilde aranmasının istenmesini ve bireyin tedbire maruz kalmak istememesine karşın görevliler tarafından tedbirin zor kullanmak suretiyle uygulanmasını, çıplak arama tedbirine rutin bir şekilde başvurulmasını, bu tedbire maruz kaldıktan sonra bireyin kapalı bir yerde tutulmasını ve buna ilişkin şikayetlerin etkili bir şekilde soruşturulmamasını Anayasanın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. ve “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddelerinin ihlaline yol açtığına karar vermiştir.

Diğer yandan Yargıtay 5. Ceza Dairesinin E: 2012/16248, K: 2014/3268, T: 24.03.2014: sayılı kararında “...Ankara Kadın Kapalı Cezaevinde hükümlü olarak bulunan sanığın İstanbul Adli Tıp Kurumuna yüksek güvenlikli araçla ve gözetim altında götürülerek, rapor alınması yönünden işlemleri tamamlandıktan sonra kuruma geri getirildiği sırada çıplak arama yapılmak istendiğinin anlaşılması karşısında Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 46/2. maddesinde yer alan düzenleme gözetilerek üzerinde kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı şartının nasıl oluştuğu, ayrıca sanığın dövülerek kötü muameleye maruz kaldığı şeklindeki savunması ve çıplak aramanın gerekli olup olmadığı, sanık yönünden haksız bir fiil niteliği taşıyıp taşımadığı üzerinde durularak hakkında TCK'nın 29 ve 129. maddelerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin karar yerinde tartışılmaması... Kabule göre de; sanığın direnme fiilini birden fazla kamu görevlisine karşı işlediği kabul edildiği halde TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanmaması,” bozma nedeni olarak kabul edilmiştir.

Mevzuatta çıplak aramaya yönelik düzenlemeler bulunmakla birlikte vücut bütünlüğünün korunması hakkına müdahale niteliğinde olan ve sınırlarının belirsiz olması nedeniyle keyfiyete vara bu tür uygulamalar çoğu durumda kişi üzerinde yaşam boyu sürecek fiziksel ve psikolojik hasara ve sosyal strese yol açabilmektedir. Bu nedenle çıplak arama ve beden boşluğu aramalarının rutin bir uygulamaya dönüştürülmesi, kişinin insan onuru ve mutlak olan fiziksel ve psikolojik dokunulmazlık hakkının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Nitekim ulusal ve uluslararası standartlar da; insan onuru ve mahremiyet ilkelerine vurgu yapılarak aramaların yasallık, gereklilik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğine işaret etmektedir.

İnsan eliyle oluşturulan şiddet olaylarının kişinin ruh sağlığı üzerinde travmatik olumsuz etkileri bulunduğu, bu etkilerin uzun vadeli olabileceği, ileriki zamanlarda ek etkilerin/belirtilerin ortaya çıkabileceği, var olan etki ve belirtilerin ağırlaşabileceği ve kişinin ruhsal sağlığı üzerinde gelecek yaşamında bozulma oluşturma olasılığı bulunduğu bilinmektedir. Kişinin vücut dokunulmazlığını ihlal eden ve mahremiyetini hedef alan şiddet olayları ruhsal travmaya neden olmakta, travma sonrasında akut stres bozuklukları, travma sonrası stres bozuklukları, depresyon, disosiyatif bozukluklar, alkol ve madde kullanımında artış, kısa psikotik tepkiler, psikofizyolojik tıbbi hastalıklar gibi farklı belirtiler ve bozukluklar ortaya çıkmaktadır.

“Zorla çıplak arama” iddiasının varlığı; dayandırılan mevzuat hükümlerinin yasallığının yanı sıra uygulamanın cinsel saldırı boyutunda yaşanıp yaşanmadığının da araştırılmasını gerektirmektedir. Uygulamanın cinsel bir saldırı olarak gerçekleşmesi durumunda sorumluların işkence suçundan sorumlu olacağı açıktır. Kişinin zorla çıplak arama iddiasında bulunduğu durumlarda; “fiilin cinsel saldırı boyutunda yaşanıp yaşanmadığı, fiilin yol açtığı ruhsal belirtilerin neler olduğu, bu belirtiler ile fiil arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığının” araştırılması beklenirken çoğu durumda bu yönde bir değerlendirme yapıldığı, aksine bu uygulamaya itiraz eden mahpuslara disiplin cezaları verildiği tespit edilmiştir.

Kadınların yabancı bir takım kişiler önünde üstünü çıkarmaya, bedenini açmaya zorlanması, çıplakken “otur, kalk ve oturur kalkarken öksür” denilerek iç aramanın yapılması ciddi travmatik etkiler açığa çıkartabilmektedir. Özellikle kadın mahpuslar açısından cinsel şiddet uygulamaları arasında yer alan çıplak arama ve zorla soyma; kişinin mahremiyetini ihlal eden, bedenini ve onurunu hedef alan, acı verici ve aşağılayıcı bir cinsel şiddet yöntemidir. Dünya Hekimler Birliği 2016 yılında mahpuslarda beden aramalarıyla ilgili açıklamada “zorla aramanın etik açısından kabul edilemezliği” açıkça vurgulanmıştır. Aşırı rahatsızlık yaratıcı aramaların kişinin mahremiyetine ve onuruna yönelik ciddi ihlal anlamı taşıdığının, ayrıca fiziksel ve psikolojik hasar riskini de barındırdığı belirtilmekte, mahpusların rutin aranmasında ultrason ve diğer taramalar dahil alternatif yöntemlerin kullanılması ve beden boşluğu aramalarına yalnızca son çare olarak başvurulması gerekmektedir.

E-4) KADINLARIN ÖZGÜN İHTİYAÇLARI DOĞRULTUSUNDA SAĞLIK VE SAĞLIĞA ERİŞİM HAKKI

            Dünya Sağlık Örgütü Anayasası sağlık tanımı çerçevesinde Sağlık hakkı bireylerin fiziksel, ruhsal, sosyal iyilik halinin sağlanması için sahip oldukları hakları içerir. Sağlık hakkı yaşam hakkının tamamlayıcısıdır ve sağlıklı olmak yaşam hakkının temel koşuludur.

            Mahpusların Islahında Temel İlkeler- Mandela Kuralları (Kural 22-26), Tıbbi Etik İlkeler (md.1), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (2006) 2 nolu Tavsiye Kararı (md. 40.3) gereği cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler, yasal statülerine bakılmaksızın, aynı kalite ve standartta, ülke genelinde mevcut, kapatılmamış olan kişilere sağlanan tıbbi bakıma eşit erişim hakkına sahiptir. İHAM’e göre, bir mahpusun ihtiyaç duyduğu tıbbi yardıma ulaşımını engelleyen eksiklikler İHAS’ın yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin ihlaline, gerekliliği tespit edilen tedavinin sağlanmaması ve ölümcül hastalığa yakalanmış kişiler veya sağlık durumu sürekli şekilde cezaevi koşulları ile uyumsuz hale gelmiş kişilerin alıkonulmaya devam etmesini ise işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddesinin ihlaline sebep olmaktadır. Yine İHAM’nin yerleşik içtihatlarına göre; “Devlet bir kişinin insan onuruna saygı ile bağdaşır koşullarda alıkonulmasını güvence altına almak zorundadır ve kişiye uygulanan tedbirin infazında izlenecek tutum ve yöntem, kişiyi tutuklamanın doğasında kaçınılmaz olarak var olan ıstırap düzeyini aşan bir yoğunlukta sıkıntı ve zorluğa maruz bırakmamalıdır.” Hapishanede bulunan tutuklu ve hükümlüleri de kapsayacak şekilde sağlık hakkı, 1955 tarihli “BM Mahpuslara Uygulanacak Asgari Standartlar”, 1982 tarihli “BM Tıbbi Etik İlkeler”, 1988 tarihli “BM Herhangi Biçimde Alıkonulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması için İlkeler Manzumesi”, 1990 tarihli “Mahpusların Islahı için Temel İlkeler” ve 1990 tarihli “Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları” ile tanımlanmıştır.

            Anayasa’nın 56. maddesinde “Herkesin, sağlıklı ve dengeli bir cevrede yaşama hakkına sahip olduğu”, devamında da “Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği” belirtilmiştir. Türkiye hapishanelerinde yüzlercesi ağır, binlerce hasta mahpus bulunmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşme hükümleri bu denli açık olmasına rağmen, sözleşme hükümlerine uyulmamakta ve hasta mahpusların sağlığa erişim hakkı sistematik bir biçimde ihlal edilmektedir. Kadınlar gibi özel ihtiyaçları olan mahpusların cinsiyete bağlı özel sağlık ihtiyaçları vardır. Kadınların fizyolojik ve ruhsal özellikleri erkeklerinkinden farklıdır. Kadınların üreme sağlığı ve cinsel sağlık hakları başta olmak üzere toplumsal cinsiyetlerine özgü sağlık hakları hapishanelerde genellikle ihlal edilmektedir.

            BM’nin Kadınlar ve Hapsedilme Üzerine El Kitabı’nda “Kadın cezaevlerinde sağlık bakımı; üreme ve cinsel sağlık, akıl sağlığı, madde bağımlılığı için tedavi, fiziksel ve cinsel istismar kurbanları için danışmanlık gibi konuları vurgulayan cinsiyete özgü bir çerçeve gerektirir.” Şeklinde belirtilmiştir. Bangkok Kuralları, kural 46 uyarınca hapishanelerdeki sağlık taramasına dair politika ve uygulamaların kadınların toplumsal cinsiyetlerine özgü sağlık ihtiyaçlarının tespitini içermelidir. Hapishanelerdeki sağlık hizmetleri, üreme ve cinsel sağlık, ruh sağlığı, şiddet görmüş kadınlar için danışmanlık gibi konuları içerecek şekilde cinsiyete özgü bir hale getirilmelidir.

          Kadınların toplumsal cinsiyetlerine özgü hijyen ve sağlık gereksinimleri bulunmaktadır. Kadınların, özellikle de menstrüasyon döneminde olan, menopoz geçiren, hamile olan ya da hapishanede beraberlerinde çocukları bulunan kadınların suya düzenli erişimleri olmalıdır. Kadınlar cinsel sağlık ve doğurganlıkla ilgili hastalıklar bakımından yüksek risk grubu oluşturmaktadır. Hapishane öncesi süreçte hasta olma ihtimalini arttırırken, kalabalık, temizlik koşulları bakımından yeterli olmayan, cinsiyete duyarlı yaklaşımların benimsenmediği hapishane ortamında kadınların sağlık durumu kötü etkilenmekte ve sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Muayene ve tedavi konusunda da elverişsiz bir ortam söz konusudur. Önleyici sağlık hizmetleri bakımından ziyaret edilen hapishanelerin yeterince hava ve güneş almadığı, ısınma sisteminin ihtiyaca uygun olmadığına dair bilgi mevcuttur. Yeterince ısınmama nedeniyle birçok mahpus kalın ve üst üste giyinmeye ihtiyaç duyabildiği, ancak giyim eşyası konusunda da ihtiyaçları karşılamaya yetmeyecek bir kota belirlendiği, kadınların özgün ihtiyaçları göz önünde bulundurulmadığı, Yine kemik erimesi, demir eksikliği, tiroit gibi hastalıklar bakımından daha fazla risk altında olan kadınların özgün ihtiyaçlarına göre bir beslenme imkanı bulunmadığı, bu ihtiyaçların çoğunun kantinden sağlanamadığı, kantinde bulunması halinde de fahiş fiyatlarda olduğu ve kadın mahpusların maddi durumlarının yetersiz olması nedeniyle bu besinlere erişemedikleri, kadın hastalıklarına yönelik düzenli bilgilendirme ve tarama çalışması yapılmadığı, hapishane revirlerinde jinekolog ve gerekli ekipmanların bulunmadığı gibi sağlık hakkı ve sağlığa erişim hakkına erişimin ihlaline ilişkin kadın mahpusların karşılaştığı özgün sorunlar tespit edilmiştir.

E-5) KADIN HAPİSHANELERİNİN KAPASİTESİ NEDENİYLE GERÇEKLEŞEN ÖZEL HAYATA VE AİLE HAYATINA SAYGI HAKKI İHLALİ

            Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Avrupa Cezaevleri Kuralları Başlıklı (87) 3 No’lu Tavsiye Kararı’nda ‘Tutukluların Dağıtılması’ başlığı altında düzenlenen 7. Maddede “Tutukluların tutukevine dağıtılmasında, onların özellikle hukuki ve yasal durumları (sanık ya da hükümlü, ilk mahkumiyeti, kısa ya da uzun süreli olup olmadığı gibi), fiziksel durumları (genç, yetişkin, normal, hasta ya da akıl hastası ya da anormal) cinsiyetleri ve yaşları; hükümlüler söz konusu ise onlara uygulanacak davranışların özellikleri dikkate alınır.” denilmektedir. 17.09.2019 tarihli Avşar ve Tekin v. Türkiye kararına göre başvurucuların ailelerinden uzakta uzun süre hapsedilmeleri ve aile ilişkilerine etkisi; aile hayatına bu müdahalenin, sağlanması istenen meşru hedef ile ölçülü olmaması sebebiyle demokratik toplumun gerekliliklerine uymayan bir tedbir olduğu görüşüne varılmıştır. Buna rağmen mahpusların ailelerine yakın yerlere nakil talepleri ve oda değişimi talepleri reddedilmektedir. Açık yargı kararlarına rağmen uygulamada halen hak ihlaline sebep olunması hukuka aykırıdır.

Bangkok Kuralları, kadınların ikamet ettikleri veya sonunda serbest bırakılmak istedikleri yerlere yakın bir yerde tutmak için özel çaba sarf etme sorumluluğunu yetkili makamlara vermektedir. Kadınların kaldığı hapishanelerin sayılarının azlığı ve mahpusların isteği dışında gerçekleştirilen (zorunlu) sevkler de kadınları yalnızlaştıran bir faktör olarak karşımıza çıkabilmekte olup kadınlar ailelerinin yaşadığı yerden çok uzaktaki hapishanelerde kalabilmektedir. Özellikle yoksul aileler veya arkadaşlar yol masraflarını ödemekte zorlanmakta, kimi zaman ailelerin yaşlı, hasta, çocuk üyeleri de bu yüzden uzak yerlerde kalan mahpus yakınlarını ziyaret edememektedir. Kadın mahpuslar açısından daha yoğun olan kapatılmanın ve yalnızlaşmanın etkilerini azaltmak açısından hapishane içerisindeki sosyalleşme alanlarının genişletilmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle mahpusların ailelerine yakın olabileceği diğer illerdeki durumuna uygun infaz kurumlarından birine nakledilmesine ilişkin çaba gösterilmesi uygulamanın gereği olmalıdır.

E-6) İFADE VE HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜ

            Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahaleler, Anayasa madde 13’te düzenlenen “demokratik bir toplumda gerekli” görülmeli ve “ölçülülük ilkesi” ne uygun olmalıdır. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe yapılabilecek makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir. Mahpusların mektuplarının geciktirilmesi, sakıncalı diye gerekçesiz bir şekilde mektupların bir kısmının ya da tamamının çizilmesi haberleşme özgürlüğü ihlalidir.(AYM, 10.03.2020 tarih ve B.No: 2017/20669)

            Kürtçe yazılan ya da Kürtçe gönderilen mektupların verilmemesi veya çeviri sebebiyle aylarca mahpuslara verilmemesi de haberleşme özgürlüğünün ihlalidir. Kaldı ki mektup konusunda sadece Kürtçe yazılan mektuplar için değil tüm mektupların mahpusların eline geç ulaşması söz konusudur. Haberleşme özgürlüğünün içinde zamanında bilgi ve habere erişim hakkı da dahildir. Hapishane idaresi mektupları zamanında teslim etmek ile yükümlüdür. Belirsiz ve tanımsız bir süre ile sınırsız hak ve yetkiye sahip değildir.

            Mahpusların beyanlarına göre gazete, kitap, gibi yayınlardan faydalanmaları engellenmektedir. Mevzuat gereği mahpuslara yasaklanmamış, birçok yayınevi, bayii ve kitapçıda satılan, resmi abonelik yaptırılan gazete ve basılı yayınların verilmemesi, radyo ve tv imkanlarından faydalandırılmamaları ifade ve haber alma özgürlüğünün ihlalidir. Her ne kadar 14.04.2020 tarihinde 5275 sayılı Kanun mad.62/4 kapsamında değişiklik yapılmış olsa ve Basın İlân Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler ceza infaz kurumuna kabul edilmez denilse de mevzuat düzenlemesinin de ifade özgürlüğünü ihlal etmesi kabul edilemez. Kaldı ki Evrensel ve Birgün gazetelerinin Basın İlan Kurumu’na resmi ilan ve yayınlama hakkı bulunmasına rağmen bunların da hapishanede verilmesinin geciktirilmesi ya da verilmemesi açıkça ifade özgürlüğünün ihlalidir. Yine kitap sınırlaması (kitap bulundurma sayısı) hak ihlaline sebep olmaktadır. OHAL sebebiyle başlayan ve devam eden tecrit altındaki mahpusların durumunu bu tip uygulamalar daha da ağırlaştırmaktadır. 

E-7) ATAERKİL KONTROL MEKANİZMASI OLARAK SÜRDÜRÜLEN KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI İHLALİ

            01.01.2021 tarihinde yürürlüğe giren “Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik” ile birlikte denetimli serbestlik, koşullu salıverilme gibi mahpus lehine olan uygulamalarda iyi halin belirlenmesi için bir takım yeni kriterler getirilmiştir. Bunun başında ise mahpusun “işlediği suçtan dolayı pişmanlık duyması” kriteridir.

            Bilindiği üzere Pişmanlık; içe dönük ve kişinin vicdanı ile ilgili olan duygusal bir tepkime halidir. Kişinin pişmanlık beyanının samimiyeti tam anlamıyla ölçülebilmesi mümkün değildir. Pişmanlık kriteri dışında infazın tüm aşamalarında, mahpusun hapishanelerin düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı, iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer mahpuslar ile hapishane görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, hapishane kuralları ile hapishane bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezalarının dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Yine bu kapsamda kurullar mahpuslarla mülakat yapabilecek ve burada sordukları soruların cevabına göre iyi hal değerlendirmesi yapabilecektir. Ancak burada mahpuslara sorulacak soruların denetlenmesine ilişkin herhangi bir mekanizma bulunmamaktadır.

            Görüldüğü üzere hukuka aykırı bu yönetmelikle beraber hapishane idareleri mahpus hakkında ancak ve ancak yargı makamlarının karar verebileceği hallerde yargı makamlarının yetkilerini dahi aşan bir yerde konumlandırılmış ve karar mercii haline getirilmiştir. Bu da hapishane idarelerinin mahpuslara karşı sınırsız yetkiyle donatılarak keyfi kararlar alabileceği anlamına gelmektedir. Son birkaç ayda koşullu salıverilme tarihi geldiği halde haklarına “iyi halli olmadıklarına” yönelik kararlar verilen mahpusların tahliyeleri bu keyfi kararlarla engellenmiştir. İdari Gözlem kurulları kendilerini bir mahkeme yerine koyarak mahpusları ikinci defa yargılamaktadır. Disiplin cezası olmaması ve iyi halli olmasına rağmen sadece siyasi görülerinden dolayı mahpusların tahliyeleri uzatılmaktadır. Mahpuslara Kurul tarafından pişmanlık dayatması yapılmaktadır. Bu durum Kanuna açıkça aykırıdır. Mahpusun zaten yargılaması yapılmış ve söz konusu yargılama sonucunda gerekli olan cezasına hükmedilip infazı da bitmiş olmasına rağmen koşullu salıverilme tarihlerinde bırakılmamaları söz konusu kurulların keyfi ve kötü niyetli olarak hareket ettiklerini göstermektedir. Açıktır ki, hapishane idareleri yeni yönetmelik ile kendilerine verilen yetkileri kötüye kullanmaya başlamıştır. Bu konuda verilmiş olan birçok örnek Yargıtay kararı olması ve ilgili yönetmelik ve kanunda da bu yönde bir düzenleme olmasına rağmen hapishane personelinin mahpuslara keyfi olarak ayakta sayımın dayatılması hukuka aykırıdır. Aynı zamanda mahpusların kötü muameleye tabi tutulduğunu da göstermektedir.

Bangkok Kuralları hükümleri doğrultusunda kadınlar için tutuklu yargılama ve hapis cezasına sadece mutlaka gerekli olduğu zamanlarda başvurulmalıdır. Kural 58, ‘... tutuklu yargılama ve hapis cezasına alternatiflerin uygun ve olanaklı olan tüm hallerde uygulanması gerektiği’ hükmünü içermektedir. Yukarıda yapılan genel açıklamalar kadın mahpuslar için de aynı şekilde uygulanmakla birlikte kadın mahpuslar açısından tahliyelerinin engellenmesi yoluyla, kadın özgürlük mücadelesindeki siyasi faaliyetleri nedeniyle hapsedilen siyasi kadın mahpusları “ıslah etme” anlayışı aynı zamanda toplumsal cinsiyet üzerinden kurgulanan kadın rolünün dışına çıkmış olan kadınları bu kalıbın içine tekrar dahil etmeyi amaçlamakta, eril yasalarca suç saydıkları fiilleri gerçekleştiren kadınlar mevcut ataerkil sistemin biçtiği rolün dışına çıkmış kişiler olarak, hapishanelerdeki uygulamalar aracılığıyla tekrar itaate zorlanmaktadırlar.

E-8) KADIN MAHPUSLARIN MADDİ DURUMU VE ADALETE ERİŞİMİ

Türkiye hapishanelerinde aydınlatma elektriği, üç öğün yemek dışında tüm ihtiyaçları mahpuslar kendileri karşılamaktadır. Temizlik malzemeleri, çay, kahve, sigara, içme suyu gibi temel ihtiyaçlar, pul ve telefon kartı gibi masraflar mahpuslar tarafından karşılanmaktadır. Haliyle, hapishanede yaşamını idame ettirmek için belli bir gelire ihtiyaç bulunmaktadır, bu ihtiyaçlar hapishanede çalışılarak karşılanabilecekse de hapishanedeki çalışma koşulları düşük ücretli ve uzun süreli olarak bir sömürüye dönmektedir. Dışarıda toplumsal cinsiyete bağlı olarak bir geliri bulunmayan birçok kadınlar, mahpus olarak da bir gelire sahip olamamakta, masrafların fahiş bir duruma ulaşması nedeniyle ailelerinden de yeterince destek alamadıklarından dolayı özgün ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak durumdadır.

Cinsiyetle ilgili ihtiyaçların gözetilmesinin temel sağlık haklarından olduğunu, kadınların menstrüasyon döneminde hijyen malzemelerine, pedlere ve tamponlara erişimlerinin ücretsiz ve ayrım gözetmeden olması gerekmektedir. CPT, kadınların hijyenik ped benzeri temel ihtiyaçlarının sağlanmamasının onur kırıcı muamele olarak değerlendirmektedir. Adalet Bakanlığı, 26 Aralık 2022’de verdiği Kamu Baş Denetçiliğinin Dostane Çözüm Kararı ile tüm hapishane yönetimleri ve savcılıklara yazı yazarak, hapishanelerindeki kadınlara ve çocuklara gecikmeksizin ücretsiz hijyenik ped ve çocuk bezi teslim edilmesi talimatını vermişti. Ziyaret gerçekleştirilen bir kısım hapishanede aylık olarak ücretsiz ped dağıtıldığı ancak kalitesiz olduğu, bir kısmında ise ücretsiz ped ve tampon dağıtımının olmadığı tespit edilmiştir.

Kadın mahpusların maddi durumları adalete erişimlerinin önündeki en büyük engeldir. Diğer yandan bazı kadın mahpuslar ise hak ihlallerine ya da haksız buldukları disiplin cezalarına itiraz ettiklerinde ise karşılık bulamadıklarını, hatta kimi zaman idareye verdikleri dilekçelerin kaybolduğunu belirtmekte ve ayrıca tebliği ile birlikte itiraz etme hakları doğan, disiplin cezası gibi kararların da kendilerine ulaştırılmadığından şikâyet etmektedirler. Bu şikâyetler hak arama konusunda teşvik edilmesi gereken mahpusların hak arama girişimlerinin engellenebildiğini de göstermektedir.

E-9) ÇOCUKLU MAHPUS KADINLAR

Türkiye’deki 0-6 yaş arasındaki çocuklar anneleriyle beraber hapishanede kalabilmektedir. Çocuk bakımını annenin görevi olarak gören ataerkil bakış açısının sonuçlarından biri olarak sadece mahpus anneler açısından söz konusudur. Dışarıda çocuğuna bakacak yakını olmayan kadınlar çocuklarını yanına almakta ya da almak zorunda kalmaktadır. Hapishane koşulları çocukların ruhsal ve fiziksel gelişimine zarar verebilmekte, çocuğuyla tek başına ilgilenmek zorunda kalan kadın açısından da birçok sorun açığa çıkabilmektedir. Çocuğuyla birlikte kalan mahpuslar çocuklarının sorumluluklarını tek başına yüklenmişlerdir. Üstelik bu sorumluluklarını ortamın sınırlılıkları içerisinde yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

Bakım ihtiyacı olan çocuğun yüksek yararına ve dışarda bakımı için yapılması gerekenlere dair uygun bir değerlendirme yapılmaksızın hapishaneden çıkarılması hem anne hem de çocuk üzerinde ağır etkilere neden olmaktadır; bu durum annede büyük acı ve endişe uyandırmakta ve çocuğa da olası uzun vadeli duygusal, gelişimsel ve ayrıca muhtemelen fiziksel zarar vermektedir. Hapishane bebekler ve çocuklar için verimsiz bir gelişme ortamıdır. Çocukların anneleriyle beraber özgürlüklerinin kısıtlanması başlı başına bir sorunken, uygulamalarla birlikte farklı sorunlar da açığa çıkmaktadır. Çocuklar hapishanede 6 yaşına kadar kalabilmekte, sonrasında annesinin yanından alınarak, eğer çocuğun bakımını üstlenecek yakını yoksa koruyucu ailelik, sosyal hizmet kurumları gibi mekanizmalara dahil edilerek hapishaneden çıkarılmaktadır. Bu durum birçok kadın açısından kaygı yaratmaktadır; zira bu anneler 6 yaşından sonra bir daha çocuğunu görememekten ya da sosyal hizmet kurumlarında çocuğuna iyi bakılmayacağından korkarak yaşamlarına devam etmek zorunda kalabilmektedir.

Ziyaret gerçekleştirilen hapishanelerin kadınların özgün koşullarına duyarlı olmadığı gibi çocuklarıyla birlikte kalan kadınların özgün ihtiyaçlarına da fiziki yapısı itibariyle duyarlı değildir.

 

 

 

F-) SONUÇ VE ÖNERİLER

Yasal ve uluslararası mevzuat evrensel hukuk ilkeleri ile birlikte göz önüne alındığında;

  1. Türkiye’deki kadın mahpus sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Yargılama aşamasında tutuklamanın genel bir eğilim olarak benimsenmesi, tutuklulukta geçen sürenin uzaması, tahliyelerin keyfi gerekçelerle engellenmesi de bu artışın önemli sebeplerindendir. Kadınlar için toplum içinde maruz kaldıkları eşitsiz uygulamalar ve ayrımcılıklar göz önünde bulundurularak hapsetme dışındaki alternatifler araştırılmalı, tartışılmalı ve gündeme getirilmelidir. Alternatiflerinin gündeme getirilemediği koşullarda ise kadın olmaktan kaynaklı ihtiyaçların göz önünde bulundurulduğu bir infaz rejimi talebi kadınları cinsiyet kalıplarının içerisine itmeksizin tartışılmalı ve Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde, cinsiyete duyarlı yaklaşımlar temel alınarak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu şekilde kadın mahpusların özgünlükleri esas alınmalı, kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet önlenmelidir.

 

  1. Türkiye’de kadın mahpusların bir kısmı kadın hapishanelerinde alıkonulurken, neredeyse yarısı erkekler için yapılmış hapishanelerin sonradan oluşturulan kadın koğuşlarında kalmaktadır. Hapishane sistemlerinde erkeklerin kadınlardan her zaman daha fazla olması, kadınların cinsiyetlerine özgü ihtiyaçlarının genel olarak göz ardı edilmesi ve ihmal edilmesine yol açmaktadır. Bu ayrımcılığın önüne geçebilmek ve kadınların hapsedildikleri süreyi insan hakları ve özel ihtiyaçlarına olabildiğince uygun geçirebilmelerini sağlamak için toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımın idari strateji haline getirilmesi gerekmektedir. Yasalarda kadınlar için ayrı hükümlerin yer almaması, kâğıt üzerinde eşitlik olarak görülebilse dahi pratikte kadın mahpusların ayrımcılık yoluyla kötü muameleye maruz bırakılması anlamına gelmektedir. Bu ayrımcılığın ortadan kaldırılması için her şeyden önce kadın mahpusların sorunları ve ihtiyaçları açığa çıkartılmalıdır. Bu çerçevede mevzuat değişikliğine gidilmeli ve yasaların uygulanması konusunda gerekli altyapı ile denetim mekanizmaları geliştirilmelidir.

 

 

  1. Kadın mahpuslar açısından erkeklerden izole bir yaşam önerilmemekle birlikte kadınlar için kadın ya da erkek personelin eril baskısını üzerinde hissetmeyeceği, güvenli, kadını şiddetten “koruyacak” bir ortam yaratılması için cinsiyete duyarlı yaklaşımlar temel alınarak fiziki ve idari yapıya ilişkin yasal düzenlemeler yapılmalı ve bu şekilde kadın mahpusların özgünlükleri esas alınmalı, kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet önlenmelidir.

 

  1. Kadınların erkekler için dizayn edilmiş hapishanelerde tutulması uygulamasına son verilmelidir. Son verilmediği koşullarda söz konusu hapishanelerde kadınların ihtiyaçlarını karşılayabilecek sayıda ve toplumsal cinsiyet duyarlılığıyla ilgili çalışmalara katılmış kadın personel görevlendirmesi yapılmalı, spor sahası gibi etkinlik ve ortak kullanım alanlarından kadın mahpusların eşit şekilde yararlanması sağlanmalıdır.

 

  1. Kadın mahpuslara özgü düzenlenmiş bir birim kurulmalı, bu birimlerde ve hapishanelerde çalışacak personellere kadın mahpusların özel ihtiyaçlarıyla ilgilenebilmek üzere toplumsal cinsiyet eğitimi verilmelidir.

 

  1. Çıplak arama, koşulları mevzuatta açık ve net bir şekilde belirtilmemiş ve uygulanabilirliğini hapishane idarelerinin keyfiyetine bağlı olup vücut dokunulmazlığını ihlal eden, insan onurunu zedeleyen, özellikle kadın ve çocuklar açısından cinsel şiddete de dönüşebilen bir uygulama olarak tamamen kaldırılmalıdır. Mahpusların hapishaneye girişlerinde üzerinde yapılacak aramanın usulüne ilişkin idarenin keyfiyetine yer bırakmayacak şekilde yasal düzenleme yapılmalı, mahpusların rutin aranmasında ultrason, tarama cihazları gibi alternatif yöntemler kullanılmalıdır.

 

  1. Hapishanelerdeki sağlık hizmetleri, üreme ve cinsel sağlık, ruh sağlığı, şiddet görmüş kadınlar için danışmanlık gibi konuları içerecek şekilde cinsiyete özgü bir hale getirilmelidir. Kadın hastalıklarına yönelik düzenli bilgilendirme ve tarama çalışmaları yapılmalı, hapishane revirlerinde jinekolog ve gerekli ekipmanlar bulundurulmalıdır. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı çerçevesinde koğuşlar fiziksel yapıları itibariyle kadınların ihtiyaçlarını karışlayacak düzeyde ısınma, havalandırma, güneş ışığına uygun şekilde düzenlenmeli, kıyafet çeşit ve sayısı da bu kapsamda yeniden ele alınmalıdır. Kadınların özgün ihtiyaçlarına uygun beslenme düzeni oluşturulmalıdır.

 

  1. Herhangi bir geliri olmayan kadın mahpusların temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar destek sunulmalıdır. Hijyen konusunda kadınların daha hassas olduğu değerlendirilmeli, başta ped, tampon olmak üzere hijyen ve temizlik malzemeleri ihtiyaca uygun çeşitlilik ve nitelikte, ücretsiz olarak erişimleri sağlanmalıdır.

 

  1. Kadınların kaldığı hapishanelerin sayılarının azlığı ve mahpusların isteği dışında gerçekleştirilen (zorunlu) sevklerle nedeniyle ailelerinden uzak yerlerde hapsedilmeleri uygulamalarına, aile hayatına saygı hakkı ihlaline son verilerek mahpusların ailelerine yakın olabileceği diğer illerdeki durumuna uygun infaz kurumlarından birine nakledilmesine ilişkin çaba gösterilmelidir. Bu amaçla yapılacak sevk talepleri karşılanmalı, görüşler için yapılacak yol masrafları en aza indirilmeli, hatta ücretsiz servis araçları sağlanmalıdır. Uzun yoldan gelinecekse görüş saatleri olabildiğince uzatılmalı, gerekirse ücretsiz misafirhanelerde ziyaretçilerin gece konaklaması sağlanmalıdır. Özellikle sık sık görüş yapma olanağı bulamayan kadınlar için telefon süre sınırlaması kaldırılmalı veya süreler uzatılmalıdır. Telefonla görüşme, görüş ve mektup yasağı bir disiplin cezası yöntemi olmaktan çıkarılmalıdır.

 

  1. Küçük bebeği olan veya hamile kadınların hapsedilmesi uygulamasına, suç tipine bakılmaksızın son verilmelidir. Onlar için hapsetmenin alternatifleri üzerinde durulmalı ve hayata geçirilmelidir. Bu gerçekleştirilene kadar kadınların kendini suçlamayacağı, bebeğiyle sağlıklı bir ilişki kurarak annelik hakkını kullanabileceği, bebeğin sağlıklı fizyolojik ve zihinsel gelişimini sağlıklı şekilde tamamlayacağı bir ortam oluşturulmalıdır.

 

  1. Tüm hapishanelerde uygulanan ancak toplumsal cinsiyete bağlı olarak dışarıda sosyalleşmesi kısıtlanmış kadın olması nedeniyle etkilerinin daha ağır yaşandığı işkence yasağı, sağlık ve sağlığa erişim hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, haberleşme özgürlüğü, ifade özgürlüğü ihlallerinin sebebi olan hapishane idaresi ve personeli uygulamalarının ve eylemlerinin sonlandırılması ve idarenin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir.

 

  1. Mahpusların dış dünya ile iletişim kurması, toplumdan tamamen kopmadan, meydana gelen gelişmeleri takip edebilmesi için en önemli iletişim araçlarının başında süreli ve süresiz yayınlar gelmektedir. Mahpuslar kitaplar sayesinde birçok konuda kendilerini geliştirirken gazete ve dergiler sayesinde toplumda yaşanan gelişmeleri takip edebilmektedir. Bu durum kadın mahpuslar üzerinde daha ağır etkileri olan tecridin mahpuslar üzerindeki etkilerinin bir parça olsun azalmasına neden olmaktadır. Ancak hapishanelerde kitaplara getirilen kısıtlamalar ile dergi ve gazetelere getirilen yasaklamalar nedeniyle mahpuslar ifade özgürlüğü kapsamında bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü ve haber alma hakkından faydalanamamaktadır. Bu uygulamalara derhal son verilmeli, mahpuslara kitap kotası kaldırılmalı ve mahpusların haberleşme hakları bağlamında yasal olan dergi-gazete ve TV kanallarının mahpuslara verilmesi sağlanmalıdır.

 

  1.  Hapishane koşullarında kalamayacak kadar ağır hasta olan kadın mahpusların hapishanede tutulmaya devam edilmesi, tedaviye ulaşmanın önündeki engeller, ulusal mevzuata ve uluslararası sözleşmelere aykırı olup tıbbi tedaviye ulaşma imkânı kısıtlandığından yaşam hakkı ihlaline yol açılmaktadır. Görüşmelerimiz sonucunda tespit edilen sağlığa erişim hakkı ihlallerinin ortadan kaldırılması için Adalet Bakanlığının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmeli, cezalarının infazının hapishane koşullarında sürdürülmesinin uygun olmayan mahpuslar yönünden alternatif yollar aranmalı ya da sağlık koşulları nedeniyle cezanın ertelenmesi/geri bırakılması yoluna gidilmesi için gerekli işlemler yapılmalıdır.

 

  1. Hukuka aykırı olan Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik” ile hapishane idarelerinin mahpuslara karşı sınırsız yetkiyle donatılarak keyfi kararlar alabileceği uygulamalar gerçekleştirilmekte, siyasi kadın mahpuslar yönünde “ıslah etme” anlayışı aynı zamanda toplumsal cinsiyet üzerinden kurgulanan kadın rolünün dışına çıkmış olan kadınları bu kalıbın içine tekrar dahil etmeyi amaçlayan bir anlayışla uygulanmaktadır. Yukarıda bahsi geçtiği üzere hapishane idareleri yeni yönetmelik ile kendilerine verilen yetkileri kötüye kullanmaya başladıkları görülmekle bu yönetmeliğin iptali ile hapishane gözlem kurullarının tamamen kaldırılmalı veya yetkilerinin kısıtlanmalı ve bu uygulamaya derhal son verilmelidir.

 

ÖZGÜRLÜK İÇİN HUKUKÇULAR DERNEĞİ GENEL MERKEZ KADIN KOMİSYONU

 

 

Kaynakça:

  1. Ezgi Duman, Duygu Doğan, Mine Akarsu, Türkiye’de Kadın Mahpus Olmak, TCPS Kitaplığı, Haziran 2016
  2. Alıkonulma Yerlerinde Kadınlar: toplumsal cinsiyete duyarlı izleme için bir rehber, Penal Reform International (PRI) (Uluslararası Ceza Reformu)
  3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İçtihadına İlişkin Rehber, Mahpus Hakları, 31 Aralık 2019
  4. Cezaevi Müdürleri ve Politika Yapıcılar İçin Kadınlar ve Hapsedilme Üzerine El Kitabı,  BM Ceza Adaleti El Kitapları Serisi, 2008