
Giresun Espiye F Tipi Hapishanesi’nde 31 yıllık mahpusluğun ardından tahliye edilen 61 yaşındaki Mehmet Emin Edemen’in tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Hapishanede tahliyesi bir yıl ertelenen Edemen, sağlık durumunun kritik seviyeye gelmesi üzerine 20 Ağustos 2023’te tahliye edilmişti. Ancak tahliyesinin üzerinden henüz iki yıl geçmişken yaşamını yitirmiş olması, hapishanelerdeki ağır hasta mahpus gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Mehmet Emin Edemen’in ölümü de tıpkı ; 30 Ağustos 2025’te tahliyesinden yalnızca yedi ay sonra yaşamını yitiren Mustafa Karatepe gibi, 25 Temmuz 2025’te kanser tedavisi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Hadi Elçiçek’in ölümü gibi Türkiye hapishanelerinde süregelen sistematik ihlallerin en somut ve en acı örneklerinden sadece biridir.
Ağır hasta mahpuslara ancak ölüm döşeğindeyken verilen geç tahliye kararları, devletin mahpusların yaşam hakkını ve tedaviye erişim hakkını bilinçli bir biçimde ihlal ettiğini açıkça göstermektedir. Bu uygulama, tedavinin artık mümkün olmadığı bir aşamaya gelmiş mahpusları adeta ölüme terk etmek anlamına gelmektedir.
Mehmet Emin Edemen’in yaşadığı süreç bu ihlallerin boyutunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Edemen; hapishanedeyken KOAH hastasıydı; ayrıca guatr, kronikleşmiş bronşit, çeşitli alerjik rahatsızlıklar ve göz problemleri bulunmaktaydı. Bu ciddi sağlık sorunları nedeniyle düzenli tedavi görmesi gerektiğini defalarca dile getirmesine rağmen, hapishanelerdeki yetersiz sağlık hizmetleri, uzman hekim eksikliği, yüzeysel muayeneler, personel eksikliği, jandarmanın ve idarenin gününde hastane sevklerinin sağlanmaması ve keyfi uygulamalar nedeniyle tedaviye erişim noktasında büyük zorluklar yaşamıştır. Tüm bu engellere rağmen fıtık şikâyetiyle hastaneye götürüldüğünde boyun fıtığı ameliyatı olmuş; ancak kendisine haber verilmeden boynuna platin takılmıştır. Üstelik bu ameliyatın yanlış yapıldığını, sol tarafının sakat kaldığını ifade etmiştir. Buna rağmen sakatlığın nedeni açıklanmamış ve raporlanmamıştır. Kendisine “İkinci ameliyat çok risklidir, felç kalabilirsin” denmiş; ancak her iki kolunda da uyuşma ve hareket kısıtlılığı sürmüş, yeniden ameliyat olması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca bel fıtığı nedeniyle de hareket etmekte zorlanmış ve her iki ayağında uyuşmalar başlamasına rağmen tahliyesi 1 yıl süreyle ertelenmişti.
Karadeniz Bölgesi’nin yüksek nem oranı, Edemen’in akciğer ve romatizmal hastalıklarını daha da ağırlaştırmıştır. Bu nedenle pek çok kronik hasta mahpus gibi daha uygun iklim koşullarına sahip illerdeki hapishanelere sevk talep etmiş; ancak bu talep de yanıtsız bırakılmıştır. Yapısal olarak soğuk olan hapishanelerde havalandırma ve ısıtma imkânlarının sınırlı olması düşünüldüğünde, ağır hasta mahpusların yaşam koşulları daha da katlanılamaz bir hâl almaktadır. Tedaviye erişim hakkı ağır biçimde ihlal edilen Edemen’in yaşam hakkı da devletin yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu ihlal edilmiştir.
Türkiye’deki hapishaneler, mahpusların iyileştirilmesine yönelik pozitif yükümlülükler yerine, sağlık durumlarını ağırlaştıran koşulların yaratıldığı görülmektedir. Kuyu tipi mimari, yetersiz ve erişilemez sağlık hizmetleri, uzman hekim ve tıbbi donanım eksikliği, sevk ve tedavi süreçlerinde uygulanan keyfî kısıtlamalar ile ağız içi arama gibi insan onurunu zedeleyen muameleler, özellikle hasta mahpusların yaşam hakkını ciddi biçimde tehdit etmektedir. Bu uygulamalar, yalnızca Anayasa ve uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle güvence altına alınan sağlık hakkının ihlali niteliğinde olmayıp, aynı zamanda mutlak nitelikteki işkence ve kötü muamele yasağının açık bir ihlalini oluşturmaktadır. Türkiye, Anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca mahpusların yaşam hakkını korumak ve sağlık hizmetlerine erişimini güvence altına almakla yükümlüdür. Ancak uygulamada, ağır hasta mahpusların çoğu zaman hastalıkları kritik aşamaya ulaştıktan ve tedavi imkânları büyük ölçüde tükendikten sonra tahliye edildikleri; bu durumun ise kısa süre içinde ölümle sonuçlandığı görülmektedir. Mehmet Emin Edemen’in yaşamını yitirmesi, bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri olmuştur. Tahliye süreçlerinin geciktirilmesi nedeniyle birçok hasta mahpus, ya hapishanelerde ya da tahliyelerinden hemen sonra yaşamını yitirmektedir.Türkiye'deki hapishanelerde bugün dahi yüzlerce ağır hasta mahpus bulunmaktadır ve bu mahpusların tamamı yaşam hakkı başta olmak üzere birçok hak ihlaline maruz kalmaktadır.
Hasta mahpusların tedaviye erişiminin önündeki tüm engeller ivedilikle kaldırılmalı; infaz ertelemeleri tıbbi gereklilikler doğrultusunda derhal uygulanmalı ve ağır hasta mahpusların gecikmeksizin serbest bırakılması gerekmektedir. İnfaz ertelemelere ilişkin kararlar, bağımsız, bilimsel ve tarafsız sağlık kurulları tarafından verilmelidir. Adli Tıp Kurumu’nun tek belirleyici otorite olarak kabul edilmesi uygulamasına son verilmesi; adil, bilimsel ve objektif bir değerlendirme sürecinin sağlanması açısından elzemdir.
Türkiye’de barışçıl çözüm yollarının açılması, toplumsal eşitliğin güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilebilmesi için, başta ceza infaz kurumları olmak üzere tüm devlet kurumlarında insan haklarına dayalı kapsamlı bir reform sürecinin başlatılması gerekmektedir. Hapishanelerdeki ayrımcı, keyfî ve insan onurunu zedeleyen uygulamalara derhal son verilmelidir. Sonuç olarak; kamuoyunu ve toplumun tüm kesimlerini ağır hasta mahpuslara yönelik devam eden ağır hak ihlallerine karşı duyarlılık göstermeye ve sorumluluk almaya çağırıyoruz
ÖHD GENEL MERKEZİ
MED TUHAD-FED