Duyurular

BATMAN 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE

 

                               

Dosya No        : 2021/ İnfaz Hakimliği Dosyası

İtiraz Eden     :

Vekili              :

Konu               : İnfaz Hakimliği’nin 2021/… E. ve 2021/… K. sayılı 03.03.2021 tarihli kararına karşı itirazlarımızı içermektedir.

                                                                                                                   

Açıklamalar   :

Müvekkilim …… tarihinden itibaren Batman T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmaktadır.  Müvekkilin  koşullu salıverilme  tarihi …………., bihakkın tahliye tarihi ise ………………tür.

Müvekkil koşullu salıverilme tarihi ....... tarihinde tahliye edilmesi gerekirken yasaya aykırı olarak Batman T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu'nun 19.02.2021 tarih ve 2021/... E. sayılı kararı ile iyi halli olmadığı” gerekçesi ile tahliye edilmemiştir.  İdare ve Gözlem Kurulunun ilgili kararında “........., ............ 5275 sayılı Kanunun 89. Maddesi CGTİHK’nun 109. Maddesi Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri Yönetmeliği ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik uyarınca İYİ HALLİ OLMADIĞI” şeklinde belirtilerek koşullu salıverilmenin uygun olmadığına karar verilmiştir.

Müvekkil İdare ve Gözlem Kurulu'nun 19.02.2021 tarih ve 2021/... E. sayılı kararına karşı Batman İnfaz Hâkimliği’ne şikâyet yoluyla başvurmuş ancak başvurusu reddedilmiştir. İdare ve Gözlem Kurulu kararı, kararın dayanağı olan Gözlem ve Sınıflandırma Merkezi Yönetmeliği ve İnfaz Hâkimliği kararı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ilgili diğer uluslararası sözleşme ve metinlere ve Anayasa’ya aykırıdır.

  1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında; “Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; ... halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz. ...” Anayasa’nın 38. maddesinin onuncu fıkrasında; “İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.” Denilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, “Özgürlük ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrası ise şöyledir: “Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması; Kişinin Anayasa ve Sözleşme’de güvence altına alman özgürlüğünden yoksun bırakılabilmesi hallerinden biri de yetkili bir mahkemenin mahkûmiyet kararma dayalı olarak ve hukuka uygun bir şekilde tutulmasıdır. Bu doğrultuda, cezai veya disiplin tedbiri sonucu her türlü hürriyetten mahrum bırakma halleri de Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamındadır. (Esas Sayısı : 2018/67 Karar Sayısı : 2018/110)

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında özgürlük ve güvenlik hakkı güvence altına alınmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise şekil ve şartlan kanunda gösterilen belirli haller dışında, kişilerin başka bir nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılması yasaklanmıştır. Anılan ikinci fıkradaki sınırlama nedenlerinden biri de mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi halidir. Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise Anayasa’nın birinci fıkrası ile paralel bir ifadeye yer verildikten sonra, aynı fıkranın (a) bendinde kişi özgürlüğü ve güvenliğinin istisnası olarak “yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulma” hali düzenlenmiştir. Sözleşme’ye göre, özgürlüğe getirilen sınırlamanın meşru kabul edilebilmesi için mahkûmiyet kararı sonrası “tutma” hali veya hapsedilmenin, “yetkili mahkeme” kararma dayalı ve hukuka (kanuna) uygun olması şartları aranmaktadır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı yönünden “tutma” hali, geniş anlamda kullanılmakta olup; gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet sonrası tutukluluk ve hükümlülük hallerini içine almaktadır. Sözleşme maddesindeki “yetkili mahkeme” vurgusu, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğuran ceza veya güvenlik tedbiri uygulama konusunda kanun gereği yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan bağımsız ve yeterli güvencelere sahip yargısal organı ifade etmektedir. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. AYM Rıza Boudra kararında; “kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için alınan kararın hukuka uygun olması ve keyfî muamele teşkil etmemesi gerekmektedir. Demokratik hukuk devletinin gerekli ve makul kıldığı ölçüde denetlenebilmesi; koşullarının genel kabul görmüş standartlara uygun olması, özgürlüğünden yoksun bırakılanlara temel usulî hakların ve güvencelerin sağlanması gerekir. Sınırlamanın şekil ve şartlarının kanunla gösterilerek kişi özgürlüğü açısından daha güvenceli bir hukuki durum ortaya koymalı” yorumunu yapmaktadır.

 

  1. TCK'nın 7/1-2. Maddesi ve Zaman Bakımından Uygulama

29/12/2020 tarihinde 31349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelik açısından TCK'nın ilgili maddelerine baktığımızda bu konuda açık olan hükümler zaten mevcuttur. TCK'nın 7/1-2. maddesi zaman bakımından uygulama konusunda lehe kanunun tespitinde suçun işlendiği tarihin esas alınması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa'nın 38. maddesi de aynı hükme amirdir. Bu hüküm gereğince, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren aleyhe hükümler sanık hakkında uygulanamaz. Bu kural geçmişe yürüme yasağı olarak da adlandırılır. Usule ve infaza ilişkin hükümlerde ise lehe veya aleyhe olup olmadığına bakılmaksızın derhal uygulama ilkesi geçerlidir. Ancak, TCK'nın 7/3. maddesi infaz rejimine ilişkin olan üç kurumu derhal uygulanma kuralının dışında tutmuştur. Bunlar; erteleme, koşullu salıverme ve tekerrürdür. Yasa bu üç kurumu maddi ceza hukukuna ilişkin zaman bakımından uygulanma kurallarına tabi kılmıştır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, s.147) Bunun anlamı şudur; bu üç müessesede lehe kanun TCK 7/1-2'ye göre belirlenir ve suç tarihi esas alınır. TCK'nın 7. madde gerekçesinde de bu üç kurum bakımından birinci ve ikinci fıkralardaki zaman bakımından uygulama kurallarının uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. İnfaza ilişkin bu üç kurum bakımından "suç tarihinde" yürürlükte olan lehe hüküm sonradan kaldırılsa dahi sanık hakkında uygulanır yine suç tarihinden sonra yürürlüğe giren hüküm aleyhe ise sanık hakkında uygulanamaz. Bu üç kurum cezanın infazına ilişkin olmasına rağmen geriye uygulama yasağına tabidir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, s.74) Nitekim, 647 sayılı Kanunun ertelemeye ilişkin 6. maddesi, 5237 sayılı TCK'nın 51. maddesine göre daha lehe olduğundan 01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlarda esas alınarak uygulanmaya devam edilmiştir. TCK'nın 7/3. maddesine göre koşullu salıvermenin şartlarında lehe kanunun tespiti aynen erteleme gibi maddi ceza hukuku hükümlerine göre yapılacaktır. Bu nedenle koşullu salıvermenin şartlarını düzenleyen yasa veya yönetmelikte aleyhe yapılan değişikliklerde, “suç tarihinde yürürlükte olan” lehe düzenleme esas alınarak uygulama yapılacak, sonradan yürürlüğe giren aleyhe hüküm uygulanmayacaktır. Netice olarak; 5275 sayılı Kanunun 89. maddesinde yapılan değişiklik açıkça hükümlülerin aleyhine düzenlemeler içerdiğinden, maddenin değiştirildiği 14/04/2020 tarihinden önce işlenen suçlar bakımından bu değişiklik uygulanamaz ve eski hüküm geçerliliğini aynen korur. Ancak açık kanun maddelerine rağmen söz konusu yönetmeliğin uygulanması ile; TCK'nın 7. maddesinde düzenlenen kanunların zaman bakımından uygulanması ilkesi, Anayasanın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile AİHS'in 7. Maddesinde düzenlenen cezaların yasallığı (suçta ve cezada kanunilik) ilkesi ihlal edilmektedir.

  1. Belirlilik/Yasalllık ilkesi Yönünden

Anayasa Mahkemesi’nin belirlilik ilkesine ilişkin bir kararında, “Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin yaşama geçirilebilmesi bağlamında, Yasa’da tüzük, yönetmelik veya umumi emir gibi idari tasarrufl arla yasaklanan eylemlerin suç kabul edilmesi yasa ile düzenleme anlamına gelmeyeceğinden, bu eylemlerin neler olduğunun da yasada yer alması, cezanın da geçici veya sürekli tanımlamasıyla sürenin takdirini idareye bırakacak biçimde değil açıkça miktar ya da alt ve üst sınırlar belirlenerek gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin, kişinin temel hak ve özgürlüklerinin de güvencesi olduğunda duraksanamaz.” gerekçelerine yer verilerek, Anayasa’nın 38 inci maddesine de atıf yapılmıştır. Bu karar, suç ve cezalara ilişkin normların açık, anlaşılabilir, öngörülebilir olması yanında idari yaptırımların da bu ilkelere göre düzenlenmesini aramaktadır. (Anayasa Mahkemesi, 30.9.2005 tarihli E. 2005/78, K. 2005/59, RG 13.7.2006, S. 26227, s.31.)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 7 nci maddesi hükümlerine göre suçun veya yaptırımın yasada açık bir şekilde düzenlenmesi aranmakta ve yasallık ilkesine vurgu yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Sunday Times/Birleşik Krallık davası konuya ilişkin bir belirleme “Mahkemenin görüşüne göre, ‘hukuken öngörülmüş’ ifadesinden şu iki koşul ortaya çıkmaktadır. Birincisi (uygulanacak olan) hukuk, yeterince ulaşılabilir olmalıdır, eş deyişle, vatandaşlar belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmelidir. İkincisi, vatandaşların davranışlarını düzenlemelerine olanak vermek için yeterli açıklıkta düzenlenmemiş bir norm, ‘hukuk’ kuralı olarak kabul edilemez: Vatandaşlar belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçları, durumun makul saydığı ölçüde ve eğer gerekiyorsa uygun bir danışmayla önceden görebilmelidir”

  1. Uluslararası Sözleşmeler ve Belgeler Bağlamında Koşullu Salıverilme

 

  • 1976 yılındaki Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu‘nun Uzun Süreli Mahkûmlara Yönelik Muameleye İlişkin (76) 2 Sayılı Tavsiye Kararında tüm mahpusların erken tahliye olabilmesini sağlamak gerektiği belirlenmiş ve kişilerin dış dünya ile adaptasyonunun sağlanmasına yönelik tavsiyelerde bulunulmuştur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi daimi ve uzun süreli hapis cezalarının infazında uyulması gereken hususları içeren 15 maddelik bir Karar ile açıklamıştır. Buna göre: Cezanın infazı aşamasında mahkûm ve bakmakla yükümlü oldukları göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm tutuklular bakımından gerekli koşulların sağlanması halinde koşullu salıverilme olanağı bulunmalıdır (m. 9). Sadece genel önleme amacı gerekçesi, koşullu salıverilme imkânının reddi bakımından yeterli değildir (m. 10).
  • 2003 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi‘nin Üye Devletlere Şartlı Tahliye Hakkında R (2003) 22 Sayılı Tavsiye Kararı‘nda; mahkûmların topluma yeniden katılmalarını desteklemek için ömür boyu hapse mahkûm olanlar dâhil tüm mahkûmlar, kanunen şartlı tahliyeden yararlanabilmelidirler denmektedir.
  • 2006 yılında Leger‘in Fransa aleyhinde AİHM’e yaptığı başvuruda Daire‘nin vermiş olduğu karara ilişkin kısmi karşı oy yazısı kaleme alan AİHM eski başkanı Jean-Paul Costa, bir kişinin yeniden suç işlemesine ilişkin riskin hiçbir zaman sıfır olamayacağını, dolayısıyla bu yaklaşımla hiç kimseye şartlı tahliye uygulanamayacağını belirtir. Bu ifadelerin ardından mahpusları vahşi birer hayvana, ya da insan atığına dönüştürmenin; yeni mağdurlar yaratıp yaratmadığını ve adaletin yerine intikamın getirilip getirilmediğini‖ sormuştur. ( Leger/Fransa, Jean-Paul Costa‘nın Karşı Oy Yazısı, 19324/02, 11 Nisan 2006. )
  • Marcello Viola v. Italy (no. 2) – (Başvuru no: 77633/16) kararında AİHM mahpusun koşullu salıverilmesinin “adli makamlarla işbirliği” yapma şartına bağlanması sebebiyle ihlal kararı vermiştir. Mahkeme başvuranın tahliyesinin “adli makamlarla işbirliği” yapması şartına bağlanmasını “başvuranın tutukluluğunun artık meşru penolojik gerekçelere dayanmadığını göstermektedir.” Demiştir.

 

Sonuç ve Talep: Batman T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu’nun  19.02.2021 tarih ve 2021/... E. sayılı “iyi halli olmadığı”na ilişkin koşullu salıverilme kararının ve Batman İnfaz Hakimliğinin 2021/.... E. sayılı ve 03.03.2021 tarihli kararının itirazen incelenerek kaldırılmasını ve müvekkilim hakkında koşullu salıverme kapsamında tahliye kararının verilmesini talep ederim.