Duyurular
2026 YILI NEWROZ HAK İHLALLERİ RAPORU, NEWROZ,HAK İHALLİ
20.04.2026

2026 YILI NEWROZ HAK İHLALLERİ RAPORU

 

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) olarak, 2026 yılı Newroz sürecinde Türkiye’nin farklı illerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin hazırladığımız raporu kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. Bu rapor, yalnızca belirli olayların kaydını tutan bir metin değil; aynı zamanda Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin kullanımına yönelik müdahalelerin yapısal boyutunu ortaya koyan kapsamlı bir insan hakları belgesidir. Raporda yer alan bulgular, Newroz süreci boyunca yaşanan ihlallerin münferit değil; planlı, yaygın ve sistematik bir nitelik taşıdığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, kuruluşundan bu yana; hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin korunması, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi, savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi ve demokratik toplum düzeninin güçlendirilmesi için faaliyet yürütmektedir. Derneğimiz, özellikle ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve barışçıl toplanma hakkının önündeki engellerin kaldırılması, insan haklarına dayalı çoğulcu ve özgürlükçü bir hukuk sisteminin inşa edilmesi amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çerçevede hazırlanan bu rapor da yalnızca ihlallerin tespiti değil; aynı zamanda kamuoyu oluşturma, hak arama yollarını güçlendirme ve cezasızlık politikalarına karşı mücadele etme amacını taşımaktadır.

Newroz, tarihsel kökenleri itibarıyla Ortadoğu halklarının ortak kültürel mirasının bir parçası olmakla birlikte, özellikle Kürt halkı açısından yalnızca mevsimsel bir bayram olmanın ötesinde; kimliğin, kültürel varoluşun ve kolektif hafızanın kamusal alanda ifade edildiği Bir Gündür. Newroz, tarihsel olarak direnişin, özgürlüğün ve toplumsal varoluşun sembolü haline gelmiş; Kürt halkının hem geçmişle kurduğu bağın hem de geleceğe dair taleplerinin en görünür biçimde ifade edildiği kamusal bir alan yaratmıştır.

2026 yılı Newroz sürecinde ortaya çıkan tablo, bu tarihsel ve toplumsal anlam ile açık bir çelişki içerisindedir. Türkiye’nin birçok ilinde gerçekleştirilen kutlamalarda kolluk kuvvetlerinin müdahale biçimleri, idari uygulamalar ve sonrasında yürütülen adli süreçler birlikte değerlendirildiğinde; ortaya çıkan uygulamaların Newroz’un ruhuna ve anlamına uygun olmadığı açıkça görülmektedir. Newroz’un barışçıl, kapsayıcı ve toplumsal bir birliktelik günü olması gerekirken; bu süreçte uygulanan güvenlik politikaları, Newroz’u bir baskı ve denetim alanına dönüştürmüştür.

Newroz alanlarına girişlerde yurttaşların uzun süre bekletildiği, birden fazla üst aramasına tabi tutulduğu, kimlik kontrollerinin yaygınlaştırıldığı ve bu uygulamaların birçok durumda etkinlik alanına erişimi fiilen engellediği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra sarı, kırmızı ve yeşil renkler, “Kürdistan” ibaresi, yöresel kıyafetler ve çeşitli sembollerin sistematik biçimde alana alınmadığı; bu yasakların herhangi bir somut hukuki gerekçeye dayandırılmaksızın uygulandığı belirlenmiştir. Bu durum, yalnızca güvenlik tedbiri olarak değil; doğrudan ifade özgürlüğünün ve kültürel kimliğin kamusal görünürlüğünün sınırlandırılması olarak değerlendirilmelidir.

Newroz alanlarında gerçekleştirilen barışçıl faaliyetlerin, özellikle slogan atma, halay çekme ve şarkı söyleme gibi ifade biçimlerinin sonrasında yürütülen soruşturmalarda suç unsuru olarak değerlendirilmesi; Newroz’a katılımın doğrudan kriminalize edildiğini göstermektedir. Bu durum, yalnızca bireylerin değil, toplumsal bir etkinliğin bütünüyle hedef alındığını ve demokratik hakların kullanımının cezalandırıldığını ortaya koymaktadır. Bu tür uygulamalar, Newroz’un barışçıl ve kolektif doğasıyla bağdaşmadığı gibi, demokratik toplum ilkeleri ile de açıkça çelişmektedir.

Raporumuz kapsamında tespit edilebildiği kadarıyla en az 253 kişi gözaltına alınmış, en az 63 kişi tutuklanmış ve en az 112 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Bu süreçte çocukların da gözaltına alındığı, tutuklandığı ve özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlere maruz bırakıldığı tespit edilmiştir. Bu veriler, yalnızca tespit edilebilen vakalara dayanmakta olup, gerçek sayının daha yüksek olduğu değerlendirilmektedir.

Gözaltı süreçlerine ilişkin bulgular, işkence ve kötü muamele yasağı bakımından da ciddi ihlallerin yaşandığını ortaya koymaktadır. Özellikle bazı illerde gözaltı sırasında darp, fiziksel şiddet, tehdit ve psikolojik baskı uygulandığına dair çok sayıda beyan alınmıştır. Çocukların doğrudan fiziksel şiddete maruz kaldığı ya da aile bireylerine yönelik şiddete tanıklık etmek zorunda bırakıldığı vakalar, ihlallerin ağırlığını daha da artırmaktadır. Bu kapsamda, gözaltı süreçlerinde darp ve kötü muameleye ilişkin tüm iddiaların derhal, bağımsız, tarafsız ve etkin bir şekilde soruşturulması gerekmektedir. Sorumlu kolluk görevlileri hakkında gerekli adli ve idari işlemler başlatılmalı; cezasızlık uygulamalarına son verilmelidir.

Bu süreçte yaşanan ihlaller, yalnızca bireysel hak ihlalleri olarak değerlendirilemez. Ortaya çıkan tablo, belirli bir kimliğin kamusal alandaki görünürlüğünü sınırlamaya yönelik sistematik bir yaklaşımın varlığına işaret etmektedir. Newroz’a katılımın suç unsuru haline getirilmesi, ceza hukukunun temel ilkeleri ile bağdaşmadığı gibi; demokratik toplum düzeninin temelini oluşturan çoğulculuk ve ifade özgürlüğü ilkeleriyle de açıkça çelişmektedir.

Yaşanan bu ihlaller yalnızca belirli haklarla sınırlı değildir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, işkence yasağı, savunma hakkı, çocuk hakları ve kadınların maruz kaldığı ayrımcı uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde; ortaya çıkan tablo çok yönlü ve ağır bir hak ihlalleri zincirine işaret etmektedir.

Özellikle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik müdahaleler yalnızca alanda değil; alan öncesinde ve sonrasında da sürdürülmüştür. Giriş engelleri, kimlik kontrolleri, sembol yasakları ve sonrasında yapılan ev baskınları, bu hakkın kullanımını tamamen etkisiz hale getirmiştir. Bu durum, yalnızca mevcut hakkın ihlali değil; aynı zamanda gelecekte bu hakkın kullanımını engellemeye yönelik bir caydırma politikasıdır.

Newroz’a katılımın suç unsuru haline getirilmesi, ceza hukukunun temel ilkeleriyle açıkça çelişmektedir. Tutuklama tedbirinin yaygın biçimde uygulanması, ölçülülük ve son çare olma ilkelerinin ihlal edildiğini göstermektedir. Çocukların dahi bu süreçte tutuklanması, ihlallerin geldiği boyutu açıkça ortaya koymaktadır.

Türkiye’de son dönemde yeniden gündeme gelen barış ve demokrasiye dayalı çözüm arayışları, toplumsal gerilimlerin azaltılması, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabilmesi açısından kritik bir önem taşımaktadır. Bu süreç, yalnızca siyasal aktörler arasında yürütülen dar kapsamlı bir müzakere zemini olarak değil; aynı zamanda toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren, demokratikleşme, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve insan haklarının etkin biçimde güvence altına alınması yönünde atılması gereken adımları da içeren bütünlüklü bir dönüşüm süreci olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda Newroz gibi tarihsel ve toplumsal anlamı güçlü olan günler, barışçıl çözüm iradesinin ve demokratik toplum tahayyülünün kamusal alanda görünür kılındığı önemli fırsat alanlarıdır.

Ancak 2026 yılı Newroz sürecinde yaşanan gözaltı, tutuklama ve kolluk müdahaleleri, söz konusu barış ve demokrasi sürecinin ruhu ile açık bir uyumsuzluk göstermektedir. Barışçıl toplanma ve ifade faaliyetlerinin kriminalize edilmesi, Newroz’a katılımın soruşturma ve kovuşturma konusu haline getirilmesi ve özellikle geniş çaplı gözaltı uygulamaları, toplumsal güvenin tesis edilmesini zorlaştırmakta ve demokratik çözüm zeminine zarar vermektedir. Oysa barış ve demokrasi sürecinin güçlenmesi; ifade özgürlüğünün genişletilmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının güvence altına alınması ve yurttaşların kamusal alanda kendilerini özgürce ifade edebilmelerinin sağlanması ile mümkündür. Bu nedenle, Newroz sürecinde gerçekleştirilen ve barışçıl faaliyetleri hedef alan gözaltı ve tutuklama uygulamalarının derhal gözden geçirilmesi; bu tür müdahalelerden vazgeçilerek hak ve özgürlükleri esas alan bir yaklaşımın benimsenmesi hem toplumsal barışın güçlendirilmesi hem de demokratikleşme sürecinin ilerletilmesi açısından zorunludur.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği olarak bir kez daha vurguluyoruz ki; Newroz’un taşıdığı tarihsel ve toplumsal anlam dikkate alınmadan yürütülen bu politikalar, toplumsal barışa zarar vermektedir. Newroz’un bastırılması, aslında toplumun birlikte yaşama iradesine yönelik bir müdahaledir. Bu nedenle Newroz’un resmi olarak tanınması büyük önem taşımaktadır. Newroz’un Türkiye’de resmi bayram olarak ilan edilmesi, yalnızca kültürel hakların tanınması açısından değil; aynı zamanda demokratikleşme ve toplumsal barışın güçlendirilmesi açısından da önemli bir adım olacaktır.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği olarak; keyfi gözaltı ve tutuklama uygulamalarına son verilmesini, işkence ve kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturulmasını, çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılmasına son verilmesini, ifade özgürlüğü ve toplantı hakkını sınırlayan tüm uygulamaların kaldırılmasını, Newroz’un resmi ve milli bayram olarak tanınmasını talep ediyor; kamuoyunu ve uluslararası insan hakları mekanizmalarını bu ihlaller karşısında duyarlı olmaya çağırıyoruz.

 

2026 YILI NEWROZ HAK İHLALLERİ RAPORUMUZ İÇİN LİNK : 

https://ozgurlukicinhukukcular.org/Newroz-Rapor-OHD-Genel-Merkez.pdf