Duyurular
BATMAN BEŞİRİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMUNDA MEHMET ÇEVİREN’İN ÖLÜMÜNE İLİŞKİN RAPOR, BATMAN BEŞİRİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMUNDA MEHMET ÇEVİREN’İN ÖLÜMÜNE İLİŞKİN DEM PARTİ, TUHAD-FED VE ÖHD ORTAK RAPOR
27.04.2026

BATMAN BEŞİRİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMUNDA MEHMET ÇEVİREN’İN ÖLÜMÜNE İLİŞKİN RAPOR

İÇİNDEKİLER

1. GİRİŞ 

2. ZİYARET HEYETİ VE YÖNTEM

3. KURUMA İLİŞKİN GENEL TESPİTLER

3.1.Tekli tutma ve yalnızlaştırma rejimi

3.1.1. Kurumun yapısal niteliği ve tecridin mimari zemini

3.2. Sosyal, kültürel ve sportif hakların fiilen sınırlandırılması

3.3. Somutlaştırılmış hak kullanım tablosu  

3.4. Oda ve koridor yerleşimi 

3.5. İdare ile ilişki, sevk kaygısı ve ekonomik baskı

4. MEHMET ÇEVİREN’İN ÖLÜMÜNE GİDEN SÜREÇTE ORTAYA ÇIKAN BULGULAR

4.1. Tekli tutulma süresi ve ortaklaşma talebinin karşılanmaması

4.2. Risk işaretleri ve önceden dile getirilen ifadeler

4.3. İşkence gölgesi, umut kaybı ve ruhsal durum

4.4. Son dönemde gözlenen çelişkili işaretler

4.5. İdare ile yaşanan sorunlar ve disiplin uygulamaları

5. KURUM GEÇMİŞİ VE RİSK ÖRÜNTÜSÜ

6. İDARE İLE GÖRÜŞMEDE ORTAYA ÇIKAN HUSUSLAR

6.1. Görüşme usulü ve kurumsal tutum

6.2. Ölüm sonrasındaki işlemler bakımından açıklığa kavuşturulması gereken hususlar 

7. HUKUKİ DEĞERLENDİRME

8. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME 

9. ÖNERİLER

 

GİRİŞ

Ceza infaz kurumlarında meydana gelen ölüm ve intihar vakaları, yalnızca ölüm anına odaklanılarak açıklanamayacak kadar ağır ve çok katmanlı bir insan hakları sorunudur. Devletin tam gözetim ve denetimi altında bulunan kişilerin yaşamını yitirmesi; infaz koşullarının, tecrit ve izolasyon biçimlerinin, sağlık ve psikososyal destek mekanizmalarının, idari uygulamaların ve risk önleme kapasitesinin birlikte incelenmesini zorunlu kılar. 13 Nisan 2026 tarihinde Batman Beşiri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.  Nitekim 15 Nisan 2026 tarihli ziyaret kapsamında edinilen beyanlar ve gözlemler, olayın yalnızca son ana indirgenemeyeceğini; ölüm öncesindeki tekli tutma pratiği, ortak yaşam alanlarının sınırlandırılması, sosyal ve kültürel haklara erişimin fiilen daraltılması, koğuş ve koridor yerleşimi, idare ile mahpuslar arasındaki ilişki ve kurumun genel işleyişi ile birlikte ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu rapor, 15 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen ziyaret sırasında edinilen heyet gözlemleri, mahpus beyanları ve kurum idaresiyle yapılan görüşmede paylaşılan bilgiler esas alınarak hazırlanmıştır.  Resmi kayıt ve belgeler bağımsız biçimde henüz temin edilemeyen başlıklarda, ilgili hususlar açıkça beyanlara dayalı olarak aktarılmıştır. Ayrıca aynı hapishanede yaşanan intihar vakaları, uzun süredir sivil toplum ve hukuk örgütlerinin açıklamalarına, kamuoyuna yansıyan raporlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki girişimlere konu olmaktadır. Milletvekilleri tarafından mesele çeşitli biçimlerde gündeme taşınmış; ilgili komisyonlara başvurular yapılmış ve Adalet Bakanlığı’na soru önergeleri sunulmuştur. Nitekim 10 Kasım 2025 tarihinde Batman milletvekilleri ve Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan tarafından aynı hapishanedeki intihar olaylarına ilişkin İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu başvurusu ve soru önergesi de verilmiştir.  Bu yönüyle Mehmet Çeviren’in ölümü, daha önce görünür hale gelmiş risk alanlarının önlenememesi bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

 

 2. ZİYARET HEYETİ VE YÖNTEM

Batman Beşiri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na 15 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen ziyaret;

 DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan 

 Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) yönetiminden Av. Veysi Atmaca 

 Batman Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Av. Şirin Şen  tarafından yapılmıştır.

Ziyaret kapsamında mahpuslarla birebir görüşmeler gerçekleştirilmiş, kurum idaresi ile görüşülmüş ve Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesine ilişkin süreç ile kurumun genel infaz koşullarına dair dair bilgi toplanmıştır. Görüşmeciler, rastgele değil; Mehmet Çeviren’in son dönem koşullarına, kurum içi yerleşimine ve gündelik temas ilişkilerine doğrudan tanıklık edebilecek kişiler arasından seçilmiştir. Bu kapsamda, aynı infaz rejimini deneyimleyen, aynı koridor düzeninde kalan, açık görüş ve spor gibi sınırlı ortak alanlarda temas kurabilen, geçmişte aynı odada kalmış ya da uzun süredir aynı kurumda benzer koşullara maruz bulunan mahpuslarla görüşülmüştür. Böylece yalnızca kurumun genel işleyişine dair değil; tekli tutulma pratiği, ortaklaşma imkanlarının sınırlandırılması, oda ve koridor yerleşimi, idare ile ilişkiler, koğuş değişikliği talepleri ve ölüm öncesine ilişkin dikkat çekici beyanlar hakkında da doğrudan gözlem ve deneyime dayalı bilgi toplanması amaçlanmıştır. Bu yöntem, olayın yalnızca tek bir ana ya da tek bir kaynağa dayalı olarak değil; kurumun genel işleyişi, tanıklık ilişkileri ve ölüm öncesi sürecin çok boyutlu yapısı birlikte değerlendirilerek incelenmesi amacıyla tercih edilmiştir.

 

 3. KURUMA İLİŞKİN GENEL TESPİTLER

3.1. Tekli tutma ve yalnızlaştırma rejimi Görüşmeciler, ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin 3 saatlik havalandırma hakkı bulunduğu; ancak ortak havalandırmaya izin verilmediği için bu hakkın fiilen tek başına kullandırıldığı belirtilmiştir. Mahpuslar, fiziksel saldırı bulunmasa dahi hakların tam olarak kullandırılmadığını; iletişimin azaltılması amacıyla ayrı ayrı koridorlara ve tekli odalara yerleştirildiklerini ifade etmiştir. Mahpus beyanlarına göre, '3’lü' olarak anılan ve yan yana üç tekli odaya bağlı ortak havalandırma bulunan bir yerleşim biçimine geçme talepleri olmuş; Mehmet Çeviren dâhil bazı ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin bu bölüme alınmak için başvurduğu, ancak taleplerinin sürekli ertelendiği aktarılmıştır. Bu yönüyle sorun, yalnızca hücre tipi oda kullanımı değil; ortaklaşma ihtimalinin de idari tercihlerle daraltılmasıdır. Bazı görüşmeciler, 3’lü kalan odaların diğer suç tiplerinden mahpuslara veya 'tarafsız' olarak nitelenen kişilere verildiğini, siyasi mahpusların ise daha parçalı ve kopuk bir yerleşim içinde tutulduğunu belirtmiştir. Bu anlatım, siyasi mahpusların dayanışma ve iletişim imkânlarının ayrıca zayıflatıldığına işaret etmektedir. Görüşmelerden edinilen ortak izlenim, hapishanede tekli tutmanın ve yalnızlaştırmanın, insan olmaktan doğan toplumsal varoluşunu aşındıran, onu ilişkiden, sesten, temastan ve ortak yaşamın kurucu bağlarından koparan sistematik bir tecrit ve yıpratma düzeni olduğu yönündedir. 3.1.1. Kurumun yapısal niteliği ve tecridin mimari zemini Ziyaret kapsamında edinilen beyanlar, kurumda uygulanan tekli tutma ve sınırlı ortaklaşma rejiminin günlük idari tercihlerden ibaret olmadığını; yapısal ve mimari bir zemine dayandığını göstermektedir. Kuruma ilişkin açık kaynaklarda görülen adlandırma farklılıkları da bu yapısal niteliğin ayrıca açıklığa kavuşturulmasını gerekli kılmaktadır. Resmi kaynaklarda bugün “Batman Kapalı Ceza İnfaz Kurumu” olarak anılan kurumun, daha önce Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi olduğuna ilişkin kayıtlar bulunması; incelemenin yalnızca kurumsal isim üzerinden değil, fiilen uygulanan infaz rejimi üzerinden yapılmasını zorunlu kılmaktadır.  Yüksek güvenlikli ve S tipi olarak anılan, kamuoyunda ise çoğu kez “kuyu tipi” diye tarif edilen hapishane modelinin ortak özelliği; mahpusu sınırlı hareket, sınırlı temas ve sınırlı duyusal etkileşim içinde tutan bir tecrit düzenini mimari araçlarla kalıcılaştırmasıdır. Gün ışığına, havaya, sese, harekete ve insani karşılaşmaya erişimin daraltıldığı bu yapılarda yalnızlaştırmanın etkisi yalnızca sosyal yaşamın zayıflamasıyla sınırlı kalmamakta; bedensel hareketsizlik, uyku bozukluğu, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve duyusal yoksunluk belirtileriyle birlikte ruhsal çözülme riskini de artırmaktadır. Nitekim bu alandaki hak izleme ve tıbbi değerlendirmelerde, uzun süreli izolasyonun fiziksel, ruhsal ve zihinsel yıpranmaya yol açtığı; duyusal ve algısal yoksunluğun kaygı, çaresizlik, değersizlik duygusu ve umut kaybını derinleştirdiği vurgulanmaktadır.  Bu yönüyle kurumun fiili işleyişi, yalnızca güvenlik temelli bir infaz modeli olarak değil; insanın bedensel bütünlüğünü ve ruhsal dengesini aşındıran yapısal bir hak ihlali alanı olarak ele alınmalıdır.

 

3.2. Sosyal, kültürel ve sportif hakların fiilen sınırlandırılması Ziyarette alınan beyanlara göre spor hakkı pandemi gerekçesiyle uzun süre tekli kullandırılmış; ardından 2 kişiyle sınırlandırılmış; son 2 yılda ise ancak 6-7 kişilik gruplarla kullandırılabilmiştir. Açık görüş haftası hariç olmak üzere spor hakkının ayda 3 kez ve her seferinde yaklaşık 45-50 dakika ile sınırlandığı ifade edilmiştir. Mahpuslar, 5 yılı aşkın süredir bu kurumda tutulmalarına rağmen kurs, sohbet ve sosyal etkinlik hakkının fiilen tanınmadığını; Mehmet Çeviren’in ölümünden sonra ilk kez 'akıl oyunları' adı altında bir kurs açıldığı söylenerek 6 hükümlünün bir arada çıkarıldığını aktarmıştır. Bu durum, sosyal etkinliklerin düzenli, öngörülebilir ve hak temelli bir uygulama olarak işletilmediğini göstermektedir. Mahpus anlatımlarında, açık görüş haftası dışında ortak temas alanlarının belirgin biçimde daraltıldığı; sohbet ve ortak faaliyet yokluğu nedeniyle birbirlerini ancak açık görüş günlerinde, kapı aralığından sınırlı biçimde ya da seyrek spor faaliyetlerinde görebildikleri vurgulanmıştır. Uzun süreli yalnızlaştırma, sosyal ilişkilerin koparılması ve ortak yaşamın idarenin takdirine bırakılması, özellikle ağırlaştırılmış müebbet rejiminde ruhsal çöküş riskini artıran faktörlerdir. 4   5  3.3. Somutlaştırılmış hak kullanım tablosu Alan Beyanlara göre uygulama Değerlendirme Havalandırma Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerine 3 saat hak tanındığı, fakat ortak havalandırmaya izin verilmediği için fiilen tek başına kullandırıldığı aktarılmıştır. Hak varmış gibi görünmekle birlikte ortaklaşma boyutu ortadan kaldırılmaktadır. Spor Pandemi döneminde uzun süre tekli; sonrasında 2 kişi; son iki yılda 6-7 kişi. Açık görüş haftası hariç ayda 3 kez, 45-50 dakika. Süre, sıklık ve grup yapısı olağan ortak faaliyet standardının altındadır. Kurs / sohbet 5 yılı aşkın süre fiilen yok. Ölümden sonra ilk kez 'akıl oyunları' kursu açıldığı ve 6 ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsünün çıkarıldığı belirtilmiştir. Düzenli hak kullanımından çok sonradan ve reaksiyoner bir uygulama görünümü vermektedir. İdare ile temas Mahpusların görüşme talep ettiğinde dilekçe vermek zorunda kaldıkları, birinci ve ikinci müdürün odaları nadiren gezdiği belirtilmiştir. Sorunların erken tespiti ve yüz yüze izleme kapasitesi zayıflamaktadır.  Bu veriler, hak kullanımının münferit aksaklıklar üzerinden değil, süreklilik taşıyan kurumsal sınırlamalar üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Sorun, tek tek bazı hakların eksik kullandırılması olmayıp, tecridi derinleştiren bir infaz rejiminin birlikte ve süreklilik içinde işletiliyor olmasıdır. 

 

3.4. Oda ve koridor yerleşimi Mahpus beyanlarına göre 8’li koridor yerleşimi, iletişimi en aza indiren ve gerilim üreten bir yapı göstermektedir. Görüşmeciler, siyasi mahpusların ADLİ/A, FETÖ/F ve İŞİD/D şeklinde kodladıkları farklı gruplarla parçalı biçimde dağıtıldığını; bunun da yan yana gelmeyi, ortaklaşmayı ve gündelik iletişimi fiilen imkânsız hale getirdiğini ifade etmiştir. Mahpus beyanlarına göre 8’li koridor yerleşim örnekleri aşağıdaki gibidir: Dizilim Oda 1 Oda 2 Oda 3 Oda 4 Oda 5 Oda 6 Örnek 1 Adli/Fetö A/F/İ A/F/İ Siyasi A/F/İ Siyasi Oda 7 Oda 8 A/F/İ /İşid A/F/İ Örnek 2 Adli/Fetö /İşid Siyasi A/F/İ Siyasi A/F/İ Siyasi A/F/İ A/F/İ Bu çizelge, koridor düzeninin mahpusların beyan ettiği haliyle bir sınıflandırma ve dağıtım mantığı taşıdığını göstermektedir. Elbette bu yerleşimin resmi oda planları ile karşılaştırılması gerekir; ancak mevcut haliyle dahi beyanlar, kurumsal yalnızlaştırmanın mimari ve yerleşimsel bir boyutu bulunduğuna işaret etmektedir. 3.5. İdare ile ilişki, sevk kaygısı ve ekonomik baskı Görüşmeciler, kurumda taleplerini doğrudan iletebilmenin güç olduğunu; görüşme talep edildiğinde dilekçe verilmesinin istendiğini, birinci ve ikinci müdürün odaları nadiren gezdiğini belirtmiştir. Bazı mahpuslar, son dönemde idarenin tutumunda görece yumuşama gözlediklerini; ancak taleplerinin yine de yerine getirilmediğini söylemiştir. Mahpuslar ayrıca, uzak yere sevk edilmemek için idare ile fazla ters düşmek istemediklerini; ekonomik olarak çoğunun zorlandığını ve ailelerini daha fazla yük altına sokmamak için bu sıkıntıları bazen paylaşmadıklarını dile getirmiştir.  Görüşmeciler, siyasi mahpuslar bakımından yalnızlaştırmanın daha ağır hissedildiğini; dayanışma mekanizmalarının zayıflatıldığını ve psikolojik etkisinin daha da belirgin olduğunu ifade etmiştir. Bu anlatımlar birlikte değerlendirildiğinde, kurum içi başvuru ve şikâyet mekanizmalarının kâğıt üzerinde var olsa da fiilen caydırıcı koşullar altında işlediği; mahpusların hak arama ve sorun bildirme kapasitesinin idari baskı, sevk kaygısı ve ekonomik kırılganlık nedeniyle zayıfladığı anlaşılmaktadır.

 

4. MEHMET ÇEVİREN’İN ÖLÜMÜNE GİDEN SÜREÇTE ORTAYA ÇIKAN BULGULAR

4.1. Tekli tutulma süresi ve ortaklaşma talebinin karşılanmaması Mahpus beyanlarına göre Mehmet Çeviren, cezasının kesinleşmesinden sonra yaklaşık 2,5 yıldır tekli odada tutulmuştur. Sohbet ve kurs hakkı “bulunmadığı” için yakın arkadaşlarıyla ancak açık görüş günlerinde veya sınırlı spor faaliyetlerinde görüşebilmiştir. Birden fazla kez koğuşunun değiştirilmesi için dilekçe verdiği; yan yana üç tekli oda ve ortak havalandırma bulunan '3’lü' sisteme geçmek istediği; ancak bu talebinin karşılanmadığı aktarılmıştır. Mahpus beyanlarına göre dile getirilen koğuş/oda değişikliği talebi, kurum dışına ya da başka bir ile sevk istemine değil; aynı hapishane içinde ortaklaşma imkânını kısmen artırabilecek bir yerleşime geçme arayışına ilişkindir. Bu talebin sürekli ertelenmesi, ortak yaşam olanaklarının idari tercihlerle sınırlandırıldığını ve tecrit rejiminin bu tercihler üzerinden sürdürüldüğünü düşündürmektedir.

 

4.2. Risk işaretleri ve önceden dile getirilen ifadeler Görüşmelerde, Mehmet Çeviren’in geçmişte intihar düşüncesini ailesine ilettiği; aile aracılığıyla görüşen avukattan sonra bu düşünceden vazgeçtiğini arkadaşlarına söylediği aktarılmıştır. Yine cezasını ilk aldığı dönemde 'eylem yapma' ve kendine zarar verme yönünde sözler ettiği yönünde beyanlar vardır. Mahpus anlatımlarına göre Mehmet Çeviren, 21 Mart Newroz öncesinde aynı koridorda kalan bir arkadaşına 21 Mart tarihinde bir eylem gerçekleştireceğini söylemiş; 21 Mart’ta böyle bir eylem yaşanmadığı için sonradan vazgeçmiş olabileceği düşünülmüştür. Olaydan 1-2 gün önce kapı aralığından yapılan görüşmede 'benim hakkımda çok konuşuyorlar, üzerime çok geliyorlar' dediği; kimlerin kastedildiği sorulduğunda ise bu konuda açıklama yapmadığı belirtilmiştir. Olaydan bir gün önce, yine kapı aralığından yapılan bir görüşmede 'bugün çok yoruldum' dediği; arkadaşlarının ne olduğunu sorması üzerine '4-5 sayfa bir mektup yazdım, ondan yoruldum' şeklinde cevap verdiği; mektubu kime yazdığı sorulduğunda ise yalnızca 'birine yazdım' diyerek isim vermediği aktarılmıştır.  Bu anlatımlar, ölüm öncesinde çeşitli risk işaretlerinin ortaya çıktığını ve bu işaretlerin yalnızca son ana ilişkin değil, belli bir zamana yayılan bir kırılganlık hali içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla idarenin risk fark etme, izleme ve önleyici müdahalede bulunma yükümlülüğü ayrıca incelenmelidir.

 

4.3. İşkence gölgesi, umut kaybı ve ruhsal durum Bazı görüşmeciler, Mehmet Çeviren’in gözaltı sürecinde tehdit ve işkence üzerine kimi beyanlarda bulunduğunu bunun için kendisine karşı öfkesinin dinmediğinden sıkça söz ettiğini aktarılmıştır. Bunun yanında, sivil yaşamında kasaplık yaptığı; ağırlaştırılmış müebbet cezasını sindiremediği, bu cezayı beklemediği; aldığı cezanın ağırlığını sık sık sorguladığı ve yürüyen siyasi süreçten de umutlu olmadığı yönünde anlatımlar vardır.  Ağırlaştırılmış müebbet cezasını beklemediği, bu cezayı sindiremediği, aldığı hükmün ağırlığını sık sık sorguladığı ve içinde bulunduğu siyasal-hukuksal tablo bakımından güven verici bir gelişme görmediği için umudunun zayıfladığı yönündeki anlatımlar; yalnızca bireysel ruhsal durumun bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini düşünmekteyiz. İşkence ve kötü muamele iddialarının etkili biçimde soruşturulması, işkence altında verildiği ileri sürülen beyanların yargısal süreç üzerindeki etkisinin incelenmesi ve maddi gerçeğin işkenceden arındırılmış usullerle ortaya çıkarılması bakımından da değerlendirilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Vinter kararında ömür boyu hapis cezasının insan onuruyla bağdaşabilmesi için en geç 25 yıl içinde gözden geçirilebilen ve sonrasında periyodik incelemeler içeren bir mekanizmanın bulunması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, Türkiye hakkında verdiği Öcalan (No. 2), Kaytan, Gurban ve Boltan kararlarında da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının gerçek bir gözden geçirme ve serbest bırakılma umudu olmaksızın sürdürülmesini AİHS’in 3. maddesiyle bağdaşmaz bulmuştur. Buna rağmen yürürlükteki 5275 sayılı Kanun’un 25. maddesi ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsünün tek kişilik odada tutulmasını, temas ve faaliyetlerin ağır biçimde sınırlandırılmasını ve cezanın infazına hiçbir surette ara verilememesini düzenlemekte; 107. maddenin 16. fıkrası ise bazı suçlar bakımından koşullu salıverme hükümlerini bütünüyle dışlamaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de 2025 yılında, Türkiye’den bu alanda etkili bir gözden geçirme mekanizması kurmasını istemeyi sürdürmüştür.  Bu nedenle ortaya çıkan tablo, yalnızca bireysel bir umutsuzluk hali olarak okunamaz. Demokratik toplum ve hukuk perspektifinden bakıldığında; işkence ve kötü muamele iddialarının etkili biçimde soruşturulmadığı, işkence altında verildiği ileri sürülen beyanların yargısal etkisinin giderilmediği, umut ilkesine uygun bir infaz rejiminin kurulmadığı, tecridi derinleştiren uygulamaların sürdürüldüğü ve siyasal sürece eşlik edecek güven artırıcı hukuki adımların atılmadığı bir zeminde yaşam hakkının nasıl daha kırılgan hale geldi görülmektedir. Bu nedenle Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesine giden süreç, devletin işkence iddialarını 8 bağımsız ve etkili biçimde soruşturma, hukuka aykırı beyanların yargılamaya etkisini denetleme, ağırlaştırılmış müebbet rejimini umut ilkesi doğrultusunda yeniden düzenleme, tekli tutmayı derinleştiren uygulamaları kaldırma, psikososyal destek ve ortaklaşma imkânlarını güvence altına alma ve AİHM kararlarına uygun yasal değişiklikleri derhal yapma yükümlülüklerinin ertelenemez ve yaşamsal nitelikte olduğunu göstermektedir.

 

4.4. Son dönemde gözlenen çelişkili işaretler Bir başka önemli nokta, ölüm öncesi döneme ilişkin beyanların tek yönlü olmamasıdır. Bir görüşmeci Mehmet Çeviren ile geçen hafta ortak açık görüş yaptığını, ailesinden kalabalık bir grupla görüştüğünü gördüğünü ve spor sırasında moralinin yüksek göründüğünü ifade etmiştir. Bu anlatım, ölüm öncesi süreçte dışarıdan fark edilmesi güç, dalgalı ve çelişkili bir ruhsal durum bulunabileceğini göstermektedir. Yaşam hakkı bakımından değerlendirme yapılırken yalnızca açık bir 'kriz anı' değil; çelişkili davranış örüntüleri, önceki risk ifadeleri, koğuş değişikliği talepleri, umutsuzluk, yalnızlaştırma ve kurumsal cevap vermeme pratikleri birlikte ele alınmalıdır.

 

4.5. İdare ile yaşanan sorunlar ve disiplin uygulamaları Mahpus beyanlarına göre Mehmet Çeviren’in yaklaşık 3 yıl önce, o dönemdeki kurum yönetimi sırasında idare ile sorunlar yaşadığı ve disiplin cezalarının arttığı belirtilmiştir.  Bu husus, infaz dosyası, disiplin evrakı ve kurum içi başvurularla birlikte incelenmelidir. Disiplin işlemlerinin sıklığı ve niteliği, yalnızlaştırmayı derinleştiren ayrı bir baskı mekanizması olarak değerlendirilmelidir.

 

5. KURUM GEÇMİŞİ VE RİSK ÖRÜNTÜSÜ

Görüşmeciler, kurumda daha önce de intihar ve ölüm vakaları yaşandığını hatırlatmıştır. Mahpus beyanlarında Sıddık Uğur’un Mayıs 2022’de intihar ettiği; adli mahpuslar arasında da intihar eden veya teşebbüste bulunan kişilerin bilindiği; İskender isimli Bingöllü bir adli mahpusun ise açlık grevi sürecinde yaşamını yitirdiği aktarılmıştır.  Nitekim idare ile yapılan görüşmede son 1 yıl içinde kurumda 1 intihar girişimi ve 2 intihar vakasının yaşandığı da teyit edilmiştir. Bu doğrulama, risk önleme mekanizmalarının, psikososyal destek kapasitesinin ve idari denetimin yeterliliğinin ayrıca sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Cezaevinde yalnızlaştırma ve tecrit, mahpus beyanlarından da anlaşıldığı üzere; özellikle de siyasi mahpuslar açısından ağır psikolojik sonuçlar doğurmaktadır. Dayanışma, iletişim ve 9 ortak yaşam imkanlarının sistematik biçimde daraltılması, ruhsal çöküş riskini büyüten bir infaz rejimi ortaya çıkarmaktadır. Son bir yıl içinde yaşanan intihar ve intihar girişimi vakaları da bu koşulların yaşam hakkı açısından ürettiği risklerin halen devam ettiğini göstermektedir.

 

6. İDARE İLE GÖRÜŞMEDE ORTAYA ÇIKAN HUSUSLAR

6.1. Görüşme usulü ve kurumsal tutum Ziyaret önceden bildirilmiş olmasına rağmen heyet girişte idare veya başmemur tarafından karşılanmamıştır. Başlangıçta idare ile yalnız ve avukatsız şekilde görüşülebileceği belirtilmiş; heyet, ortak görüşme yapacağını bildirerek bu dayatmayı kabul etmemiştir. İdare ile yapılan görüşmede, olay günü sabah 08:27’de sayım sırasında Mehmet Çeviren’in görüldüğünü, 09.33’te kantin ihtiyaçlarının verildiğini, 12:30 civarında yemek dağıtımı sırasında mazgal açıldığında durumun fark edildiğini; Mehmet Çeviren’in risk grubunda yer almadığını, psikolojik bir sorununun, düzenli kullandığı bir ilacının veya bilinen bir hastalığının bulunmadığını ifade etmiştir. Heyetin soruları derinleştikçe idarenin savunmacı bir tutum aldığı gözlenmiştir. Tekli tutulma, tecrit, kurs, etkinlik ve sohbet hakkına ilişkin somut sorular karşısında açıklayıcı ve belgeye dayalı bilgi sunulmamış; genel ve teknik ifadelerle geçiştiren yanıtlar verilmiştir. Özellikle Mehmet Çeviren’in son 5 yılda hangi kursa katıldığı sorusuna verilen 'belki de katılmamıştır' cevabı, sosyal hakların kullandırılması konusundaki idari yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilip getirilmediğine dair ciddi kuşku doğurmaktadır. Heyetin aktardığı 4-5 sayfalık mektup bilgisi sorulduğunda idare, olay yeri incelemesinde odada bir mektup veya not bulunmadığını belirtmiştir. Bu çelişki, olay yeri incelemesinin kapsamı, delil toplama yöntemi ve evrak muhafazası bakımından açıklığa kavuşturulmalıdır. İdarenin pandemi koşullarını ve sonrasını birçok kısıtlama için genel gerekçe olarak ileri sürdüğü görülmüştür. Ancak genel ve süreklileşmiş bu gerekçelendirme, spor, kurs, sohbet ve ortaklaşma haklarının fiilen daraltılmasını meşrulaştırmaz. Görüşmenin kuruluş biçimi ve idarenin ilk yaklaşımı birlikte değerlendirildiğinde kurumun şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız incelemeye açıklık bakımından sorunlu bir tutum sergilediğine dair kuvvetli bir izlenim ortaya çıkmaktadır.

 

6.2. Ölüm sonrasındaki işlemler bakımından açıklığa kavuşturulması gereken hususlar Mahpus beyanlarına göre ölümden sonra iki mahpus görüşmeye çağrılmış; psikoloğun onlara zincirin kesilerek kendini asma amacıyla kullanıldığı yönünde bilgi verdiği belirtilmiştir. Yine 10 bazı mahpuslara Mehmet Çeviren hakkında aile ve ekonomi merkezli sorular yöneltildiği; buna karşılık olayla yakın temasta olan herkesin henüz çağrılmadığı aktarılmıştır. Bu hususlar doğrulandığı takdirde, ölüm sonrası bilgi toplama sürecinin kapsamı ve yönelimi bakımından ayrıca değerlendirme gerektirir. Tanık mahpusların hangi sırayla, kim tarafından, hangi usulle dinlendiği; psikolog görüşmelerinin niteliği, olaya ilişkin ilk tutanakların ve personel beyanlarının ne zaman alındığı mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.

 

7. HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Ceza infaz kurumunda meydana gelen ölüm vakalarında devletin yükümlülüğü yalnızca ölüm sonrasında adli soruşturma başlatmakla sınırlı değildir. Anayasa’nın 17. maddesi yaşama hakkını ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağını; 40. maddesi etkili başvuru hakkını; 56. maddesi beden ve ruh sağlığını koruma yükümlülüğünü; 90. maddesi ise temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığını güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi yaşam hakkını, 3. maddesi ise işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağını düzenlemektedir. Bu normatif çerçeve uyarınca cezaevi idaresi ve ilgili kamu makamları; öngörülebilir riskleri önceden tespit etmek, intihar ihtimalini ciddiyetle değerlendirmek, mahpusun ruhsal durumunu izlemek, gerekli psikolojik ve tıbbi desteği sağlamak, tecrit ve izolasyonun yıkıcı etkilerini bertaraf etmek ve ölüm halinde bağımsız, hızlı, etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütmekle yükümlüdür.

 

8. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Batman Beşiri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesi, tekil bir olay olarak ele alınamayacak niteliktedir. Bu raporda yer verilen somut veriler, süre bilgileri ve mahpus beyanları; kurumda yalnızlaştırmanın mimari, idari ve günlük yaşam pratiği düzeyinde sistematik biçimde üretildiğine işaret etmektedir. Spor hakkının ayda 3 kez ve 45-50 dakikaya kadar daraltılması, uzun süre tekli veya 2 kişilik kullanımdan sonra ancak 6-7 kişilik sınırlı gruplara çıkılabilmesi, beş yılı aşkın süre kurs ve sohbet hakkının fiilen kullandırılmaması, ölümden sonra ilk kez kurs açılması, 8’li koridor yerleşiminin iletişimi parçalayacak biçimde kurgulandığı yönündeki anlatımlar ve 3’lü ortak havalandırmalı sisteme geçme taleplerinin karşılanmaması, tecridin günlük hayatı belirleyen kurumsal bir rejim olduğunu göstermektedir. 11 Mehmet Çeviren’e ilişkin olarak ise yaklaşık 2,5 yıllık tekli tutulma, koğuş değişikliği taleplerine cevap verilmemesi, geçmişte intihar düşüncesi ve kendine zarar verme söylemleri, olaydan kısa süre önce mektup yazdığını söylemesi, psikolojik baskı işaretleri ile idarenin bu işaretlere rağmen onu 'risk grubunda olmayan' bir mahpus olarak değerlendirmesi arasında ciddi bir araştırma ihtiyacı bulunmaktadır. Aynı kurumda son 1 yıl içinde 1 intihar girişimi ve 2 intihar vakasının yaşandığının idarece teyit edilmesi, bu ölümün münferit olmadığını; kurumun risk önleme, psikososyal destek ve etkili denetim kapasitesinde ağır sorunlar bulunduğunu düşündürmektedir. Bu nedenle mesele, yalnızca ölüm nedeninin adli olarak belirlenmesi değil; yaşamı koruma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğinin bütünlüklü biçimde ortaya çıkarılması meselesidir.

 

9. ÖNERİLER

• Mehmet Çeviren’in yaşamını yitirmesine ilişkin süreç, yalnızca ölüm anı ile sınırlı kalmaksızın en az son 6 aylık infaz ve gözlem süreciyle birlikte incelenmelidir.

• Olay gününe ve öncesine ilişkin kamera kayıtları, sayım kayıtları, nöbet çizelgeleri, oda yerleşim planları, koridor planları, görevli personel listeleri ve tüm tutanaklar eksiksiz biçimde muhafaza altına alınmalıdır.

• Son 6 aya ilişkin revir başvuruları, psikolog ve psikiyatri görüşmeleri, ilaç kayıtları, disiplin işlemleri, dilekçeler, koğuş değişikliği talepleri ve bunlara verilen cevaplar temin edilmelidir.

• Mehmet Çeviren’in yaklaşık 2,5 yıllık tekli tutulma süreci ile 3’lü ortak havalandırmalı sisteme geçme talebinin neden karşılanmadığı özel olarak araştırılmalıdır.

• Spor, havalandırma, kurs ve sohbet hakkının kullanımına ilişkin resmi çizelgeler istenmeli; mahpus beyanlarında geçen 'ayda 3 kez, 45-50 dakika', 'uzun süre tekli', 'son iki yılda 6-7 kişi' gibi somut veriler kurum kayıtları ile karşılaştırılmalıdır.

• 8’li koridor ve oda yerleşiminin resmi planı temin edilerek mahpus beyanlarında aktarılan sınıflandırma ve dağıtım pratiği doğrulanmalı; siyasi mahpusların parçalı yerleştirilmesinin bilinçli bir yalnızlaştırma yöntemi araştırılmalıdır.

• Olaydan bir gün önce yazıldığı belirtilen 4-5 sayfalık mektuba ilişkin çelişki açıklığa kavuşturulmalı; olay yeri inceleme tutanakları, arama kayıtları ve delil muhafaza zinciri ayrıntılı biçimde incelenmelidir.

• Ölüm sonrasında hangi mahpusların, hangi sırayla, kim tarafından ve hangi usulle görüşmeye çağrıldığı; psikolog ve idare görüşmelerinde hangi soruların yöneltildiği belirlenmelidir.

 • Kurumda son 1 yıl içinde yaşanan 1 intihar girişimi ve 2 intihar vakası ile önceki dönemlere ilişkin ölüm ve teşebbüs iddiaları birlikte incelenmeli; kurumun risk değerlendirme ve önleme mekanizmaları bağımsız olarak denetlenmelidir.

• Ağırlaştırılmış müebbet ve yüksek güvenlikli infaz rejiminin tecrit, sosyal izolasyon ve umutsuzluk üretici sonuçları yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı bakımından özel inceleme konusu yapılmalıdır.

• Cezaevlerinde ölüm ve intihar vakalarının önlenmesi için bağımsız izleme, düzenli psikososyal destek, şeffaf veri paylaşımı, ortak sosyal temas imkânlarının artırılması ve etkili denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik yasal ve idari değişiklikler yapılmalıdır.